Devletler Ordu kuramaz, Ordu’lar Devlet kurarlar……!
Batılı Devletlerin aksine, bu anlayış bize mahsustur.
Ordu’lar Devlet kurduktan sonra, kurulu Devleti koruyan bir >>iç mekanizma<< haline getirilerek, Devletin yıkılma tehlikesiyle karşı karşı kalabilme ihtimaline karşı, “kurtarıcı/kurucu unsur potansiyellerini” devam ettirmek zorundadırlar.
Osmanlı’nın en büyük hatası, kendi kurucu unsuru olan “Alperen/Gazi” geleneğinden müteşekkil “Yeniçeri Ocaklarını” kaldırmış olmasıdır,
Çünkü bunun ardından kurulmaya çalışılan ordular başarısız olmuş, Devletin çöküşünü engelleyememiştirler.
Devletin çöküşü/dağılışı esnasında Mustafa Kemal’i öne çıkaran tarihsel arka plan burada yatmaktadır, çünkü geleneksel Ocak anlayışını ve Alperen/Gazi geleneğini bilen bir Komutan, Hanedan yönetimine rağmen insiyatif alabilme iradesine sahiptir,
İşte bu sebepledir ki, gerektiğinde “Yeniçeriler” Sultan’ı tahttan indirebilmişlerdir.
Bu anlayış “kurucu unsur” olmanın verdiği sorumluluklar ile hareket etmeyi mecbur kılmıştır,
Böylece bu anlayışın bilincinde olan Mustafa Kemal, tüm insiyatifi ele alarak, “Ordu’lar Devlet kurar” prensibine binaen, önce geleneğe yakın bir Kuvay-i Milliye cephesi oluşturup, ardından bu yapıyı ordulaştırarak Yeni Türk Devletini kurmuştur.
Konumuzun başına dönecek olursak, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda, geleneksel Ordu/Devlet anlayışının temsilcisi olan bir >>iç mekanizma<< harekete geçirilmiştir.
Cengiz Han Güven