19 Mayıs 1919’un o Samsun sabahını, Amasya ve Havza Genelgesini, Erzurum ve Sivas Kongrelerini, Millet Meclisini, 26 Ağustos’u, 9 Eylül’ü, 29 Ekim’i uzun lafın kısası Gazi Mustafa Kemal ve meclis ordusunun küllerinden yarattığı bu son Türk Ulus devleti olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun Anayasa’sındaki değişmez, değişmesi dahi teklif edilemez kutsal maddelere gönül ve yürekle içten bağlılığımızı, bir kez, bir kez daha vurgulamakta yarar var.
Ulusalcı diyorlar bize.
Doğrudur.
Aklımızın, vicdanımızın, kanımızın son damlasına kadar bu ulus devletin varlığı için yaşıyoruz.
Biz, yurttaşlık bağı ile birbirine bağlı olan her yurttaşa yoldaşız ve kardeşiz. Devrimin ve ilkelerin emri de aldığımız son emirdir. Kardeşlik bağımız da ulus devlet birliğimizden geçer.
Ne etnik kökeni, ne inancı, ne çoğrafya farkı, ne dili bu bağ için bizlere engel değildir.ne
Ne diyorlar?
Eşit yurttaşlık.
Kim diyor?
Partiler.
Hangisi?
Sağcısı da, solcusu da.
Nerede?
Her ağzını açtıklarında.
Nerede?
Parti ve her seçim beyannamelerinde.
Nerede?
Ekranlarda.
Hangi ekranlar?
Yandaşı, candaşı hatta pirincin içindeki beyaz taşlarda bile…
Soru:
Anayasa’nın 10.maddesi, bu yapılar için ne anlam ifade ediyor?
Cevap:
Beyannamelerine göz attıkça sadece birer teferruat.
Ne diyor 10. maddede?
”Kanun önünde, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür…”
Yoruma gerek var mı?
Yok!
Peki Anayasa’mızın emrinde bu kadar açık ve net ifade edilen bu kavram kimlere yetmiyor?
Cevabı basit:
Ne muktedirine ne de onun muhalefetine. Belge mi istiyorsunuz?
Cumhuriyet ve devrim yasalarının alaşağı edildiği bugünlerde, gerçekten gereği var mı sizce?
Daha önceki yazılarımda “Cumhuriyet haykırıyor sesimi duyan var mı diye” sormuştum.
Şimdi bir sağınıza, bir de solunuza bakınız;
İster muktediri, ister muhalefeti, isterseniz de dağdakine gerilla diyen kravatlı, taşeron etnik bölücüye.
Tamamının ağzında ezberletilmiş aynı nakarat “eşit yurttaşlık”.
Mustafa Kemal, 1920 yılında, Sivas Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti Bildirisi’nde;
“Bugün Anadolu ahalisi, kadın, erkek cümlemiz, fırka (parti) isminden bile nefret ediyoruz. Çünkü artık bozuldu, kokuştu. Bizler parti filan istemediğimiz gibi birkaç kişinin parti kavgasına da memleketimizi feda edemeyiz.” diyor.
Yıl 2019.
Partiler ve pırtılar üç beş koltuk, beş on vekil için ulusal değerlerin reddinde.
Anadolu ve Trakya ahalisinin ahvali mi?
Kör ve nankör particiliğin kıskacı içerisinde; Türk milleti tarihin tekerrüründe.
Türk yurdunda ulusalcı diyorlar bizlere.
Doğrudur.
Dost ve düşman öyle bilsin.
“Ne mutlu Türk’üm diyene!”
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz