SON DAKİKA

ERGENEKON İLE 15 TEMMUZ ARASINDAKİ PÜF NOKTASI

Bu haber 22 Haziran 2019 - 17:09 'de eklendi. 23

Ergenekon ve türevi kumpaslar TSK içinde yuvalanmış işbirlikçi yapının desteği, dış güç taşeronu siyasi erkin de kapılarını sonuna kadar onlara açması,  olur vermesi ile hayata geçtiği;

Bu davalar silsilesi, TSK içinde ya da sivil alanlarda kuruluş değerlerine bağlı, tam bağımsızlıkçı düşüncenin, Türk ulus kimliğini savunanların, yani büyük oyunu görüp de “geçit yok!” diyenlerin yargılandığı  ve Kuvvay-ı Milliye ruhunun hedefe alındığı bir tezgahtı.
Anlayacağınız, aslında emperyalizm, Atatürk Cumhuriyetinin koruyucu ve kollayıcı zihniyetini yargılıyordu.

Silivri sürecinde o çok bilindik tanımı ile “milli iradeye darbe yapacaklardı” safsatasıyla, Astsubayından General, Amiraline tam bir düşman hukuku uygulanmıştı.
Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarımın da, duruşmaların canlı tanığı olduğumuzu, copunu ve biber gazını tattığımızı, izleyici sıralarından gün gün kovularak, mahkeme başkanı tarafından her gün tehdit edildiğimizi de hatırlatmak isterim.

Garip, çok garip

Ergenekon ezdi geçti. Davalar süresince ölenler öldü, kalanlar kaldı.

CHP lideri de bu davalardan birkaç yıl sonra, bay Gül ile Cumhurbaşkınlığı adaylığı görüşmeleri reveranslar yaptı.

24 Haziranın CHP Cumhurreisi adayı olacak olan Gül bey,  Ergenekon süreci  öncesinde “Savcı bulun, delillendirin” diye de yol göstermişti üstelik ama sanırım bay Kemal bu konuyu nazarı dikkatine almadı.

Şaşırdınız mı?

 

Savcı buldular, delillendirdiler, hem de bavul bavul. Zekeriya Öz ve türevleri emre amadeydi  artık ve PKK tanık TSK mahkeme önlerinde sanıktı. Davaların en büyük savcısı da demokrasi tramvayının bugünkü vatmanıydı.

Birkaç yıl sonra, bay Gül’de neredeyse CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olacaktı.

Şaşırmayın.

O günleri yakından takip edenler bilir.
Asker, siyasetçi, gazeteci, akademisyen, yazar, hekim hepsi Ergenekon torbasındaydı.

Yetti mi? Hayır.

Kız kardeşini pazarlayandan, mafya babasına kadar hepsi aynı torbada.

Duruşmalar birbirini kovalarken bizler de mahkeme yerleşkesi önlerindeki çadırda da vatan bağımsızlığı nöbetindeydik.

Mönüde;
Kuru fasulye, pirinç pilavı, bulgur pilavı, ayran ara ara da biber gazı, jop ve itme kakma da oluyordu zaman zaman.

O süreç ve ondan sonraki geçen zamanlarda bu yaşanılanlar üzerine kafa yorduğumda bir husus dikkatimi çekmişti. Aslında yazının ana fikri de bu husustur bakıldığında.

Bu süreç yaşanırken, yani bu Silivri ve diğer kumpas davaları süreci, bu ülke yurttaşlarının müşterek çoğunluğu, ordusuna, yazar çizerine, akademisyenine düşman edilememişti bakıldığında.
En dikkat çekici unsuru bir daha tekrar edeyim:
Millet ordusuna düşman edilemedi. Bunu başaramamışlardı.

Süreç sonunda ister pazarlık deyin, ister uzlaşma, isterseniz hukuksal sıkışma deyin,  müebbet cezalarına çarptırılan ya da farklı sürelerde hüküm giyenlerin tamamı tahliye edilip, tutuksuz yargılama süreci başladı.
Bu yazıyı okuduğunuz şu an itibarı ile de kesin hüküm verilmiş, dava tamamlanmış durumdaydı.

Ergenekon, Balyoz ve türevi kumpaslar ordusunu milletine düşman edemedi diye üstüne basa basa belirtmiştim ya, başka bir şey, başka bir kumpas hayata geçirilmeliydi. Bu da ordu ve milleti ancak ve ancak karşı karşıya getirmekle olabilirdi.

Halk askeri ile boğaz boğaza, gırtlak gırtlağa kapışmalı, ölümler kalımlar olmalıydı.
Ve nihayet asker görünümlü bir kurgu halkına kurşun sıktı.
Ne zaman?
Takvimlerin gösterdiği zaman dilimi bir 15 Temmuzu akşamıydı.

Milli iradeye kurşun sıkan, bombalayan bu grilik, nedense o milli iradenin tek bir temsilcisine dokunmamıştı.
Komutanlar paketlenmiş, asker askeri, asker polisi, polis askeri kurşunlamıştı ve o sürecin sonunda da 15 Temmuz, bir 20 Temmuz KHK rejimi ile taçlandı.

TSK güven hususunda, o günden sonra astından üstüne, üstünden astına, iç yapısında paramparça olacaktı ve bence FETÖ üzerine düşen görevi layıkıyla yaptı. “Allahın lütfu” ve ” komutanlar eşşek gibi saf tutacaklar” cümlelerindeki lütuf şimdilik bu grilikte saklı kaldı…

Değerli okuyucu, izleri takip ederseniz eğer, önce Ergenekon,  sonrasında da 15 Temmuz, 16 Nisan, 24 Haziran, 31 Mart ve yarın yapılacak olan gasp edilmiş İstanbul sandığının önünü açtı.

Ergenekon ile yarı da kalan senaryo, birileri lehine15 Temmuzla tamamlandı…

Atatürk ile kalın.
Selam ile…

Cem Ayaz

Parlamento Haber/Korku yok!

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

Cem Ayaz
Cem Ayaz Yazar, Emekli Deniz Astsubayı. 1969 İzmir doğumludur. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de, yükseköğrenimini de 1989 yılında deniz astsubay meslek yüksekokulunda(o zamanki adı Astsubay Sınıf Okulu ) ve daha sonra da Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Programı’na devam ederek tamamlamıştır. Deniz kuvvetleri komutanlığında, yurtiçi ve yurtdışında 28 yıl seyrüsefer branşında çeşitli kadrolarda, personel, amir, birlik komutanı olarak görev yapmış ve 2012 yılında istekle emekliye ayrılmıştır. Yaklaşık 20 yıldır edebiyat ile iç içe bir yaşam sürmekte, çeşitli internet sitelerinde yüz elliye yakın şiir, makale çalışmaları yayınlanmakta olup edebiyat dünyasının önemli isimleri tarafından da şiir ve deneme türünde deniz ve denizcilik konularında birincilik ödüllerine layık görülmüştür. Çalışma hayatına katılım aşamasında, üretime ve eğitime verdiği önemle, Arel Üniversitesi, Mektebim eğitim kurumları gibi eğitim kurumlarında idari işler müdürü olarak görev yapmıştır. Şubat 2018’de Ulak Yayınlarından ‘’Vatan Kaderine Terk Edilemez’’ adlı ilk kitabı yayınlanmıştır. parlamentohaber.com’da haber müdürlüğü görevinde bulunmuştur.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın