Su ve ayran.
Yürekler dayanmıyor. Ne acıya ne de sevince. Her ikisinde de göz pınarlarımız dolup, taşıyor.
İsmini dahi bilmediğimiz, belki hayat boyu merhaba diyerek, selamlaşmayacağımız insanlar, başını okşamayacağımız kediler köpekler için yüreğimiz Bayraklı’da Bornova’ da çarpıyor.
O an.
O an, o sarsıntı ve yıkım halinde oradayım. Sekiz katlı bir binanın alt katındaki emlak yazıhanesinden üç dört adım dışarıya çıkıp, arabaya oturunca, önümüzdeki binanın sola sağa savrulduğuna, insanların pencereye balkonlara koştuğuna ve gözgöze geldiğimizde de, yüzlerindeki korku paniğe ne yazık ki dört beş metre mesafeden şahit oluyorum.
Gölcük depremindeki acı deneyimimden dolayı, önünde buz kesildiğim binanın sağında ve solunda beliren büyük toz bulutları, bana binaların sarsıntıya tutunamayarak birer birer yıkıldığını farkettiriyor.
Korkuyorum.
Ellerim titriyor ve panik halindeyim.
Video ve fotoğraf çekmeye çalışıyorum, pek mümkün olmuyor. Bir, iki belki.
İlk iki katın üzerine çökmüş bir enkazın önünden geçerken, zeminden ikinci katı haline gelmiş ve yan yatmış başka bir binanın penceresindeki genç bir kızla gözgöze geliyorum.
Bina çöktü, çökecek.
Aman yarabbi!
Aman yarabbi!
Yanımdaki arkadaşıma “aracı sol şeride al, sol şeride al, sağdaki bina çökecek!” diye bağırıyorum.
Aman yarabbi!
Çöküyor…
Çok çaresiziz.
Çok çaresiziz.
Bu satırları 91 saat sonra hayata tutunan Ayda bebeğin kurtulması üzerine kaleme alıyorum.
“Anne…”
Ayda bebek “anne” diyor kısık sesiyle. Ayran ve su da istiyordu ilk kurtarılma anlarında. İnsan yanlarımız her can için acıyor.
Tanrı, göcük altında kalanlara hayat versin.
Tanrı, günlerdir o göçüklerin üzerinde, içinde, altında yaşama el uzatan tüm kurtarma görevlilerine güç ve kuvvet versin.
Sözün bittiği yerdeyiz ama umutlarımız hiç bitmiyor.
Su, ayran ve Ayda bebek.
Şu an elim titriyor.
Herkese umut ve sabır diliyorum…
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz