Bu Vatana İhanet Ettiler

Yayınlama: 05.10.2023
Düzenleme: 26.01.2024 09:57
184
A+
A-
01.07.1966 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Yazır köyünde doğdum. (İlçemiz şu an Boğazkale oldu.) *İlk okulu Ankara Mimar Sınan İlkokulu’nda; orta okul ve liseyi Ankara Tuzluçayır Lisesi’nde tamamladım. *1985 yılında Ankara Üniversitesi Çankırı Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümü’nden mezun oldum. *1986 yılında Ankara PTT de Elektrik Teknikeri olarak işe başladım. Sonrasında , Türk Telekom’un PTT’den ayrılmasıyla iş hayatıma Türk Telekom da devam ettim. *İş hayatımın 8. yılında tekrar Üniversite sınavına girerek, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Maden Mühendisliği’ni kazandım ve tayinimi Kütahya İl Telekom Müdürlüğü’ne aldırarak, gündüz iş hayatıma devam ederken, akşam ikinci öğretim olarak üniversite öğrenimime devam ettim. Maden Mühendisliği 2. Sınıf sonunda genel not ortalamamın çok yüksek olması sebebiyle aynı okulda Elektrik Elektronik Mühendisliği’ne yatay geçiş hakkı kazanarak, bir alt sınıftan başlamak kaydıyla öğrenimime Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünde devam ettim. *1999 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olarak aynı iş yerinde görevime Elektrik Elektronik Mühendisi olarak devam ettim. *2002 yılında Türk Telekom İzmir Bölge Müdürlüğü’nün talebi üzerine İzmir'e tayin olup burada görevime devam ederken yine Türk Telekom Genel Müdürlüğü’nün talebi üzerine 2005 yılında Ankara da Türk Telekom Genel Müdürlüğü İnşaat Emlak Daire Başkanlığı’nda görevime devam ettim. Türk Telekom’un aynı yıl özelleşmesi sonucu kurumda uygulanmaya başlayan çalışma sistemi ve cemaat ağırlıklı kişilerin kuruma doldurulmasının verdiği rahatsızlık sonucu 2007 yılında kendi isteğimle kurumdan istifa ettim. *2007 ile 2010 yılları arası kendi ofisimde müteahhitlik 2010 yılından sonra da yine kendi iş yerimde Kozmetik sektörüne girerek hala aynı sektörde iş hayatıma devam etmekteyim. *İş hayatı dışında vatan sevgim sayesinde buluştuğum ve onur duyarak görev aldığım, Atatürk Atabey19 Türk Ocakları Ankara İl Başkanlığı’nda Genel Sekreter olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. *Evliyim 3 kız ve 1 erkek olmak üzere 4 çocuk babasıyım.
+ Daha Fazla

    Ülkemiz; son yıllarda yaşanan mülteci akınları ya da mülteci gibi görünen uyuşturucu tacirleri ve terör
    örgütleri ile resmen içeriden işgal edilmiş durumda. Aynı zamanda, batıda ege adalarının
    silahlandırılması, Akdeniz’de dolaşan yabancı savaş gemileri, güneyde pkk-pyd unsurları, doğuda İran
    ve Ermenistan, kuzeyde Rusya ile her an bir dış savaşla yüz yüze gelmemiz an meselesidir. Tüm bunlar
    bu gün gözle görülenlerdir. Bir de yıllarca sinsi sinsi yapılan öyle bir işgal var dı ki, en tehlikelisi ve
    ülkenin bu gün geldığı durumun da asıl sebebi bu işgal oldu. İşte bu sinsi işgal planı ile vatanımız ve
    biz Türkler çoktan işgal edildik bile.

    Atatürk’ün vefatından sonra ülkemiz işgale hazırlandı ve 60 lı yıllarda yoğun bir şekilde bu işgal devam
    etti. Sonraki yıllar işgal giderek şiddetini arttırdı ve günümüze geldiğimizde bütün Türkler, her birimiz
    açık bir cezaevinde, görünmez bir prangalarla ellerimiz ve kollarımız bağlı esaret içerisinde yaşamaya
    devam eder hale geldik. Geriye sadece askeri işgal kaldı, o da pek yakındır.

    Balkan savaşı, 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı gibi üst üste yıllarca verilen savaşların sonucunda,
    orduları dağıtılmış, silahları toplatılmış, her bir yanı 1. Dünya savaşı galibi ülkelerce işgal edilen bir
    ülke ve yine bu durumun sonucu olarak açlıktan ve fakirlikten bitap düşmüş, % 95’i okur-yazar
    olmayan, bir kısmı İşgal kuvvetlerinin emrinde hareket eden, bir kısmı da kişisel menfaatleri
    doğrultusunda hareket eden sahte cemaat ve tarikatlar la kandırılmış insanların arasında; bir avuç
    korkusuz Türk ile yola çıkan ve dünya da görülmemiş mucizelere imza atan Ulu önderimiz Mareşal
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Ülkemizin en zifiri karanlığına bir güneş gibi doğarak ışıkları ile Türk
    halkını aydınlatmaya başlıyor.

    Önce Kuvvai Milliye kuruluyor, ardından Kurtuluş savaşı veriliyor, her türlü zorluğa karşı; Türk yıldırım
    oluyor, kasırga oluyor. Dünya da benzeri görülmemiş bir savaşlar ve mücadeleler ile düşman yurttan
    çıkarılıyor ve 29 Ekim 1923’de yep yeni bir Türk Cumhuriyeti kuruluyor.

    Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra, bütün dünya; bunca savaş ve yokluğun içinde bu ülke
    ayakta kalamaz çok yakında dağılır ve batar beklentisindeyken, o seçilmiş dahi 2. mucizesiyle dünya
    ya yeni bir şok daha yaşatıyor. Avrupa gibi medeni denilen ülkelerde bile olmayan yasal haklar,
    devrimler, sanayide, tarımda, eğitimde, bilimde reformlar la ülkeye çağ atlatıyor ve o dönemin
    modern çağının da üzerine çıkıyor. Bütün dünya 1929 da ekonomik buhran içindeyken, Türkiye % 9
    büyüme ile bütün dünyaya parmak ısırtıyor. Düşman artık Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne
    gücünün yetmeyeceğini, Atatürk varken Türkiye Cumhuriyeti’ne hiçbir şey yapamayacağını anlamıştı.
    Artık sinsi planlarını yaparak beklemeye geçtiler. İlk hedefleri Atatürk’ü ortadan kaldırmaktı. Organize
    ettikleri yabancı ve sonrasında yerli mason doktorlar aracılığıyla 10 Kasım 1938 de o dahi liderin, Ulu
    Önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatına sebep oldular ( Bkz. Hüseyin Hakkı
    Kahveci Atatürk’ün Katilleri kitabı ).

    Atatürk’ün vefatının hemen sonrasında İşgal kuvvetlerinin ana unsurları olan İngilizler, Fransızlar ve
    kendini saklamayı beceren illüminatinin ana merkezindeki ABD ve 1945 sonrası İsrail gibi ülkeler, asıl
    sinsi planlarının tohumunu atmaya başladılar. İlk İşleri İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı ile, Atatürk’ün
    çalışma arkadaşları teker teker görevden aldırarak; yerlerine kendilerinin önerdiği ve her istediklerini
    yapacak bakanların getirilmesini sağladılar. Bu bakanlar ile Atatürk’ün kurduğu sistemi yavaş yavaş
    çökerterek yerine kendi sistemlerinin temellerini atmaya başladılar. Biraz daha öz e inersek,
    Atatürk’ün devlet yönetim algoritmasını rafa kaldırarak, ithal izm’lere ( Kapitalizm, Liberalizm, Faşizm,
    Komünizm, Sosyalizm vs. ) kapıları araladılar.

    Sonra hedefte, Atatürk’ün ilkelerini parçalayarak, Bu ilkelerin tamamıyla bir bütün olmuş ve birlik
    halindeki Türk’ü bölüp, parçalayıp, birbirine düşman hale getirip, bir biriyle çatıştırmak vardı.

    Buhedef için hemen çok partili döneme geçilmesini sağlattılar. Ülke artık sağcı-solcu diye ikiye
    bölünmüştü. Zaman içinde daha da ileri gidip, daha çok parti kurdurarak daha çok bölünmenin,
    kutuplaşmanın önünü açtılar. Ülkede artık daha çok ayrılık vardı, Türklerin içerisinde, sadece sağcı-
    solcu değil; artık faşistler, komünistler, devrimciler, ülkücüler, mutaassıp dindarlar, tarikatlar ve
    cemaatlerle Türk halkını paramparça yaptılar. Bu parçalanmış yapıların liderleri ise tek bir merkezden
    kontrol ediliyor aynı merkezden emir alıyordu. Plan da sırada kaos vardı, kan dökülmesi vardı. 1960’lı
    yılların son çeyreğinde, Planları işlemeye başladı. 1980’e kadar onbinler’ce pırıl pırıl Türk genci
    birbirlerini öldürdü. Kimi faşist’ti, kimi komünist. Kimi ülkücüydü, kimi devrimci. Oysa ölenin de
    öldürenin de tek amacı vatanını korumaktı.

    İşi biraz daha boyutlandırmak için yeni yeni tarikat ve cemaatler kurdurularak mezhepsel çatışmaların da önünü açtılar. Maraş’ta, Çorum’da, alevikatliamları başladı. Gözü dönmüş yobazlar çoluk çocuk demeden katliamlar yapıyordu. 12 Eylül1980’de kaos sonlandırıldı. Ancak halk, artık partileşmiş bu yapılarla bir birinden nefret eder hale gelmişti.

    Bu kez, Türkiye’nin başına yeni bir sorun yaratmak istediler onu da yaptılar. Türk ve Kürt’ü
    karşı karşıya getirip PKK diye bir terör örgütünü ülkemizin karşısına musallat ettiler ve maddi olarak
    finanse ettiler, silah cephane ve eğitimde teröriste her türlü desteği verdiler. Bu durumun sonucu
    olarak günümüze kadar on binlerce şehitimizin de baş sorumlusu oldular.

    Artık Türkiye Cumhuriyeti’nde bağımsızlığın sadece adı kalmış durumda. Siyasal alandan başlayarak
    tüm alanlarda bağımlılık gözle görülür bir hale geldi. Çocukluğumuzdan beri gördüğümüz tek şey,
    iktidara hangi parti gelirse gelsin, 2-3 ay halkın ağzına bir parmak bal çalıp, ardından bir önceki
    partinin kaldığı yerden emir komuta merkezine hizmete devam etmeleri oldu.

    Son 25 yılımıza geldiğimizde ise sıradaki planla, toplumun, eğitim seviyesini düşürüp; töre, ahlak gibi kavramların üzerini örtmeye başladılar ve benim memurum işini bilir gibi sözlerle, rüşvetin yolsuzluğun,
    ahlaksızlığın önünü açtılar. Halkın çok büyük bir bölümü, algı yoksunu bir hale geldi.

    Halkımız; ABD, İngiltere gibi ülkelerden icazet alamayan parti iktidara gelemez dedi. Ancak
    icazetin biat etmek olduğunu, o partinin küresel güçlerin emrine girip, ülkemizin yer altı ve
    yer üstü kaynaklarını bu güçlere sunacağını düşünmedi bile.

    Halkımız; Siyasi partilerin icazet almaya gittiği makamdan kumanda edildiğini, sağcı, solcu,
    milliyetçi, dindar görünümlerinin sadece bir maske olduğunu, anlayamadı bile.

    Halkımız; partilerin ekran başında birbirlerine hakaret yağdırıp, düşmanlık tohumlarını bütün
    Türk halkına zerk ederken, onların kapalı kapılar ardında el ele, kol kola olduğunu, toplumun
    ise kutuplaşıp param parça olduğunu göremedi bile.

    Halkımız; ülkenin hırsızlıklar, yolsuzluklar içinde yönetilmesine, mülteci adı altında yabancı
    örgüt ve savaşçıların ülkeye doluşmasına, ülkenin demografik yapısının bozulmasımna ve bir
    Türksüzlük politikasının başlatılmasına üç maymunu oynayarak sessiz kaldı.

    Halkımız; Son dönemde bütün siyasi partilerin bu ülkeye zarar verdiğini görmesine ve
    bilmesine rağmen, asıl kurtuluşun siyasi kimliklerden kurtularak birlik olmakla mümkün
    olduğunu, Partiler olmadan da Atatürk Devlet yönetim sistemiyle bu ülkenin
    yönetilebileceğini henüz anlayamadı bile.

    Acı ama gerçek bundan ibaret. Maalesef Ülkemiz, Türkiye Cumhuriyeti oynanan bu oyunlarla yok
    oluşun eşiğine gelmiştir. Biz Türkler vatanımıza sahip çıkmak zorundayız. Atatürk bu Cumhuriyeti
    bizlere emanet ederken, Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar Kalacaktır. Sözünü söylemiştir.
    Devletimizi koruyup kollamak her Türk’ün vazifesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar
    kalması için önce siyasal kimliklerimizi çöpe atıp, Vatan için birlik olmak zorundayız. Bu birliğin tek
    adresi, Kuvvai Türk’dür. Atabey19 Gençlik Kültür Ocakları’dır.

    ERCAN CAMALAN

    Türkiye'nin siyaset, medya ve gerçekçi haberlerinin yer aldığı haber portalı