Yunan İzmir’e çıksa neredeyse “ela ela” mı diyecekler?
Hadi canım sen de demeyin.
Olur mu öyle şey demeyin. Olmaz dediğimiz neler olmadı ki bu devirde.
Düşünen akıl korkuyor.
Düşünen akıl, düşünmeye devam ettikçe dehşete düşüyor.
Gerisi mi, ” bu da geçer yahu”
Türk milletinin, bugünü ve yarınlarının nasıl bir tehlikenin içinde olduğunu, nereye sürüklendiğini yazmaktan, çizmekten, sohbetlerde dile getirmekten hokkada mürekkep, dilde tüy bitti.
Buna rağmen olmaz denenler bir bir oldukça, korkularımızda ne kadar haklı olduğumuzu anlıyoruz.
Korku insani bir tepkimedir.
Korkunun yarattığı tepkimelerdir sözlerimiz.
İç politikada, dış politikada diye başlayan sözlere gülüyorum artık. Televizyonlarda bırakın pişmeyi, dibi tutmuş aşa su katanlar, ipe un serenlere gülüyorum. Görünen saraya klavuz isteyenlere de tabi.
Siyasi ve ekonomik bir buhran dönemi.
Yeni Osmanlılar memleketi dedeleri gibi nekahat dönemine getirmeyi çok iyi becerdi doğrusu.
Dolar 15 lira, Türk lirası da dibinde dibini görse dahi, bir sorumlusu yok bu memlekette.
Ha varsa o da dış güçler elbette.
Etnik bölücülük ve İslamist bölücülüğün Türkiye’yi getirdiği noktayı izliyoruz korkar gözlerle.
Güvenlik sorunumuz var.
Etrafımızdaki çemberin daraldığını görmemek için saray ve saltanatçı olmak yeterli harelde.
Gerisi zaten endişe içinde.
Sosyal sorunlarımız var.
Toplumun geldiği nokta birbirini boğazlayacak halde.
Eğitim sorunumuz, sağlık sorunumuz, hukuk sorunumuz, mali sorunlarımız var, var, var, var.
Ucunu getiremez, say say bitiremeyiz.
İnsan düşünüyor, hani bilindik bir söz vardır ya? ” Nereden, nereye?”
İç tehditi teşhis etmek zorundayız.
İç tehdide karşı akıl ve hukuk içerisinde önlemler almak zorundayız.
Bana göre, hüküm edeni ve sözde muhalefet eder gibi yapanı da, bu değirmene su taşır halde.
Hal ve gidiş böyle olunca, düşünen akıl korkuyor elbette.
Düşünen akıl görüyor son tahlilde.
İç tehditi teşhis etmek zorundayız.
Lafı uzatmayalım, eveleyip gevelemeyelim, tehdit iç cephede.
Atatürk ile kalın.
Selam ile.
Cem Ayaz