Osmanlı İmparatorluğu; kuruluşundan itibaren nasıl Yükselme Dönemi, Duraklama Dönemi ve Yıkılış Dönemi yaşadıysa, bu gün aynısı genç Türkiye Cumhuriyetinde yaşatılmaktadır. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeyi kurduğu andan 10 Kasım 1938’e kadar ülkemiz Yükselme Dönemi yaşamış, 11 Kasım 1938’den 2 Kasım 2002 tarihine kadar duraklama dönemi ve 3 Kasım 2002 den günümüze kadar da her alanda Çöküş Dönemi başlamıştır.
Hani diyoruz ya, 2002 yılından bu yana eğitim sistemi 18 kez değişti diye. Tüm bunlar eğitim sisteminin daha iyiye gitmesi için değil, tam tersi daha kötüye gitmesi için uygulanan taktiksel bir yöntemdir. Daha da ileriye gidilip, müfredatlar da sürekli değiştirilerek, hem öğretmen hem de öğrencide kafa karışıklığı oluşturmak, bocalamaya neden olmak ve yılgınlık yaratmak içindir. Daha da ötesi iktidarlarını ayakta tutmak içindir.
Pekala, eğitim insan hayatının en önemli olgusu olmasına rağmen “neden bu hükümet tam tersi bir politika izliyor” kısmına geçmeden önce, eğitimin insan hayatında, toplumda, ülke geleceğinde ve insanlığın geleceğinde ki önemine bakmak gerekir.
Eğitimden ; bilim doğar, kültür doğar, teknoloji doğar, hukuk doğar, edebiyat doğar, sanat doğar, felsefe doğar,
Eğitim; kişinin zihinsel olarak algı ve bilincinin açılması, kültürünün artması, bilgisinin artması, becerisinin artması, sosyal, mantıksal, fiziksel ve matematiksel olarak bilgi seviyesinin daha üst noktalara çıkmasını sağlar.
Eğitilmiş insan; aldığı eğitimin seviyesi oranında, olaylara daha akılcı yaklaşır, daha objektif ve mantıksal bakar , daha bilimsel yaklaşır, daha adil irdeler.
Duruma bir de tersi yönden birkaç örnekle bakacak olursak;
İşveren ya da patron; çok çalışan, verilen hiçbir işe itiraz etmeyen, karnını doyuracak kadar ücrete şükreden, sosyal hak aramayan işçi ister.
Tarikat ve cemaat lideri; ağzından çıkan her söze inanan, ona biat eden ve kulluk yapan, dilediği şekilde yönlendirebileceği müritler ister.
Diktatörler sarayındaki lüks ve şatafat içerisindeki yaşamını ayakta tutabilmek için cahil kalmış, hakkını arama bilincinden uzaklaşmış, korkutulup sindirilmiş, araştırmayan, soruşturmayan, biat eden, liderinden başkasını duymayan ve görmeyen, sadece karnının doymasına ve aldığı nefese şükreden bir toplum ister.
Günümüzde yaşadıklarımıza bakacak olursak yaklaşık 20 yıldır algılarla ve yalanlarla yöneten bir iktidar ve yönetilen bir toplumla karşı karşıyayız, Cumhuriyet Dönemi’nin en büyük yolsuzluklarının yapıldığı ve bunu araştıramayan meclis, peşine düşmeyen hukukçular ve sessiz kalan bir toplumla karşı karşıyayız. Devletin asli unsur, hükümetlerin ise devleti yöneten üst düzey memurlar olduğunu bilmeyen bir toplumla karşı karşıyayız. Hükümetlerin asli görevinin; ülkenin yer altı ve yer üstü kaynak gelirleri, kurumlarından elde edilen gelirler, halktan, esnaftan ve sanayiciden toparlanan vergiler ile halkının yaşam şartlarını çağının en üst düzeyinde yüksek tutmak maksatlı olarak, sağlık, sosyal, kültürel , bilimsel ve eğitimsel alanda hizmetler sunmak ve işçisinin, memurunun, emeklisinin maaşlarını ödemek olduğu halde, bunu bir lütuf gibi gören ve buna karşılık yolsuzlukları görmezden gelen bir toplumla karşı karşıyayız. Dinin Allah’la kul arasında olduğunu bilmeyip ısrarla araya bir aracı sokarak aracıdan cennet dileyen bir toplumla karşı karşıyayız. Tüm bu olanlara itiraz edenler karşısında kutuplaştırılmış ve terörize edilme aşamasına getirilmiş bir toplumla karşı karşıyayız.
Ülkede bu güne kadar bilinçli olarak sistemi bozmaya yönelik yapılan uygulamalarda önce üst düzey bir yetkili basın aracılığıyla kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda ortaya fikrini atmakta ve ardından toplumun tepkisi ve nabzı ölçülmektedir. Şayet bir tepki yoksa, ardından bu fikir uygulamaya konmaktadır. Son 20 yılda yapılan her şey bu şekilde yapılmıştır. Artık insanların silkinip kendine gelmesinin, kendini sorgulayıp incelemesinin, araştırıp öğrenmesinin ve haksızlıklara karşı tepkisini ortaya koymasının zamanı geldi. Ülkede yaşatılmaya çalışılan bu düzen ve değiştirilmeye çalışılan bu kültür, Arap kültüründen başka bir şey değildir. Bize uymaz. Biz Türk Milletiyiz. Atalarımızdan böyle görmedik. Okumalıyız, araştırmalıyız, eksik kalan yanlarımızı tamamlamalıyız, Birlik olmalıyız, haksızlıklara karşı hep birlikte itiraz etmeliyiz. Bizi ayıran, bölen bütün unsurları elimizin tersiyle itip; Atatürk’ün Türkleri olarak ülke yönetimini ve eğitim sistemini önce fabrika ayarlarına alıp ardından çağın en modernize haline getirmek zorundayız.
Ne Mutlu Türküm Diyene
Saygılarımla
Ercan Çamalan