Damat Kadar Taş Düşsün Başınıza

Yayınlama: 22.03.2021
Düzenleme: 22.03.2021 03:20
4
A+
A-
1950 yılında doğdu. Mersin İleri İlkokulu ve Mersin Ticaret Lisesinden sonra 1971 yılında Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme bölümünden mezun oldu. Özel teşebbüste üretim planlama, pazarlama ve muhasebe departmanlarında görev yaptı. 1976 yılında Mersin’de Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalışmaya başladı. Mali Müşavir ve Muhasebeciler Birliği Dernek çalışmalarında bulundu. 1990-1998 döneminde Mersin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanlığı görevini üstlendi. Mersin Üniversitesi Geliştirme Vakfı (MÜGEV), Mersin İdman Yurdu Spor ve Eğitim Vakfı (MİYSEV) ve Mali Müşavirler Eğitim Vakfı (MEV) kurucu üyesi oldu. Mersin Atatürkçü Düşünce Derneği, Mersin Tüccar Kulübü, Mersin Tenis Kulübü, Mersin Briç Spor Kulübü, Mersin Temiz Toplum Derneği, İçel Sanat Kulübü, Mersin İdman Yurdu Spor Kulübü, Mersin Kuvayı Milliye Spor Kulübü, SODEV, Mersin Ticaret Liseliler Derneği, Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği, Galatasaray Spor Kulübü, Yenişehir Briç Spor Kulübü ve 1972 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. 2013 yılından beri de Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis üyeliği görevini yürütmekte. Gazeteci-Yazarlığa devam ediyor. “Konular ve Görüşler” ile “Sözün Bittiği Yerdeyiz” isimli, İhracat Sektöründe Tekdüzen Muhasebe ve Kambiyo, Serbest Bölgeler, Maliyet Muhasebesi, Dış Ticaret İşlemlerinde Tekdüzen Muhasebe ve Kambiyo, İnşaat Sektöründe Tekdüzen Muhasebe ve Yapı Kooperatifleri konulu kitaplarım yayımlandı. Adana Yeminli Mali Müşavirler Odası üyesi üyesiyim. Halen Yeminli Mali Müşavir olarak Mersin’de faaliyet göstermekte. 1998-2008 döneminde TÜRMOB ve TESMER’de Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Evli ve Barış, Serdar ve Murat adlarında üç çocuk babası.

    Siyasi emellere ulaşmak için meşru araçlar olarak kullanılan gizlilik ve kandırma, yani kasıtlı sahtekârlık ve açık yalan, yazılı tarihin en başından itibaren yaşamımızda olmuştur. Doğruculuk hiç bir zaman siyasi erdemler arasında sayılmamış, yalanlarsa her zaman siyasi meselelerde kullanımı savunulabilir araçlar olarak görülmüştür.

    Siyasetçilerin, önderlerin, bürokratların ve devlet erbabının sıklıkla yalana başvurduğu tarihte sayısız örnekle sabit olsa da, yalan türleri siyasal alanın yapısına göre farklılık gösterir. Doğrudan demokrasi ile yönetilen siyasi ortamlarda sözü ve edimi gizlemek daha az mümkündür, zira karar süreçlerine katılımcı sayısı ne kadar artarsa, görünürlük de o kadar artar. Bu tür toplumlarda başarılı bir şekilde yalan söylemek için epey hünerli olmak, retorik sanatını iyi icra etmek gerekir.

    Devletin işleyişini gözden ırak kılan yönetim biçimlerinde ise, tam tersine, en kıt akıllı yönetici bile halkı kandırmayı başarabilir. Devlet sırrı geleneğinin varlığı, kamusal alanın otoriter bir biçimde kısıtlanması, şeffaflık ve hesap verebilirliğin toplumca kanıksanmaması, siyasette can alıcı kararların kapalı kapılar ardında alınması, medyanın iktidarla çıkar ilişkileri içinde bulunması, hukukun işlevsel olmaması gibi birçok faktör yalan söylemeyi kolaylaştırır, yalanın ortaya çıkarılmasını da bir o kadar zorlaştırır.

    Türkiye’deki durum “ortaya karışık” gibi bir şey. Sözüm ona demokratik bir şekilde seçimler yapılıyor ama yönetim şekli “tek adam”a bağlı. Yargı ve medya da “tek adam”a bağlı olunca karar süreçlerinde katılımcılık ortadan kalkıyor.

    Cumhurbaşkanı ile muhalefet partileri arasındaki söz yarışı tüm hızıyla devam ediyor. İktidar, medyanın ve yargının desteğini arkasına alarak adeta tek saha maç oynuyor. Her türlü yalanı kolaylıkla ortaya atabiliyor çünkü iktidarın medya ve yargı hakimiyeti nedeni ile doğru bilgi halka çok az yansıyor. 

    Son haftalarda gündemde en çok yer alan konulardan birisi, muhalefetin iktidara eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak üzerinden sorduğu  sorular: 128 milyar dolar nerede?, Damat nerede? Beştepe’yi can evinden vuran bu sorular o kadar etkili olduk ki, sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan da patladı. “Yatıyorlar kalkıyorlar damat da damat. Damat kadar taş düşsün başınıza” diyerek sıkıntısını dışa vurdu.

    Yalan söylemek siyasetin, siyasetçinin doğasında yoktur. Ne zaman ki yönetenler başarısız olurlar, isimleri hukuksuzluğa, yolsuzluğa karışır, o zaman iktidardan gidip hesap verme korkusu başlayınca yalan söylemeye başlarlar. Hele bu başarısız iktidar sahipleri, bir de besleme basın yaratmışlarsa artık söylenecek ve söyleyecekleri yalanın sınırı kalmaz. Aynen Türkiye’de olduğu gibi.

    Ahmet Akın

    Türkiye'nin siyaset, medya ve gerçekçi haberlerinin yer aldığı haber portalı