Yakın bu evi!
Yakın bu evi!
Sivas Madımak otelinde de “yakın bunları, yakın bunları” diye bağırıyorlar ve insanlar o yakılan ateşin içinde can veriyordu.
Anlayacağınız, o gün bugün bizim köyde değişen bir şey yok. Hala Orta Çağı yaşıyor, yaşattırılıyoruz.
Tarihsel izlerimizin zihinlerimizde bıraktığı insanlık külleri.
Az söylemişler, ulu orta yakmak yetmez. Fırınlar kurun, hatta sabun yapın.
Artık ne oluyor, nereye gidiyoruz lafları kadar anlamsız ve önemini yitirmiş bir soru yok galiba. Bir şehit cenazesinde dahi bir araya gelemeyen bir insan kitlesi. Topluluğu kelimesini bilerek kullanmadım.
Orada zaten yanmış bir insan var.
Orada vatan toprağı ve Türk Milleti için can vermiş bir insan var.
Orada gözü yaşlı, bağrı dağlanmış bir ana, bir baba, bir kardeş, bir eş ve bir yavru var.
Hani Akif’in dediği gibi;
“Vurulup tertemiz anlından, uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer”
Orada her birimizin hayatları, canları, malları, aileleri, çoluğu çocuğunun varlığı için can vermiş bir vatan evladı var.
Nereden, nereye.
Nereden nereye.
Acılarımız da dahi bir araya gelemiyoruz. Acılarımızda dahi ayrışıyor, yumruk yumruğa geliyoruz.
Şu haklıydı, bu haklıydı, bu doğruydu, şu yanlıştı konularını çokça yazdık. Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı da değil hani.
Birilerinin taşıma su ile bu değirmeni döndürmeye, o değirmende de tüm değerlerimizi un ufak etmeye niyetleri var. Değirmeni su taşıyan belli, o değirmende un ufak olan belli.
İster içeriden, ister dışarıdan, birileri de sofranın başına kurulmuş o değirmenin öğütülmüş sonrasında da ateşe verilerek kabartılmış o undan yapılan böreği yutma beklentisi.
Ne diyelim?
Ne söyleyelim?
Teşbihte hata olur mu?
Yakın bu evi!
Yakın bu evi!
Yana yana, yaka yaka öğrenemedik, öngöremedik bir şeyleri.
Türk Milleti buna layık mı?
Türkiye bunlara layık mı, layık mı kalacak?
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz
Parlamento Haber/Korku yok!