Biz hayatını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan emek erbabıyız, zavallı halkız. Mahiyetimizi bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. (…)
Kuşatılmış bir Türkiye ile karşı karşıyayız.
Yaşamsal her alanda tam bağımsızlıktan tam bağımlılığa sürüklenmiş bir Türkiye.
Hep aklıma Devrim arabası gelir bu konulara dalıp kafa yordugumda.
Devrim arabamız o gün nasıl yarı yolda bırakıldıysa Türk’ün devrimi de Atatürk’ün çizdiği yolda aynı yarıda kalmıslıkta.
Kime kızacağız?
Kime yükleyip yükü de, kimleri suçlayacagız?
Geldikleri gibi gidenler pususunda beklerken tarihin ve şimdilerde o pusulardan uzatmışlarsa başlarını ve yine ve yeniden bir taarruz halindeyseler, iğneyi kendimize batırmayacak mıyız?
Zamanında “süt tozunuz da ne güzelmiş” diyen,dedirtilen bizler degil miyiz ?
25 Cent’e Mehmetçik’in kanını Kore yollarına oluk oluk döken, döktüren, memleket evladını, memleket toprağını” buyurun gelin, buyurun bölün, parçalayın lime lime edin”diyen bizden, içimizden, bizdenmiş gibi görünenlerin alkışlayıcısı, şakşakçısı bizler degilmiyiz?
Sağcı olmuşuz, solcu olmuşuz, aşırısı, orta yolcusu, muhafazakarı, devrimcisi, olmuşuz da olmuşuz.
Bizler rollerden rollere, ideolojiden ideolojiye savrulurken bu topraklarda, sözüm onlara ki bu kancaları takanlara, hep ama hep o kancaların ucundaki yemlere koşmuşuz.
Bu izm’ler ile, elimizde orak çekiçli bayraklar, dilimizde batı malı sosyal demokrasili hesaplar, sağında, solunda, ortasında hep ama hep bu bölünmüşlük ile karşı köşelerde birbirimize pusular kurmuşuz.
Aynı tezgahın hamurunda,emperyalizmin masalarına meze olmuşuz.
İdeoloji dedim de, yüce Atatürk’ün bu konudaki (Halkçılık) bizim insanımıza kulağına küpe edercesine söylediği bir açıklamasına göz atalım:
1 Aralık 1921
Büyük Millet Meclisi.
” Biz hayatını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan emek erbabıyız, zavallı halkız.
Mahiyetimizi bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. (…)
O halde ifade ediniz efendiler; halkçılık, toplumsal nizamını emeğine, hukukuna dayandırmak isteyen toplumsal bir doktrindir.
Efendiler, biz bu hakkımızı saklı bulundurmak, bağımsızlığımızı emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi uygun gören bir mesleği takip eden insanlarız. (…)
Ne yapalım ki, demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz.
Çünkü, biz bize benziyoruz, efendiler.”
Her türlü izm’e Halkçılık ilkesi ile yeterli cevabı veren, yolu ve yöntemi gösteren Baskumandan, sağın solun ve bütün ideolojilerin bağrına ” biz bize benzeriz ” vurgusuyla ALTIOK’u saplamıstır.
Sonrası mı?
Bizim bize benzemedigimiz, bizi bize düşüren izm’ler düşüncelerimize yer etmiş, yer ettirilmiş ve bugünlere kadar da gelinmiştir.
Sorulacak acı soru şudur ki:
Acaba artık biz, bize benzemekte miyiz?
Cevabını sizlere bırakıyorum.
Yoksa yoksa, İstiklal Harbi veren ve Türk Genel Devrimi ile mazlum dünyada bağımsızlık ateşini yakan kahraman ecdadın torunları olarak birer mirasyedi miyiz ?
Yüce Atatürk’ün izinde, sözde degil de özde biz kaç kişiyiz?
Sevgili dost, bakınca halimize, biz bize benzemekte miyiz?
Yeniden biz bize benzeyebilir miyiz?
Ne dersiniz ?
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz
Parlamentohaber.com | Korku yok!