Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurduğu anda oluşturduğu ve 1938 yılına kadar da devam eden Türk halkının birlik ve beraberlik ruhu, kardeşlik ruhu Atatürk’ün ölümünden sonra her iktidar döneminde kademeli olarak bozulmuş, bu gün artık hat safhaya gelmiştir.
1938 den sonra çok partili hayata geçen, Türkiye Cumhuriyeti halkı; 11 Kasım 1938’den sonra iç ve dış düşmanların eliyle tek merkezden kumanda edilerek ülke kaosa sürüklenmiş, iç çatışmalarla kardeşi kardeşe vurdurtmaya başlamışlardır. Her ne kadar günümüz dünyasında teknolojinin artmasıyla, halk artık kolay galeyana gelmese de ülkemiz üzerinde oynanan oyun, şiddetini daha da arttırmış olarak günümüze dek devam etmiştir.
Türk halkı; siyasi partilerin iktidar hırsı, koltuk hırsı ve birbirleri ile olan ahlak kurallarını da aşan kısır çekişmeleri nedeniyle yıpratılmış, kutuplaştırılmış, birbirinden ayrıştırılmış ve birbirine düşman toplumlar haline getirilmiştir. Devleti yönetenlerin kişisel çıkarları ve kişisel hırsları ülke çıkarlarının üstüne çıkmıştır. Özgürlükler kısıtlanmış, halk derdini açık açık kimseye anlatamaz hale gelmiştir. İnsanlar içine kapanmış, komşu komşuya güvenmez hale gelmiştir. Ekonomi, adalet, eğitim, güvenlik tamamen yok olmuş. Halk, devletin hiçbir kurumuna güvenemez hale gelmiştir. İşçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla, sanayicisiyle tüm toplum bitap düşmüştür.
Atatürk bu Cumhuriyeti kurduğunda sanayiye önem vermiş, yüzlerce fabrika kurulmuş. Tarıma önem vermiş, ülke tarım cenneti olmuş. Hayvancılığa önem vermiş, ihraç eder konuma gelmişiz. Tüketime değil üretime yönelik bir ekonomik sistemi uygulamışız. Eğitime önem vermiş, köy enstitüleri kurulmuş. İlme ve sanata dönük bir eğitim sistemi var edilmiştir. Bu sayede çağdaş ve uygar denilen ülkeleri geride bırakmış, dünyanın hayranlıkla izlediği bir ülke var etmiştir. Hukuk ve adalete önem vermiş, her bir bireyin eşit şartlarda kişisel hak ve hürriyete kavuşmasını sağlamıştır. Bu sayede halkın devletine ve kurumlara olan güvenini arttırmıştır. Ülkenin yakaladığı bu potansiyelle para birimimiz o dönemdeki gelişmiş ülkelerin para birimlerinden daha değerli hale gelmiş. Ekonomimiz tavan yapmış hem Osmanlının borçlarını ödemiş hem de halkın refah içinde yaşamasını sağlamıştır.
Bu gün geldiğimiz nokta da ise durum tam tersidir. Var olan fabrikalar, kurumlar satılmıştır. Tarım bitirilmiş, hayvancılık bitirilmiş, üretime değil tüketime yönelik bir ekonomi yani ithalata dayalı bir ekonomi sergilenmiştir. Esnaf kepenk kapatma noktasına gelmiş, sanayi durmuştur. Paramızın değeri dünyanın en geri kalmış ülkelerinin para biriminin bile altına düşmüştür. Devletin merkez bankasında yedek akçeye kadar tüketilmiş, halk fakir ve bitap düşürülmüştür. Artık bir ailenin geçinebilmesi için, ailenin her ferdinin çalışması zorunlu hale gelmiştir. Eğitim çökertilmiş; normal liseler, anadolu liseleri, fen liseleri kapatılıp, bunların yerine dine dönük bir eğitim sistemi yaratmak adına okullar imam hatip liselerine çevrilmiştir. 20 yıl boyunca neredeyse her yıl eğitim sistemi değiştirilerek genç nesilin ilimden, sanattan uzaklaşmasına ve cahilleşmesine sebep olunmuştur. Hukuk ve adalet sistemi bozulmuş, kişiye özgü bir adalet sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Asker sayısı azaltılmış, polis ise devletin polisi olarak değil, hükümetin polisi olarak görev yapmaya zorunlu hale getirilmiştir. Kurumlarda yöneticiler liyakata göre değil, partiye ya da parti yöneticilerine vereceği hizmete göre seçilmektedir. Kısacası ülkede hizmet halka değil, partiye, parti yöneticilerine, parti amaç ve hedeflerine yapılacak şekilde dizayn edilmiştir. Ülkenin her bir yanını tarikatlar, cemaatler sarmış bu tarikat ve cemaat mensupları bir çok önemli kurumlara yerleştirilmiş ve hatta sokakta bile halkın yaşam tarzlarına müdahaleye kadar işi ileri boyutlara götürmüşlerdir. Ülkede ki bir çok değerli mülkiyet ve araziler bu cemaat ya da tarikatlara ait vakıflara bila bedel veya düşük bedellerle satılmıştır. İşler daha da ileri boyuta götürülerek bir bölüm araziler de katarlılara ve bunların aracılığıyla İngilizlere satılmıştır.
Tüm bunlara bakıldığında neler oluyor dememek elde değil.
Bunların da ötesinde, ülkeye milyonlarca sayıda Afrikalı, Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı vs. özelliklede 20-40 yaş aralığında savaşçı niteliğinde insanlar dolmuş Bu da yetmiyormuş gibi, akdeniz de tatbikatlar görüntüsü altında; İsrail, ABD, Fransa, Yunanistan, Suudi Arabistan, İngiliz, İtalyan vs ülkelerin donanmaları cirit atmaya başlamıştır. Aynı ülkelerce yunan adaları silahlandırılarak, her biri üs haline getirilmiştir. Yine Ülkemizin 40 km batısına Yunanistan – Dedeağaç’a ABD en büyük üssünü kurmuş en donanımlı ve son teknoloji tanklarını, helikopter ve uçaklarını aynı zamanda bol miktarda askerini buraya yerleştirmiştir. Doğu ve güneydoğuyu hiç bahsetmeye gerek yok çünkü Ermeniler, PKK ve PYD zaten burada hazır bekletilmektedir.
Bütün bunları hesaba kattığımızda, neler oluyor ya da neler olacak demeye bile gerek kalmıyor. Net olarak görülen şu ki, Atatürk’ün kurduğu bu Türkiye Cumhuriyeti içeriden ve dışarıdan kuşatma altına alınmıştır. Peki hedeftekiler kim diye bir soru varsa o da net olarak bellidir. Hedeftekiler Türk Milleti.
Tüm bunlara rağmen halen siyasi partilerden medet umanlar var. Bir seçim olacak da iktidar değişecek her şey düzelecek diyenler var. Şimdi bu beklenti içinde olanlara söylüyorum. Ülkenin bu günkü şartları olağanüstü bir durumdur. Bu durumda muhalefet partileri iktidarı acilen erken seçime zorlaması, erken seçim olmuyorsa da istifa edip sine-i millete dönerek sokağa inip halka bu durumları anlatmaları gerekmiyor mu? peki neden yapmıyorlar bunu ? maaşları, ballı ikramiyeleri mi tatlı geliyor, yaksa bunun da altında yatan başka sebepler mi var. Yoksa onlar da ülkeye değil de aynı merkeze mi çalışıyorlar. Basit bir ipucu vereyim. Bu gün Türkiye Cumhuriyetinin TBMM’nde bulunan ve yine halkın seçtiği 600 milletvekilinin sadece 114 tanesi Türk’dür. Bu gün sağcı ve muhalif dediğimiz bir çok parti, geçmişte iktidarla birlikte yol alan insanlardı. Bu gün birlikte yol alan geçmişteki bazı sağcı parti ve parti liderleri ise, geçmişte birbirlerine ahlak ve edep sınırlarını aşan hakarette bulunan insanlardı. Gelelim solcu dediğimiz partilere; dolmabahçe sarayındaki gizli görüşmelerle bu günkü iktidarın ve genel başkanının önünü açan, kanunu değiştirerek siyasi yasağını kaldırtıp meclise girmesini sağlayan kişi, solun en büyük partisinin genel başkanıydı. Tabanının istememesine rağmen seçilme ihtimali olmayan zayıf bir adayı cumhurbaşkanı adayı göstererek bu günkü cumhurbaşkanının rahat bir şekilde seçilmesine neden olan da, solun aynı partisinin bu günkü genel başkanıydı. Şimdi sormamak elde değil sağdan ve soldan bu partilerin tamamı aynı merkezden mi yönetiliyor. Bu partiler kime hizmet ediyor ?
Bu ülke üzerinde emelleri olan dış düşmanlara bir hatırlatma da bulunmak isterim. Atalarınız da aynı hayallerle gelmişti. Atatürk geldikleri gibi giderler dedi ve gittiler bir kısmı da ege denizinin dibinde. O zaman bir Atatürk size yetti. Şimdi ise bir Atabey ve milyonlarca Ata Türklerle aynı sözü söylüyoruz. Gelirseniz geldiğiniz gibi gidersiniz. Bizde sadece ege denizi yok, akdeniz ve karadeniz de var hepinize yeter.
Bu ülke üzerinde emelleri olan iç düşmanlara gelince unutulmamalı ki Türk Milleti kadim bir millettir. son bin yıldır türlü oyunlarla birkaç kez yıkıldı ve her seferinde küllerinden daha güçlü olarak doğdu. Yine dikkatinizi şu çeksin ki, kurulurken ve yükselirken hükümdarlarının isimlerine bakın bir de duraklama dönemi ve yıkılırken hükümdarların isimlerine bakın, yıkılışların sebeplerinin neye dayandığı daha net anlaşılacaktır. Din; kişi ile Tanrı arasında bir özgürlüktür. Kişi ibadetini özgürce yapmalıdır. Ülke yönetimi ise ilime, teknolojiye, bilgiye ve liyakate göre yapılmalıdır. Bu gün dünya üzerinde dine dayalı yönetilen ülkelerin tamamında kaos, yoksulluk ve terör hüküm sürmektedir. Bunun sebebi ise, ülkeyi yönetenlerin kişisel ekonomik çıkarları ve uzun süre o makamda kalabilmeleri için halkı yoksulluğa ve eğitimsizliğe sürükleyip cehaleti körüklemeleridir.
Artık siyasi parti dönemi bitmiştir. Bu şartlar altında seçim yapılmaya da pek zaman gözükmediği aşikardır. Türk halkı şunu bilmelidir ki; artık siyasi partilerin son kullanma tarihleri dolmuş, raf ömürleri tamamlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin fabrika ayarlarına dönüp, Atatürk devlet algoritması ile yönetilerek, tekrar dan sanayisiyle, fabrikasıyla, tarımıyla, hayvancılığıyla tüketen değil üreten bir toplum olma zamanı gelmiştir. Eğitimin modernizasyonuyla, bilgiye ve kişisel yeteneklere dayalı bir eğitim sistemi oluşturma ve ahlak kurallarının ön plana alındığı, Türk töresine uygun hale getirildiği bir toplum düzeninin kurulma zamanı gelmiştir. Adaletin, her insana eşit haklarla hizmet etme zamanı gelmiştir. Bilim ve teknolojide çağı yakalama ve geçme zamanı gelmiştir. İngilizlerin ve İsrailin güdümündeki tarikat ve cemaatlerin uydurdukları, saptırdıkları islam yerine; Kur’an-ı Kerim ışığında devletin koruma ve güvencesi altında kişilerin dinini özgürce yaşama ve ibadetini yapma zamanı gelmiştir.
Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki belirttiği şartlar bu gün yaşanır hale gelmiştir. Atatürk burada son cümlesinde “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demektedir. Damarlarında asil kanı hisseden Türk halkının, kendi geleceğini ve ecdadının geleceğini düşünmesi zorunludur. Bu durumun; Libya da, Mısır da, Suriye de, Irak ta, Afganistan da örnekleri yaşanmıştır. Ülke işgale hazır haldeyken, tehlike kapıya dayanmışken, hiç kimsenin tek başına kendi çocuğunun, kendi ailesinin güvenliğini ve namusunu koruma şansı yoktur. Tüm Türk halkının particiliği, sağcılığı, solculuğu, aleviliği, sunniliği vs bizi bölen unsurları bir yana bırakıp; Atatürk’ün ve şehitlerimizin kanıyla sulanmış Türkiye Cumhuriyetine, gerek dışardan gerekse içerden gelebilecek bir saldırıya ya da ihanete karşı; Vatanın ve Türk Milletinin bölünmez bir bütünlüğü için, bayrağımız için, vatanının namusu için iç ve/veya dış düşmana karşı, tek bir çatı altında partisiz Atatürkçülük ilkesinde tüm Türk halkı olarak birlik olma, iri olma ve güçlü olma zamanı gelmiştir. Mavi Tuğ, Atabeyimiz Hüseyin Hakkı Kahveci’de dir. Türk halkı olarak sağcılık, solculuk ayrımı olmadan, alevilik, sünnilik ayrımı olmadan birleşeceğimiz tek çatı ATATÜRK ATABEY19 TÜRK OCAKLARI’dır. Bu çatının, hiçbir siyasi oluşum ya da parti ile herhangi bir yakınlığı yoktur. Bir partiye yakınlığı ile bilinen diğer Türk ocakları ile bir bağlantısı yoktur. Türklük soyumuzdan, ocak ise Hacı Bektaşi veli, Ahmet Yesevi ve törelerimizden gelmektedir.
Ne Mutlu Türküm Diyene
Saygılarımla
Ercan Çamalan