Türkiye Mersin’e Aşık ama Mersin’in Bundan Haberi Yok

Yayınlama: 22.02.2022
Düzenleme: 22.02.2022 06:07
40
A+
A-
1950 yılında doğdu. Mersin İleri İlkokulu ve Mersin Ticaret Lisesinden sonra 1971 yılında Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme bölümünden mezun oldu. Özel teşebbüste üretim planlama, pazarlama ve muhasebe departmanlarında görev yaptı. 1976 yılında Mersin’de Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalışmaya başladı. Mali Müşavir ve Muhasebeciler Birliği Dernek çalışmalarında bulundu. 1990-1998 döneminde Mersin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanlığı görevini üstlendi. Mersin Üniversitesi Geliştirme Vakfı (MÜGEV), Mersin İdman Yurdu Spor ve Eğitim Vakfı (MİYSEV) ve Mali Müşavirler Eğitim Vakfı (MEV) kurucu üyesi oldu. Mersin Atatürkçü Düşünce Derneği, Mersin Tüccar Kulübü, Mersin Tenis Kulübü, Mersin Briç Spor Kulübü, Mersin Temiz Toplum Derneği, İçel Sanat Kulübü, Mersin İdman Yurdu Spor Kulübü, Mersin Kuvayı Milliye Spor Kulübü, SODEV, Mersin Ticaret Liseliler Derneği, Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği, Galatasaray Spor Kulübü, Yenişehir Briç Spor Kulübü ve 1972 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. 2013 yılından beri de Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis üyeliği görevini yürütmekte. Gazeteci-Yazarlığa devam ediyor. “Konular ve Görüşler” ile “Sözün Bittiği Yerdeyiz” isimli, İhracat Sektöründe Tekdüzen Muhasebe ve Kambiyo, Serbest Bölgeler, Maliyet Muhasebesi, Dış Ticaret İşlemlerinde Tekdüzen Muhasebe ve Kambiyo, İnşaat Sektöründe Tekdüzen Muhasebe ve Yapı Kooperatifleri konulu kitaplarım yayımlandı. Adana Yeminli Mali Müşavirler Odası üyesi üyesiyim. Halen Yeminli Mali Müşavir olarak Mersin’de faaliyet göstermekte. 1998-2008 döneminde TÜRMOB ve TESMER’de Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Evli ve Barış, Serdar ve Murat adlarında üç çocuk babası.

    Önce şunu belirtelim: “Ben Mersinliyim” diyebilen herkes Mersinlidir. Mersin’de yaşayan herkes, kentin tarihsel, kültürel ve sosyal değerlerinin farkında olmak, kentin yapısal, ekonomik ve kültürel dönüşümünün sürdürülebilirliğini sağlamak, kente aidiyet duygusunu pekiştirerek, kenti sahiplenmek ve korumak zorundadır.

    Mersin’in kuruluşunda Hristiyanlar, Yahudiler, Araplar ve Mersin köylüleri (Türkmenler) var. Kentin bugünkü yapısını ve işlevini belirleyen asıl gelişmeler 1970’lerde ve 1980’lerde ortaya çıktı. Ortadoğu sorunu ve daha sonra başlayan İran-Irak savaşı Avrupa ülkelerinin transit ticaretini Mersin Limanı’na kaydırmalarına neden olmuştur. 1980’lerdeki ihracat hamlesi de Mersin’in bir liman ve ticaret merkezi olarak önemini daha da artırmıştır.

    Mersin’deki hızlı gelişmeye bağlı göçler sonunda Mersin’in tüm yapısını kapsayan ve yeteri kadar kontrol edilip yönlendirilemeyen değişimler başlamıştır. 1970 yılında 112 bin olan nüfus, 1980 yılında 261 ve bugünde ise kent merkezi 1 milyona ulaşmıştır. Hızlı nüfus artışı ve göçler sonunda, kamu ve yerel yönetimlerin yatırımlarının yetersizliği çarpık kentleşmeyi ve plansızlığı beraberinde getirmiştir. Suriyeli sığınmacılar da ayrı bir dert.

    Bir zamanların kültür, sanat, eğitim, spor ve ticaret merkezi olan Mersin, eski güzel günlerinin özlemini yaşamaktadır. Daha ilkokul öğrencisi iken, Halkevi’nin kütüphanesinde okul ödevlerimizi yaptığımız, aynı yerdeki spor salonundan yararlandığımız ve şayet zamanımız uygunsa döner sahneli salonunda Ulvi Uraz’ların ve Muammer Karaca’ların tiyatro eserlerini izlediğimiz güzel günlere benzer günleri çocuklarımızın yaşayamamasının üzüntüsü içindeyiz.

    Mersin’in sorunları büyük. Ancak bunlar çözülemeyecek sorunlar değil. Hep birlikte elimizi taşın altına sokmalıyız. Elbette, bir kentin gelişmesinde devlet yatırımlarının çok büyük önemi var. Ancak, bunun kadar önemli olan bir diğer konu da yerel yönetimlerin çalışma programları ve şehrin dokusunu değiştirecek olan projeleridir. Kentler, kendisini yönetenlerden daha çok orada yaşayanlarındır.

    Mersin’de yaşayan herkes, kendisini kentin bir parçası olarak görmeli, Mersin’de yaşamanın gerektirdiği koşul ve kuralları anlamış, özümsemiş ve benimsemiş olmalıdır. Mersin’e göç yoluyla gelenler kendi gelenekleri ve göreneklerini unutmamalı, ancak, kent kültürü gelişmeden kentlilik bilincinin oluşmasının güç olduğunu da gözardı etmemelidirler. Kentsel yaşam kalitesine sahip olan yerler çoğaldıkça, farklılıklardan, ortak bilinç ve kollektif bellek  oluşumuna doğru gidilecektir.

    Mersin’e sahiplenmeden, etkin ve kaliteli bir yönetim anlayışı ortaya koymadan, insanları yaşadığı kente yabancılaştıran politikalardan uzaklaşmadan sorunlara çözüm üretmek zorlaşacaktır.

    Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yazdığı gibi;

    Bir daha dünyaya gelirsem eğer,

    İsterim ömrümün her senesinde,

    Günlerim hep böyle geçsin Mersin’de.

    Son olarak: “Mersinliyi yaşat ki, Mersin yaşasın”. 

    Ahmet Akın

    Türkiye'nin siyaset, medya ve gerçekçi haberlerinin yer aldığı haber portalı