“Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”.
Gazi Paşa’nın, 1 Eylül’de Çalköy Kütahya’da, ordulara tarihi emriydi yukarıdaki satırlar. Böylece vatan toprağını işgal etmiş düşman ordularının akıbeti belirlenmiş oldu. Türk Ordusu İzmir’de Akdeniz’e ve Türk milleti de bağımsızlığına kavuşacaktı.
31 Ağustos’ta başlayan amansız takip sonunda Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntılar haline gelmiş Uşak’a girdi. Burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis tutsak edildi.
İnsanüstü bir hızla ilerliyordu Mehmetçik. Dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasabanın, köyün, şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin de acımasızca katledildiğini görmekteydi.
9 Eylül günü 1 nci Kolordu Kemalpaşa’daydı. 2 nci Kolordu Manisa’ya, 4 ncü Kolordu Turgutlu’ya ulaşmıştı. Kuzeyde Kazancıbayırı’nda Yunan mevzilerine taarruz eden 3 ncü Kolordu düşmanı geriye atarak Bursa’ya ilerledi.
Ve Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç gözyaşları arasında İzmir’e girdi.
Süvarilerimiz, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay da olmadı. Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlandı.
Yüzbaşı Şeraffetin,Türk bayrağı Hükümet Konağının gönderine çekti. Aynı sıralarda ayyıldızlı al bayrak Kadifekale’ye de çekiliyordu.
Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. İzmir’de Türk halkının sevinci o denli büyüktü ki askerlerimiz çiçek yağmuru altında kaldı.
Atatürk İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (Orbay) Bey’e telgrafta: “Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir’imize zaferle girdik. Ben yarın öğleden itibaren İzmir’de bulunacağım” der.
Gazi Paşa’nın, İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara tarihi mesajı da şuydu:
“İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım tamdır”.
‘’İnancım tamdır’’
İşte bir lider ile halkı arasındaki en önemli olgu. Biz tarihe göz atmaya devam edelim.
Aynı gün Yunan’ın ateşe verdiği Kasaba’ya (Turgutlu) varıp burayı ve yanan köyleri geçerek Armutlu’ya gelinir. Burada mola verilir.
Mustafa Kemal koyu bir güneş gözlüğü taktığı için tanınmaz. Orada bulunan bir ihtiyar, koynundan bir resim çıkarır, bir kaç kere önce resme, sonra Mustafa Kemal’e bakar. Mustafa Kemal gözlüğünü alnına doğru kaldırınca ihtiyar daha yakına yanaşır ve daha dikkatli bakar.
Birdenbire yüzünün rengi değişir, her yanı titreyerek, “Bu sensin, bu!”diye bağırır. Sonra orada bulunanlara dönerek, haykıra haykıra “Ey ahali koşun, koşun! Bu odur, Kemalimiz geldi!”der Bütün halk otomobile koşar.
Kadın, erkek, çocuk, yaşlı kimi toprağı, kimi tekerlekleri öpüyor, kimi Mustafa Kemal’in boynuna, eline sarılıyor kimi otomobili omuzlarında taşımaya çalışır.
Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 Cumartesi günü karargahı ile Belkahve’ye varır.
Bir incir ağacının altında Kadifekale’de şanlı bayrağımızın dalgalandığı İzmir’i uzun uzun seyreder. Düşman devletlerin karma donanması körfezdedir. Hava kararıncaya kadar burada kalır. Geceyi geçirmek için Nif (Kemalpaşa)’e gelinir.
Rüşen Eşref Ünaydın’dan dinleyelim:
“Seni, bir iki basamak merdivenle ilk katına çıkılan, zaten sanırım o ev sadece bir katlı idi, o evin kapısından içeri girişte, başları beyaz örtülerle sımsıkı sarılı köy kadınları karşıladılar. …Yedi sekiz kadın… Gölgeler gibi çekingendirler. Seni o dar girişte görünce, yerlere doğru eğildiler; sarılıp dizlerinden öptüler; başörtülerinin ucu ile ayaklarından tozlar aldılar, bir ikisi o tozları gözlerine sürdüler! Ve onların gözlerinden senin ayakkabılarına yaşlar damladı. Sen onları ağır başla selamladın. Onlar senin önünde el bağladılar, yaşlı gözlerle sana uzun uzun baktılar. Bu el bağlayışlar, bu susuşlar sana bir sonsuz minneti ve hayranlığı bin sözden ne kadar daha iyi anlatıyordu.”
Mustafa Kemal Paşa yanında Mareşal Fevzi (Çakmak) Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım (Gündüz) Paşa ve karargahı ile 10 Eylül 1922 günü İzmir’e girer.Burada Fahrettin (Altay) Paşa İle buluşarak doğruca Hükümet Konağına gider.
İzmir’liler kurtarıcılarını büyük bir törenle, sevinç ve coşkunlukla karşılamışlardır. İzmir Hükümet Konağı balkonundan, Konak alanını hınca hınç dolduran İzmirlileri, selamlayarak kısa bir konuşma yapar.
Gazi Paşa’nın konuşmasının özü bir cümle ile her şeyi ifade eder:
Daha sonra Mustafa Kemal yanına yazar Ruşen Eşref’i ve yaverlerini alarak otomobiline biner, biri otomobilinin önünde diğeri arkasında yer alan iki kısraklı süvari bölüğünün arasında, Konak Meydanı’ndan Karşıyaka’da onu konuk etmek için hazırlanmış eve gitmek üzere ayrılır.
İzmirliler tarafından Atatürk’e 14 Eylül 1922 tarihinde hemşehrilik teklif edilir ve Atatürk tarafından kabul edilir. Atatürk, 24 Eylül 1922 tarihinde İzmir Muhterem Hamiyetli Ahalisine hitabı ile yazdığı mektupta:
“İzmir Belediye ve Yönetim Meclisleri aracılığı ile bana İzmir Hemşehriliği sanı verildiğini öğrendim. Ülkemizin Akdeniz’e karşı ışığı olan, düşman işgalinden kurtulması için bütün ülkeyi seve seve yıllarca sıkıntılara sürüklemiş bulunan İzmir’imizin hemşehrileri arasında sayılmak bana sonsuz bir sevinç ve övünç olmuştur.
Bundan yaklaşık üç yıl önce İzmir felaketi ile yüreği en büyük üzüntü ve aynı zamanda en güçlü bir inanç kararlılığı ile çarpmış; başladığımız bağımsızlık savaşında bana en güçlü umutları vermiş olan yiğit Erzurum halkı da beni hemşehrileri arasına almakla ödüllendirmiş oluyordu.
Bana ulusal savaşımızın, önemli bir girişiminin başlangıcını anımsatmakta bulunan Erzurum hemşehriliğine, savaşımızın zaferini müjdeleyen İzmir hemşehriliğini ekleyerek, değerli bir ödül vermiş oluyorsunuz.
İzmirli hemşehrilerime sevgi ve bağlılıkla teşekkürlerimi sunarım. İzmir’in acılarını gidermek için genel görevlerimizin verdiği zorunluluktan başka özel ve içten bir ilgi ile çalışmak, benim için bir ülkü olacaktır.
Hepinize selam ve sevgi hemşehrilerim”der.
Gazi Mustafa Kemal 10 Eylül 1922’de İzmir’e geldikten sonra 29 Eylül 1922’de İzmir’den ayrılmıştır. Bu tarihten sonra da, onüçkez İzmir’e ziyaretlerde bulunmuştur.
Değerli okuyucu, 16 Mayıs 1919’da Tophane rıhtımından 44 inanmış insanın, vatan ve millet bağımsızlığı yolunda çıkmış olduğu bir var kalabilme mücadelesinin süngüsünün parladığı son vatan toprağıdır İzmir.
Bir yazgının yerle bir oluşu, bir milletin makus talihini yendiği son nokta.
Tıpkı Conkbayırı’nda olduğu gibi.
Değerli okuyucu;
Bugün ve sonsuza kadar, şüheda ile harç olmuş bu toprakların çocukları ve elbette her yaştan birer genç olarak, muhtaç olduğumuz kudret olan damarlarımızdaki o asil kana son damlasına kadar güveniyoruz.
Gazi Paşa’mız, ebedi istirahatgahında cennet uykularını uyurken, açtığı yolda, gösterdiği hedefte hiç durmayacağımız elbette ve hiç şüphesiz ki and içmiş nesilleriz.
Bugün, İzmir’in dağlarında 96 yıl önce açan çiçeklerin kokularını yeniden duyuyoruz. O çiçeklerden her birini göğsümüzde onur ve gurur ile taşıyoruz.
Bugünlerimiz için başta ebedi Başkumandanımız olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve canlarını veren aziz şehitlerimize en derin saygı, minnet ve dualarımızı sunarız.
Türk Milleti bu tarihi yolculuğunda, sonsuza dek Atatürk ilke ve inkılaplarının ve Türk devriminin koruyucu ve kollayıcısı olacaktır.
Onun milletine olan inancı tamdı.
Bizlerin de, Ata’sı ve Cumhuriyetine olan inancı tamdır. Sözümüzü o gün Turgutlu’nun Armutlu köyündeki o büyüğümüzün içerisindeki sevinç sözleri ile son verelim:
“Ey ahali koşun, koşun!
Bu odur, Kemalimiz geldi!”
Ve bu tarihi sevince sonsuza dek bir ilavede bulunalım.
Tanrı Türk Milletini korusun.
Gazi Paşa, hep içimizde.
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem AYAZ