Aslında o “dış güçler” var ya, hani o oyun kurucular, isteseler böyle bir takımı bir araya getiremezler.
Hele böyle bir santraforu, asla ve asla transfer edemezler.
Sahanın her yerinde, her şeyi ile öyle bir oynuyor, öyle çalımlar atıyor, öyle bir şut çekiyor ki, ağları deliyor. Hem de istendiği anda, hem de istediği anda.
Ha, elbette bizim kaleye, kendi kalesine, mevzu başka.
Tribünlere de sesleniş, gövde gösterisi bir başka.
Tribünler mi?
Padişahım sen yaşa!
Sevgili okuyucu bir futbol benzetmesi yaptık olaya.
Ama durum tespitimiz budur.
Her seferinde “dış güçler” i dilinden düşürmeyen, memlekette yaprak kımıldasa mazereti “dış güçler” olan bir oyunun hem izleyicisi hem yaşayanı olarak tespitlerimiz böyle.
Saha, zemin ve takımıyla beraber bu santrafor biçilmiş kaftan oluyor o dış güçlerin oyununa.
İsterse olmasın.
İsterse kendi kalesine gol atmasın.
Kırmızı kartı hazır, yerine bekleyenleri de yedek kulubesinde hazır ve nazır nasıl olsa. Aslı ile yedeği pek farklı değil gibi bakınca.
Oyunu kuran, her şeyi düşünmüş, en ince ayrıntılarını hesaplamış ve düdüğü çalmış bu oyunda.
Türk milleti kendi öz yurdunda kurgulanan ve oynanan bu oyunu görmek zorunda. Türk milleti, doğusundan, batısına bir ve beraberce bu oyuna dur demek zorunda.
Yoksa, yoksa güçler kardeşliğidir ki bu “ben her emre amadeyim yeter ki bana dokunma” oyunudur ki bu her iki tarafın da işine geliyor nasıl olsa.
Umarım, son düdüğü çalan Türk Ulusu olur, yoksa ne fayda…
Sevgili okuyucu 5-12 Ekim tarihleri arasında 6. Edirne Kitap Fuarında “Vatan Kaderine Terk Edilemez” isimli kitabımın imza günlerindeyim.
Ticaret değildir çağrımız, vatan teridir, davetlisiniz, bu da bir hatırlatma.
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz
Parlamento Haber/Korku yok