Kulaklarımı tıkadım ben. Gözlerimi dekapadım.
Ne acı duyuyorum ne de yas. Dökülen gözyaşları benim değil ki. Ağıtlar da. Ateş benden uzağa düşüyor. Elimi böğrüme böğrüme vurmuyor, dizlerimi de dövmüyorum…
Öyle mi oluyor acaba?..
Öyle mi oluyor?..
Bir akıl tutulması, bir kara körlük. İsimlerini teker teker yazsam, kağıt mürekkep yeterli gelir mi acaba?
O bile tükenir.
O bile tükenir…
“Bir kaç” diyemem ki ben!
Bir kaç diyemem, teker teker yâd ederim adlarını.
Ali oğlu Mustafa
Ömer oğlu Çetin
Yakup oğlu Hüseyin
Nevzat oğlu Hüseyin.
Mehmet, Mehmet’lerim…
Ali’ler yandı, Nevzat’lar kavruldu bu yangında. Elif, Zeynep, Ayşe ve Hatice’ler iki gözü iki çeşme, kan ağlamakta. Bebeler farkında bile değil yitip giden babadan.
Ne zaman biter bu yangın?
Ne zaman söner bu ateş?
Nesi kalır geriye, hepsinden geriye?
Bir büyük, bir buruk acı, bir kor, dumanı tüten…
Neden?
Niçin?
Sebebi nedir?
Mehmedin bir cinayete kurban gidiyor.
Sormalısın bu soruyu, görmelisin bu hesabı, yok yere hiçliğe yolculadığın evladın için…
Kulak ver, ses ver evlat hakkın için.
“Bir kaç” diyemem ki ben. Teker teker ağıt olur adları yüreğin içinde.
Ateş bu her yeri yakan.
Bu bizim savaşımız değil!
Bu senin savaşın hiç değil!!
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz