Kutsal doğum ayımdır Eylül. Bir kaç gün sonra da doğum günümü kutlayacağım.
Elbette yalnız değil, sizler ile.
Büyük bir resepsiyon vermeyi düşünüyorum.
Önce bir otel bulup, resepsiyonu gasp edip, gelen arkadaşlara ikram edeceğim.
Herhalde “resepsiyon vermek” deyimi, güzel Türkçemizde bu anlama geliyor. Tercümesi bilimsel olarak bu.
Ne bileyim, daha önce eşe dosta hiç resepsiyon dağıtmamıştım. Bakalım bir kereden bir şey olur mu?
Olmaz, olmaz bence.
Göreceğiz.
Gelirsiniz değil mi?
Mönü de çok güzel ama.
Ordövr olarak su var.
Ordövrün güzel Türkçemizdeki anlamına hazreti Google’dan baktım da “avlu” anlamına gelen bir şey.
Tabi siz ana yemeği merak ediyorsunuz.
Biraz sabır.
Ne bu telaş?
Sanki sırf yeme içme için geleceksiniz diye düşüneceğim.
Yağlı buğday çorbası ve ekmek.
Üzüm hoşafı mı?
O yok.
Ekmek bulamazsanız pasta yiyin diye bir komiklik beklemeyin benden.
Pasta işi tamam, var elbet.
İrmik helvası ve üzerinde de mum, pasta niyetine.
Olur mu demeyin.
Olur tabi.
Bu sessizliği sevmedim.
Satırları memnun kalmamış gözlerle okuyor gibisiniz.
Neyse devam edelim.
Aslında gönül ister ki, siz sevgili okuyucularıma rüya gibi bir resepsiyon vereyim.
Nasıl mı?
İşte böyle;
(Chia tohumu eşliğinde), Ejder Meyveli Smoothie.
(Liçi meyvesi eşliğinde), Efuli
(Starex meyvesi eşliğinde), Aleovera
Orman Meyveli Special,
Bahçe Naneli Limonata,
Çok ama çok Taze, anlık sıkılmış Portakal,
Yine çok çok taze sıkılmış Greyfurt,
Taze taze sıkılmış Havuç,
Tap taze sıkılmış Elma.
Yahu içinizi ferahlatmak isterken, okurken sıkılacaksınız bilader de, neyse.
Bakın devam ediyorum.
Çerkez Tavuğu ama pataşur içerisinde.
Pataşur önemli tabi.
Suşi de var ama elbette ki somonlu.
Antakya usulü Humus.
Hemen burun kıvırmayın çok rica ediyorum. Öyle kuru kuru Humus olur mu?
Elbette ki “tartalet” içerisinde.
Deniz ürünlerini bol tuttum.
Hem de İzmir usulü.
“Susamlı Levrek Simidi” diyorlar da, ben “levrek gevreği” diyorum. Olacak o kadar bilader İzmirliyiz.
Bizde simite gevrek denir.
Vallahi de, billahi de kuzu çöp şiş de var.
Aydın yöremizden.
Bakın gözleriniz ışıldadı.
Doğum günümde sizlere ikram edeceğim mönü bayağı “itibarlı” da, geçmişe dönelim mi biraz, ne dersiniz?
Aklıma ne geldi biliyor musunuz?
O Çanakkale Destanımızın yemek listelerinden sadece bir tanesi.
15 Haziran:
Sabah: Üzüm hoşafı.
Öğlen: Yok.
Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek.
26 Haziran:
Sabah: Yok.
Öğlen: Yok.
Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek.
18 Temmuz:
Sabah: Üzüm hoşafı.
Öğlen: Yok.
Akşam: Yarım tayın ekmek.
21 Temmuz:
Sabah: Yarım ekmek.
Öğlen: Yok.
Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek YOK…
Yokluklar içinde kıvranan bir ulusun kaderinin dönüm noktasında, karavanaya karışan kan, ter ve gözyaşları da, sosları olsa gerek.
Daha fazla içimiz acımasın diye, 26 Ağustos sabahı Zafer Tepe sırtlarında ölüme yürüyecek olan Mehmet’lerin sabah kahvaltısını bu yazıya eklemiyorum.
Yeterince acıyor zaten.
Ama ne demişler;
Saraylar, hanlar, hamamlar.
Yetmez ama evetler.
Çok şükürler.
Yanına da, Elhamdülillahlar.
İtibardan tasarruf mu olur sevgili dostlar?
Olmaz elbette.
Her yanımız itibar.
Haydi bakalım.
Şimdi kimler geliyor kutsal doğum ayım ve kutsal doğum günümde beni kutlamaya?
Üzüm hoşafı, yağlı buğday çorbası ve ekmek.
Hep birlikte bu itibarı üleşmeye?
Atatürk ile kalın.
Selam ile.
Cem Ayaz.