Eylül ayı ile birlikte yeni yazı döneminin ilk yazısını siz değerli okurlarıma arz etmek isterim.
Umarım, yeniden bir fakr-u zaruret hallerinden geçtiğimiz şu günlerde, vatan ve milletin hem içeriden hem de dışarıdan maruz bırakıldığı, duraklama, gerileme ve Tanrı korusun ki, karşı karşıya kalabileceğimiz daha da zor ahval ve şeraitte, bir işaret fişeği, bir deniz feneri, yol ve yönteme katkı olabilecek birer çözüm önerisi olması umudu ile İlk konu başlığımız ile yaraya tuz, kana tütün olalım, saygılarımı sunarım.
Sevgili okuyucu;
Neden ve sonuç ilişkisi arasındaki bağlantıyı kurabiliyorsak önümüze çıkan ya da maruz bırakıldığımız durumlar hakkında akılcı bilgi, yol ve yöntemler ile çözüm üretebiliriz.
Sadece düşünce yetimizi biraz zorlamak, bilgi ve gözlemlerimizin artı ve eksilerinin muhasebesini sağlıklı yapabilmek gereklidir bu noktada.
Biz de, bu konulara kafa yoran yazar çizer takımı olarak, siz okurlarımız ile bu ilişkiyi kurmaya çalışıyoruz.
Neden ve sonuç ilişkisi.
Yaşadığımız süreci, sosyolojik, siyasal ve ekonomik açılardan, kendi penceremiz ve toplumsal çerçeveden değerlendirmeye çalışıyorıuz.
Elbette sürçi lisanımız affola.
Bir derdimiz var.
Türk toplumunun bir bireyi olarak, hem kendimiz hem de vatandaşlık bağımız olan her Cumhuriyet yurttaşı için derdini tasasını yüklendiğimiz dertlerimiz var.
Görünen köy kılavuz ister mi sevgili okuyucu?
Maalesef istiyor bu memlekette. Hem de nice zamandan beri.
Ne yazık ki, istiyor.
Bir karınca azmi ve bir arı telaşıyla yazıyor, çiziyor, konuşuyoruz.
Ne için?
Hepimiz için.
Yurdun, yurttaşın tüm katmanları için.
Adını kimse söylemiyor da, Türk Milleti için.
Toplum, sosyal, psikolojik ve ekonomik bir uçurumun kenarında tek adımla yürüyor. Maalesef iki ayağı ile bile değil.
“Bu da geçer yahu” bakış açısı ile gelinen nokta, artık hiç bir şeyin geçmeyeceği, bırakın gelip geçmeyi, her birimizi paçalarımızdan yakalayıp, daha da dibe, daha da çamura çekeceği konusunda hiç kuşkumuz yok.
Şimdilik bu toplumun fertleri olarak, karın doyurma, hayatımızı idame etme uğraşında debelenip duruyoruz.
Yaşam mücadelesi adı.
Bizler bu mücadelenin içindeyken şimdilik sadece paçalarımızdan aşağı çekilir haldeyiz.
Daha da beteri olur mu derseniz, daha beteri ve daha acısı yakındır.
Dost acı söyler.
Paçalarımızdan çekenlerin elleri, her gün biraz daha yukarılara çıkacak ve yakamıza dahası da gırtlağımıza kadar çökecek gibi gözüküyor.
Hal böyleyken, ulusal bağımsızlığımızın, siyasi ve ekonomik duruşumuz ile Atatürk çizgisinden ayrı düşürüldüğü o tarihten bu yana, yukarıdaki satırlarda hatırlatmış olduğum üzere, köyün hali harap ve bitap, kılavuz dahi istemiyor.
Şimdilik ekonomi ile mücadele ediyoruz.
Şüphesiz, ne şu, ne bu.
Sorumlusu bizi bu günler ile muhattab bırakan yönetenlerdir.
Başta söz ve güç sahibi iktidar sonra da ona muhalefette kalan diğerleri.
Sonrası da ulusal güvenlik, millet var vatan bütünlüğümüz.
Ne yazık ki, mümkün müdür bu öngörü?
Evet ihtimal dahilindedir.
Düşünen aklın dört bir taraftan baskı altında olduğu, evrensel tüm yönetim değerlerinin hiç edildiği, geçmişi ve hedefinin de ne olacağı çok kolay görülebilen bir dönem.
Ortada saklı yok.
Ortada gizli yok.
Tek adam ve onun monarşisi var.
Söylüyor, işaret ediyor, o oluyor, o bitiyor.
Artık bu yönetim biçiminin adını da siz koyun.
Gerçekten adı ne oluyor?
Neden ve sonuç ilişki ile başlamıştık söze.
Nedenlerine inerek, sonuçları işaret ediyoruz.
Hal böyle iken, bireysel yaşamlarımızdan topluma ve toplumsal duruşumuza bakınca şairin sözü geliyor aklıma;
“Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe”
O baharların, o bahçelerinde, Türk milletinin ne bugün ne de gelecekte de bir yaprak dökümü ile karşı karşıya kalmaması dileklerim ile.
Bu da böyle geçmeyecek gibi yahu, yazık oluyor Atatürk Türkiyesine.
Atatürk ile kalın
Selam ile.