TÜRKÇE YAZ, TÜRKÇE KONUŞ, TÜRKÇE SÖYLE … !
İstanbul’u geziniyoruz gözlerimiz meraklı.. .
Hakan çek oğlum SENTIRIL parka, biraz dolaşalım, içimize çekelim fresh memleket havasını.
Gılorya kafe cins de kremalı latte içerken, rezidans camına hayal banasımız geliyor.
Gözlerimiz açık ve merak içinde. Meraktayken de çözmeye çalışıyoruz gördüğümüz yazıları.
İstanbul’un taa içindeyiz çarşıda da, dilinde bir sorun var.
Anlamak güç dilinden, dediğinden.
Sanki İstanbul bize, biz memlekete yabancı.
Anlamıyor, Türkçe konuşamıyoruz Türkiyem ile .
Okumak için bir tabelayı, nereye çevirsek başımızı, içimizde bir sözlüğe dair kesin ihtiyaç var hani.
Ürünleri görmesek vitrinden,
öz yurdumda garip kalmışız arkadaş.
Türk yurdunda yaşayıp da, bakınca tabela ve isimlendirmelere,
sanki,Tayms nehrinin kıyısındayız.
Dil bayramı mı ?
İngilizce bilmiyorsak adam yerine de koymuyorlar insanı hani ?
Başvekil, Reis-i Cumhur olursun da neredeyse kapıcı olman zor bu memlekette.
Bilene sözümüz yok bir lisan bir insandır derler. Az buçuk anlatırız da derdimizi fakat yakında adımızın Maykıl olmasından korkarız.
Dikkat çekmek istediğimiz husus budur.
Kumsala şöyle bir uzanalım desek, kumsal da kalmamış ki arkadaş etrafta.
Biç olmuş her yer.
İki tahta masa, iki oturak bir de cıstak cıstak musiki. Ha musiki dediysek, seviyor mu, küfür mü ediyor belli değil.
Girmeden içeriye henüz, vale kucaklıyor adamı.
Basıyoruz parayı ve oluyoruz o anın en mühim adamı.
Havalı mı havalı.
Sohbet edelim diyoruz gençlerle, yaya yaya konuşmalar bye bye lar, okeyler.
Sanırım yeni Türkiye’de yeni lisan ve aksanlar.
Şopa gidip içecek bir şey alacağız, tek tanıdık Niğde gazozu.
Bir ferahlık bir ferahlık. Çok şükür memleketteyiz demek ki ve içimde de on bin milyon baloncuk yutmanın tarifsiz mutluluğu.
Hadi oradan bir AVM yapalım da üstbaş bakalım kendimize. Kapıda kasabanın şerif yıldızlı ama, asgari ücretli güvenlik çalışanları.
Mağazaya gireceğiz de, vitrine bakmak şart, maazallah Viktorya Sekret’lerde çizdiririz karizmayı.
“Sale” yazıyor camekanlarda satılık demekmiş. O kadarcık da çözdük canım gavurcayı.
Gavurcayı çözdük dedik de, biz mi onu, o mu bizi çözdü düşünmek gerek bu muammayı.
Dil bayramı ya bugün !
Sıtarbaks’ta kutluyalım dil bayramında dilimizden olmayı.
Batısından doğusuna, güneyinden kuzeyine, bir merhaba diyemezsek çok yakında,
adımızdan başka tanıdık gelmezse işittiğimiz, okuduğumuz tabelalar etrafta, çoluğumuz çocuğumuzla dahi konuşamazsak iki kelime, yer ile yeksan olacakmış gibi bu güzel Türkçemiz elbette.
Türkiyemiz ve Türkçemizi düşünürken, gözlerimiz açık, aklımız açık elbette ve acilen dur demek gerek dil üzerine çöreklenmiş bu işgalci zihniyete.
Türk yurdu, Türkçenin yurdudur ve ilelebet böyle kalmalı.
Tanrı dili, bayrağı, vatan ve milleti korusun her devirde.
Türkçedir bizi biz yapan, evde, sokakta, mahallede ve vitrinde.
Türkçe yaz, Türkçe söyle ve Türkçe konuş, sahip çık diline.
Türk Dil Bayramın 87.yıl dönümü kutlu olsun …
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz
Not : Daha İngilizce’yi sökemeden Arapça da koymazlar mı önümüzde her yere.
Ehlem ve sehlem bu satırlardaki hususlara dikkat edene.