Kapitalizm, kavramsal olarak yeni olsa da, nitelik olarak insanlık tarihi kadar eskilere dayanan bir sistemdir,
Emeksiz kazancın/sömürünün olduğu her dönemde Kapitalizm mevcut olmuştur,
Tarihsel süreçte “Tanrı” kavramının ortaya çıkışı ile kapitalizmin yükselişi paralellik göstermiştir, çünkü “Tanrı-Krallar” döneminden beri insanlığın zihninde yer edinmiş olan tapınma/biat eğilimi, farklı formatlarla günümüze kadar ulaşmıştır.
Tanrı tasavvurunu izafi veya putçu kalıplar yerine Tevhid/Vahdet şuuru ile yorumlayan “Türk Ocak/Dergah Geleneği” ve bunlara bağlı idari/sosyal yapılar ise, Kapitalizm’in “Küreselleşmesini” engelleyici birer vazife görüyorlardı.
Tarihsel/sosyolojik kökenimize ve kültür kodlarımıza işlenmiş olan “İnsaniyetçi yayılım” politikamız Balkan’lara kadar ulaşmışken, bunu bir tehlike olarak algılayan sömürgeci devletler, bu yayılımın merkez karargahlarını sinsice hedef almışlardır.
Devletin en nitelikli muharip gücü olan “Yeniçeri Ocağı” o çağın insan devşirme/yetiştirme lokasyonunun en başarılı örneğiyken, bu “Ocağı/Sistemi” İngiliz/Rus destekleri ile ortadan kaldıran 2.Mahmut sadece devletine değil tüm insanlığa ihanet etmiştir,
Bu olay basit bir Ocağın kaldırılışı değil, bir kültürün bir eğitim/disiplin anlayışının yok edilme girişimidir.
Türk’ün Din anlayışından türeyen Gazi/Eren/Derviş topukluları, Osmanlı’nın teslimiyetçi/beceriksiz hanedan yönetimine rağmen, tarihsel bir misyonu sistematik şekilde yürütmeyi/yaymayı uzun bir süre boyunca başarmışlardır.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1914 yılında Sofya’daki bir Baloya Yeniçeri kıyafeti ile katılmış olması, bu hadisenin taşımış olduğu anlam açısından önemli bir detaydır.
Cumhuriyet’in kuruluş ve yükselme dönemlerindeki “eğitim müfredatının” ve Halkevleri gibi yapıların sonradan tahrif edilmesi, yeni ve modern bir “Ocak Disiplininin/Sisteminin” oluşmaması içindir.
Cengiz Han Güven