Privacy Policy Page
SON DAKİKA

MEMLEKETTE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK BİLADER

Bu haber 09 Nisan 2020 - 14:58 'de eklendi.
Ne güzel günlerdi…Ecevitçiler vardı, ak güvercinciler. Demirelçiler, kıratçı yani. Hocacılar bir de. Erbakancılar. Kurtçular vardı, Türkeşçiler. Televizyonlar evlerde tek tük. Olmayan olana giderdi akşam ajansı için. Çogu evde de radyo ve pikap. Mustafa Sağyaşarlar, Zeki Mürenler,  Özay Gönlümler, Bedia Akartürkler, Nuri Sesigüzeller, Lale Belkıslar. Ajda Pekkan mı? O o gün de vardı, bugün de var. 🙂Dondurmacılar sokaktan geçer, kalaycılar bağırış, çığırış. Eskiciler ise hep aynı eskici. Yılbaşı akşamları tombala. Birinci, ikinci, üçüncü ve tombala. Beş lira dahi büyük ikramiyeydi o oyunda. Cüneyt Arkın, Malkoçoğlu ya da Kara Murattı sinemalarda. Demir büyük ikibuçuk liraya bir bilet, bir gazoz bir de gevrek.Orta halli hayatların, orta halli eğlenceleri. Çoğumuz istanbulu filmlerde görmüştük. Boğaz köprüsü nasıl geçilirdi acaba? Topaç çevirdiniz mi hiç? Ya telden araba? Uçurtmamızı dahi kendimiz yapardık. Bazen, mahalleye gurbetçiler gelirdi. Almancı deniyordu onlara. İlk metalden kapıları açılan küçük arabaları onların çocuklarında görmüştüm. İçimdeki ses “keşke benim olsa” derdi her defasında. Arabalar, Murat 124, Şavrole, Anadol. Kamyonlar, Magirus Deutz, Ford.Seyyar satıcılar hiç eksik olmazdı sokaklardan. Bir de bohçacılar. Boğçacıların belleri iki büklüm. Her kapının ihtiyacını bilir ona göre çalarlardı. Bekçi amcaların düdüğü o anlar gibi kulağımda gece olunca. Ekmek, ekmek gibi kokar, çay ise daha lipton olmamıştı. Halis mulis Rizeydi anlayacağınız. Ramazan pidesinin kokusu bir sokak öteden duyulurdu. Tepsi üzerinde pide satan çocuklar.Şimdi anlatıyoruz inanmıyorlar. Arefe gecesinde yeni ayakkabısını başucuna koyupta uyuyan zamanların çocuklarıydık biz. Bayram harçlıklarımız hep o beyaz mendillerin içinde. Kolonya ve şeker bir de.Bırakın selamı, Ecevitçiler, Demirelcilerin kahvesinin önünden dahi geçmezlerdi neredeyse. Erbakancılar mı? Selamün aleyküm, ve aleyküm selam. Onlara göre, içinden içinden ya koministi ya anarşisti herkes. Din min hak getire.Bir ara asker abiler sokağa indi. Acı günler. Sağcı, solcu abiler hep birbirini kırıyor. İlkokuldayım. Sınıfta stajyer öğretmenler var. Bıyıklar devrimci. Paçalar bol, kemerler dar. Öğretmen Polyannayı okutuyor. Sıra okuttuğu bölüm hakkında sorulara geldi. Elimi kaldırdım ve söz istedim. O tarihlerde öğretmen de öğrenci de bambaşkaydı desem, yaşıtlarım bana hak verecektir. Bir bakışından çekinirdik ya hani? Günler o günler.Söz aldım. Stajyer öğretmen, kendi öğretmenim ve bütün sınıfın gözü bendeydi.Gür bir sesle: “Bu Polyanna bana göre tuhaf bir kız öğretmenim. Her şeyden mutlu oluyor. Normal değil, normal değil vs.vs…” Sınıftakiler, stajyer öğretmen ve öğretmenim bana gülümsediler.Ders zili çaldı. Zil bugünkü gibi değil. Sarı pirinçten içinde topuzu olan elde sallayarak ses çıkaran bir alet. Hademe abi koridorda  bir oraya bir buraya.Stajyer öğretmen abi yanıma geldi. “Dinledim seni, olayı güzel yakalamışsın. Sana bir kaç marş vereceğim, onları ezberle.”Ertesi gün elime bir kağıt tutuşturdu. İçinde şiir gibi sözler vardı. Göz ucuyla kağıda bakmıştım.“Ey devrimci, ey devrimci zafer günü yaklaştı” falan yazıyordu. Galiba bizim stajer öğretmen kominist gibi bir şeydi. Mahallede büyükler konuşurken duymuştum. Faşistler ve koministler varmış. Kendi zaferleri uğruna devamlı kavga ederlermiş. Çocuk aklım işte. Bu abiler neden kavga eder ki? O onu, öteki berikini kurşunlar. Acaba neden ki?Neyse işte. Abiler birbirilerini öldürüp dururken meğer “şartlar olgunlaşıyormuş” ne haber? Her mahalleden, her sokağın bir ötesinden acıdan acı haberler. Ağlayan babalar, gözü yaşlı anneler.Bir 12 Eylül sabahı şartların olgunlaşmasının zirvesiydi bilader. “Kenan Paşa çok yaşa dönemi” Bıçak gibi kesildi o ölümler. Sokakta rap rap rap askerler. Koministler bir kodese, faşistler diğerine, benzer hikayeler.Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’e hop zorunlu ikametler. Yasaklar, işkenceler, hapisler. Çocuk aklım ermiyor tabi. En büyük asker, bizim asker. Hikaye benzer. Yeni anayasa. Yüzde doksan küsürla “evet” bilader. O gün neyse bugün de o. Adını soyadını dahi yazamayan benim yüce halkım sandık başında bi-haber.Ortam sakin. Ne kominist ne de faşist kaldı bilader.Ha neredeler mi? Çocuğum ben ve aklım o herşeye gülüp geçen Polyanna delisinde, daha fazla bilememki abiler.Özallar, kalkan yasaklar, sonrası yine kıratçılar, Ecevitçiler. Daha sonrası, Çillerciler, Mesutçular, Baykalcılar günümüze kadar gelip de, bugünler ve yarınlarımızın içine edenler.Anlayacağınız; Ne dondurmanın, ne bohçacının, ne tek gösterim sinemanın, ne siyah beyaz televizyolardaki Dallasın, Bonanzanın tadı kaldı günümüzde. Ne koministin ne de faşistin tadı kalmadığı gibi. Bir tadları da yoktu hani, sürekli didişmenin.Çok aklım ermiyordu ama sadece okulun ön bahçesindeki o heykelin önüne geçip geçip “Ey büyük Atatürk bu abiler neden hep kavga ediyor” sorusunu gün aşırı sorduğumu hatırlıyorum. O da sanki bana gülümser haller ile “bir gün büyüyecek ve anlayacaksın” der gibi bakıyordu. Çocuğum ya? Bana öyle geliyordu sanırım.Masal gibi değil mi? Siz bu yazıyı okuduğunuz şu ana kadar aradan epey zaman geçti. Ne bohçacısı kaldı ne kalaycısı. Dondurma dahi İsrail’in, Mehmet amcanın değil. Koministler faşistler ad değiştirdi. Takkeliler mi? Ilımlı, uyumlu islamcı oldular, BOP kıblelerinde. CHP oklarına bir kaç ok ekledi sessizce. Yedi, sekiz, dokuz ok olmuştur neredeyse. Onlar halkçı değil sosyal demokrat artık. Taraftarları “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” teknik direktörü “yerel yönetimlere özerklik şartını biz getireceğiz, biz!” derdinde. Diğerleri mi? PKK kravat taktı, takkeliler saltanat derdinde. Cumhuriyet, asker masker toz duman. Saray çalar onlar oynar Suriye hayallerinde.Yeşilçam budanalı da çok oldu hani. Holivud filmleri en gözde. Bakkallar süper markete, kasaplar şarküteriye, küçük esnaf AVM lere yem halinde. TRT’de ne düzgün cümle, ne güzel Türkçe. Saldım çayıra, mevlam kayıra hallerinde.Tayyipçiler, Kemalciler vs.vs. Hikaye benzeş, sonuç değişmez  birbirini gırtlaklıyacak halde. Evlerde altı kızarmış kadayıflar hak getireyken, ejder meyveli sımotiler kadehlerde.Memlekette çok şey değişti derler ya hani?Yok azizim yok! Yalandan, talandan, vurgundan başka değişmeyen bir şey yok baktığında. Ezen ve ezilen, sömürülen ve sömüren hep olduğu yerde.Ne Tanju Okanlar, ne Ersen ve Dadaşlar, ne Alagöz kardeşlerden eser kalmadı. Tadsız ve tuzsuz bir dönem Ajda hanım mı? O hala sahnede. 🙂Atatürk ile kalın. Selam ile…Cem Ayaz

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

Cem Ayaz
Cem Ayaz Yazar, Emekli Deniz Astsubayı. 1969 İzmir doğumludur. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de, yükseköğrenimini de 1989 yılında deniz astsubay meslek yüksekokulunda(o zamanki adı Astsubay Sınıf Okulu ) ve daha sonra da Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Programı’na devam ederek tamamlamıştır. Deniz kuvvetleri komutanlığında, yurtiçi ve yurtdışında 28 yıl seyrüsefer branşında çeşitli kadrolarda, personel, amir, birlik komutanı olarak görev yapmış ve 2012 yılında istekle emekliye ayrılmıştır. Yaklaşık 20 yıldır edebiyat ile iç içe bir yaşam sürmekte, çeşitli internet sitelerinde yüz elliye yakın şiir, makale çalışmaları yayınlanmakta olup edebiyat dünyasının önemli isimleri tarafından da şiir ve deneme türünde deniz ve denizcilik konularında birincilik ödüllerine layık görülmüştür. Çalışma hayatına katılım aşamasında, üretime ve eğitime verdiği önemle, Arel Üniversitesi, Mektebim eğitim kurumları gibi eğitim kurumlarında idari işler müdürü olarak görev yapmıştır. Şubat 2018’de Ulak Yayınlarından ‘’Vatan Kaderine Terk Edilemez’’ adlı ilk kitabı yayınlanmıştır. parlamentohaber.com’da haber müdürlüğü görevinde bulunmuştur.

ATAM TV YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!