Beş duyu ile kucaklıyoruz dünyayı. Bir de düşünce merkezimiz var. Biri dünyayı kucakladığımız duyularımızı yönetiyor diğeri ise kucakladığımız o verilerin muhasebesini tutuyor.
İnsan beyni.
Bilim, insan beynimi iki yarım küreye ayırıyor ve sol yarı küre mantığın, sağ yarı küre duyguların evidir diyor.
Twitter’da rastladığım bir yazı başlığından yola çıkarak, İkincisi için bir şeyler yazmak istedim.
Elbette ikincisini, serebral korteksi kullanarak.
Başlık şuydu: Hem cahil hem Profesör olabilir miyiz…?
Bu sohbette, olayı tersinden irdelemek amacım.
Hem Profesör hem de cahil olabilir miyiz? Profesör olup da cahil kalabilir mi, cahil olup da etrafımızı, olanı biteni bir Profesör edası ile anlamlandırabilir miyiz?
İkisi de mümkün olabilir diye düşünüyorum.
İkisine de şahit olabiliriz.
Hatta şahitlikten öte, ikisinin de öznesi dahi olabiliriz.
Neyi, ne kadar biliyor, neyi ne kadar anlamlandırıp, artırıp eksiltip çevremiz ile pay ediyoruz?
Fikirlerimizin temelinde bilgi mi yatıyor?
Bilim kuramları değişken ise, fikirlerimizin temeli olan bilginin zaman içerisinde değişecek ve dönüşecek olması fikrine acaba açık mıyız?
Bilimsel yargılar değişken ise ya bizim yargılarımız?
Bu noktadaki duruşumuz cahilce mi yoksa bir Profesör edası mı?
Hiç düşündünüz mü, acaba hangisi?
Bilge mi yoksa bilgili miyiz?
Arasında bir fark var mıdır sizce?
Halk tabiri ile “diploma ve eşek” benzetmesinden doğru mesajı alabiliyor muyuz?
Vefakar eşek dostlarımıza bu tabirden dolayı bir özür borcumuz olmalı mıdır?
Sorular, sorular…
Hiç kuşkusuz, yaşamı ve olayları anlamlandırabilme sürecinin ilk adımları düşünebilme, soru sorma ve o soruların cevaplarını arama iç dürtüsüdür diye düşünüyorum. Bu iç dürtü sonucu edinilen bilginin de yaşama, yani çevremize uyarlanması da bir bilgelik ideali.
Bu paydaşlığa, bilgili olmanın eyleme geçme hali de diyebilir miyiz…?
Duyularımızın açıklığı, algılarımızın açıklığı mıdır?
Algılarımız, duyularımızın sınırlarını aşabilir mi? Dağın ötesini görebilir miyiz ardına geçmeden?
Prefösör olabilmenin bedeli, dirsek çürütmeler, numarası sürekli değişen gözlükler, uykusuz geceler, veriler ile bir bilek güreşi hali ise cahil kalmanın bedeli sorgulama yetisinden yoksun bir fotosentez hayatı mı?
Bir profesör cahilce, bir cahil Profesörce davranış sergileyebilir mi?
Yine sorular ve sorular.
Soruların yanıtları hakkında da düşüncemi paylaşabilirdim ama şimdi sizlere de biraz iş düşüyor.
Çevremizden başlayarak sorular yöneltmek, yaşamımızı anlamlandırma sürecinde ilk adımlarımız ise o soruların cevaplarının peşine düşmek sonraki adımlardır.
Bir cahil Profesör ya da bir Profesör cahil imgelemesi altında, soru dolu bir sorgulama oldu bu yazım.
Cevapları mı?
Serebral korteksleriniz iş başına…
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz