İzlediğimiz bir filmin karelerinde buluruz bazen kendimizi.
Duygu ve düşünce dünyamızın davranış biçimlerini kendimiz ve çevremize yansıtarak bireysel ve ortak hikayelerimizin kahramanlarıyızdır bakınca.
Onda, gözümüzün önünden yaşamımıza ya da yaşamlarımıza ait izler geçer. Sadece bir film değil elbette, müzik dinletisi de olabilir bu.
Herkes kendi hikayesinin kahramanıdır aslında. İyi, kötü ve çirkin. Kazanan, kaybeden, acımasız ya da merhametli. Öfkesine yenik düşen ve hırslarına birde..
Doğru, dürüst, sahtekar veya çok yüzlü. Yaşam yolculuğunda olduğumuz ve olabileceğimiz her şey.
Kimin hikayesinden geçersek geçelim, kötü adamı, kötü kadını ya da sihirli derneği ile o hikayelerde başkalarını iyi hissettiren.
Doğrunun ve yalanın birer karışımıyız.
Tercih ve şansın.
Kar ve zararın.
Kiminin kazancı, kimilerinin de dip noktasıyız.
Kucaklayanlar ile tekme atanların safında gider geliriz. Kaybedenler ve kazananların da. Portenin orta yerinde basılan doğru bir nota olmak güzel elbet. Ya da bir tualin en iyi fırça darbesi.
Doğru nota mı yoksa yanlış birer rengin tonu muyuz bakınca?
Bir Cumartesi sohbeti bu.
Haydi bir film izleyin, ya da bir iki şarkı ne dersiniz?
Hikayelerimiz, sen, ben, biz, siz ve diğerleri, yukarıdaki satır aralarında…
Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz
Parlamento Haber/Korku yok !