Hükümetler, düşmanın yapmış olduğu hamleye verecek karşılık bulamadığı zamanlarda, mecburi bir önlem olarak Devlet Aklına müracaat etmişlerdir.
Devlet mekanizmasının ne olduğunu, nasıl işlediğini kavrayabilmek için kurumsal anlamdaki Devlet yapısına bakmak yeterli değildir.
Bugün Devlet olduklarını iddia eden yüzlerce ülke vardır, bunlar resmi olarak Devlet statüsünü kazanmış olmalarına rağmen, gerçek manada Devlet olamamışlardır, çünkü “Devlet Aklı” ile hareket edecek potansiyele ulaşamamışlardır.
Devlet, Tanrısal bir projeksiyondur, bir izdüşümdür. Eğer bir Devlet, sadece kendi siyasi ve coğrafi sınırları içindeki toplumu gözeterek hedefler belirliyorsa, kendi hedef ve ideallerini tüm insanlığın ortak idealleri haline getiremiyorsa, zamanla “Devlet” vasfını kaybederek bir ülke konumuna düşecektir.(Bugün dünyayı yönetmeye talip “kapitalist ülkeler” vardır, gerçek manada Devlet olabilmeye çalışan ise bir kaç Ülke vardır)
Nitekim Osmanlı İmparatorluğu bir “Devlet Aklı” ile kurulmuş olmasına rağmen, önceden belirlediği Cihanşümul hedeflerini tam anlamıyla gerçekleştiremeden, önce “Bağımsız Devlet” olma özelliğini kaybetmiş daha sonra ise bir ülke olarak dahi ayakta kalabilmek direncini gösterememiştir.
Yine bir “Devlet Aklı” ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşanan onca olumsuzluklara rağmen bugünlere kadar gelebilmiş olmasını, kendisini kuran “Devlet Aklına” borçludur.
Eğer bugünkü Devlet yönetimi, geçmişte Osmanlının yaptığı hatayı tekrarlayarak, Halifelik/Ümmet/Cihad gibi kavramlar üzerinden Küresel hedefler tayin etmekte ısrarcı olursa, Devlet Aklına tezat oluşturacak bir durum yaratarak, düşman odaklara ölümcül bir hamle yapma fırsatı kazandıracaklardır.
Kullanmış oldukları bu İslami terimlerin geçek manasını bilmeden şekilci bir mantıkla, Devletin imkanları üzerinden İslamı güya dünyada hakim kılmak isteyenler, bilerek ya da bilmeden hem İslam dinine hem de Devlete en sarsıcı zararı verdireceklerdir.
Fakat düşman odakların bu seferki hedefleri, ölümcül hamleyi sadece Devlete değil, bizzat “Devlet Aklına” yapmaktır.
Dolayısıyla “Devlet” ve “İslam” kavramlarının esas manasını kavrayanlar iyi bilmektedirler ki;
Bu son müdafa onlar için, esas aldıkları “Kadim Aklı” hayatta tutabilme, bir varolabilme mücadelesidir.
Cengiz Han Güen