Aslında yazar, çizer ve düşünürlerin içinde yaşadığı toplum ve bununla beraber de evrensel insanlık için yerine getireceği birinci ödevi, yine o toplum ve insan kitlelerinin çoğulcu faydaları için üretken olmasıdır diye düşünüyorum.
Bu üretkenlik, farklı düşüncelerdeki mürekkep izlerindeki görüş ayrışmalarının ortak bir ana fikre evrilmesi toplumsal yaşamın katma değeri açısından ideal olandır.
Toplum bilim bu noktada, düşünsel eğilimin eylemsel birliğinde insan topluluklarının bir noktadan başka bir noktaya (ideal toplum düzeni ya da sosyal hayatın idealitesi) evrilmesinde düşüncenin gücüne inanmış ve emek vermiş aydın kitlelerinin önemini her zaman vurgulamıştır. Bir noktada toplumların yolları aydınlarının ışığı aydınlanır.
Elbette düşünce bu, çarpışır, karşıtlaşır ve zaman zamanda açmazlarda tıkanır kalır. Toplumsal fayda, benim gibi düşünenler içinse birinci önceliklidir.
Yazılarımı takip eden okurlarım, ana ve hedef fikrimin Türk ulus devleti ideali çizgisinde olduğunu bilirler. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı, Atatürk’ün Türk milliyetçiliği ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişi her zaman düşünsel emeğimin başlangıç noktasıdır.
Türk toplumunun bütünsel faydasına bakış açım ve genel duruşum budur.
Şöyle bir sosyal ve siyasal hikayemize baktığımızda, bu ortak ve hedef fikrin etrafında ne kadar kümeleşebildiğimiz ve ne kadar ayrıştığımız gün gibi ortadadır. Kurtuluşuna elbirliği ile yürüyen bir toplumun neredeyse darmadağın oluşuna giden yolun taşları üzerinde bir hal ve gidiş bu. Bu halk, muhasebesinin T cetvelini doğru düzgün tutamamış ve hala tutamıyor gibi. Farkındayım, cümlenin sonundaki “gibi” kelimesi de durumun vahametine yetersiz kalıyor.
Tarih bilimi aslında sayfalarca ders alınması gereken notlar düşmüş. Toplum bilimi de bu notlardan başka yol ve yöntemler çıkararak ortaya olgusal gerçeklikte dersler çıkarmış.
İzleri takip etmiş, yeni izler bırakmış…
Türk toplumunun uluslaşma sürecinde bilim ve düşünce rehberliği merkezindeki devrimci öz yapısından uzaklaşma, günümüz çalkantılarının başlıca ana sebebi gibi gözükmekte. Ortak paydasız, bölünmüş, parça parça bir hikayenin hüküm sürdüğü bir süreç. Bakıldığında gidişatın sonu başından belli bir ivmelenme.
Toplumsallaşma sürecimiz örselenerek düşe kalka bir sürükleniyor gibi. ‘’gibi’’ kelimesi burada da fazla mı oldu ne?
Sorunlarımız var.
Çözüm arayışlarımız.
Keserin sapı da maalesef ki, hep tutan elden yana.
Cumhuriyet ve Atatürk Türkiye’sinde bugünlerde yaşanılan süreç içerisinde kalemlerin bıraktığı her mürekkep izinde toplumsal paydanın hepimize düşen ve pay edeceğimiz yanlarını arıyoruz…
Dünlerimiz bize yol gösterecektir.
Yeter ki, yarınlarımız için dünlerin izlerini takip edelim…
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz