Privacy Policy Page
SON DAKİKA

LAİK DEVLETLER YIKILINCA

Bu haber 07 Haziran 2020 - 12:30 'de eklendi. Son Güncelleme7 Haziran 2020 - 13:04

Ortadoğu başta olmak üzere neredeyse tüm İslam ülkelerinde mezhep kökenli iç savaşlar yaşanıyor. Bölgenin son 40 yıllık tarihini incelemezsek, yetmişlerdeki durumu bilmezsek neden mezhepten, kimlikler üzerinden 21.yüzyılda iç savaşlar yaşanıyor diye şaşırırız. Emperyalistlerde gülerek, ellerini ovuşturarak seyrederler. Kin ve nefret üzerine siyaset yapanları, mezhepler üzerinden iktidar savaşı yapanların sırtlarını sıvazlıyorlar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İslam ülkelerinde emperyalist sömürgeciler kovuldu ve Arap milliyetçileri iktidar oldu. Kukla krallar ardı ardına devrildi. İngiliz (sonra ABD) destekli Körfez Şeyhlikleri ayakta kaldı. Bu Şeyhlikler günümüzde ABD’nin en büyük destekçisi olarak yaşıyorlar. Petrolden elde ettikleri paraları ABD’nin istediği yerlere yatırıyorlar. Kendilerine bırakılan parayla lüks içinde yaşıyorlar.

Bölgede Nasır ve Milliyetçi-sol bir çizgide olan BAAS partileri etkiliydi. Bu partinin kurucularından birisi olan Mişel Eflak Hıristiyan Araplardandı.

Bölgede Arap ve Arami kökenli çok sayıda Hıristiyan yaşıyordu. Ortadoğu’nun kadim halklarının bir kısmı Hıristiyandı. Bölgede yaşayan Nasturi ve Ermenilerin çoğu İngiliz ve Fransızlarla iş birliği yapsalar da Hıristiyan Araplar milliyetçi akımları desteklemişlerdir. Bugün unutulan bir şeyi hatırlayalım. 1975–1980 arasında Lübnan’da solcu Müslümanlarla, sağcı Hıristiyanlar savaşıyorlardı. Filistin Kurtuluş Örgütü içinde çok sayıda Hıristiyan Arap bulunuyordu. Kudüs’te bir piskopos FKÖ’ye silah temin etmekten uzun yıllar hapis yattı.

FKÖ’nün laik yapısına karşı Suudi Arabistan, İsrail ve ABD desteği ile HAMAS kuruldu. Hamas Gazze’de yönetimi ele aldı. Hamas’ın öldürdüğü veya hapse attığı çok sayıda Filistinliden söz etmeyeceğim. İsrail’in bölgenin Hıristiyanları açısından yaşanmaz hale getirme politikasından bahsetmeyeceğim.

Bölgedeki milliyetçi rejimler ülkelerinin ekonomik bağımsızlıklarını kurdukları ve petrol bizim dedikleri için doğal olarak İngiliz – Fransız ve ABD’nin düşmanı oldular.

Önce Somali’de Siad Barre’nin laik diktatörlüğü yıkıldı. Suudi Arabistan koyun ithalatını Yeni Zelanda ve Avustralya’dan yapmaya başladı. Siyaset ve ekonomik savaş baş başa gidiyor.

Mısır lideri Nasır’ın ölümüyle Ortadoğu’da dönüşüm başladı. Mısır’da Sovyet yanlıları tasfiye edildi. Mısır’daki Sovyet teknisyenleri ve askeri danışmanları gönderildi. Akabinde FKÖ’de dönüşüm gerçekleştirildi.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra İsrail’e yönlendirilen Yahudi göçü sonrası İsrail’in saldırganlığı arttı. Barış yanlıları güç kaybetti ve Araplarla barış isteyen Şimon Peres fanatik bir Yahudi tarafından öldürüldü. ABD’de güçlenen Evangelistler (Protestan Hıristiyanlar içinde ayrı bir mezhep, tarikat diyemeyeceğimiz bir yapı) İsrailli fanatikleri desteklemeye başladılar, şu anda ittifak halindeler.

Milliyetçi Arap rejimlerinin en büyük zaafı ülkelerinde demokratik ortam oluşturamamaları, dinsel kökenli olmayan muhalefeti ezmeleri ve tüm kapalı rejimlerde olduğu gibi yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, devleti soyma gibi yozlaşmanın içine düşmeleriydi. Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla bu rejimler dış desteklerini kaybettiler.

Laik diktatörlüklerin muhalefete izin vermemesi (buna İran’ı da dahil edebiliriz) ve ezmesi sonucunda dini temel alan Müslüman Kardeşler gibi oluşumların önünü açtı.

İçten içe çürümüş, halk desteğini kaybetmiş ve dış destekten yoksun bu rejimler deyim yerindeyse bir fiskede yıkıldılar. Halkın yıkamadığı durumlarda Mısır’da olduğu gibi askerler devreye girdi. Mısır’ın %92 gibi oyla seçilmiş sivil diktatörü Hüsnü Mübarek ABD’nin çekil isteğine direnince askeri darbeyle devrildi. Halkın desteğine sahip diktatörler ise Libya örneğinde olduğu gibi emperyalistlerin başını çektirdiği ve NATO’nun destek verdiği saldırılarla yıkıldı. İlk saldıranın Fransa olduğunu unutmayalım. Libya’da şimdi devlet yok, batı bankalarındaki paraları sahipsiz kaldı. Daha doğrusu Fransa’nın oldu.

Irak Devleti askeri harekâtla yıkıldı. Bu devleti yıkan ABD – İngiliz ittifakı özellikle Irak’ın parçalanmasını istediler ve bugünkü yapıyı meydana getirdiler.

Suriye biraz farklıydı. Daha dirençliydi. İçerdeki dengeler farklıydı ve iktidar reformlara başlamıştı. Ayrıca İsrail’in çekindiği bir silaha sahipti.

İsrail’in Çelik Kubbe adını verdiği hava savunma sistemi topraklarına atılan roket ve füzelerini yok ediyordu. İsrail son Gazze saldırısında Hamas’ın elindeki roketler bitince ateşkese razı oldu. Suriye’nin elindeki zehirli gazlar İsrail için büyük bir tehdit unsuruydu. Sonuç, öne iç savaş çıkarıldı. Müslüman Kardeşler zayıf çıkınca CIA tarafından dünyanın dört bir yanından Cihatçılar uçak ve gemilerle taşındı. Bunlar silahlarla donatıldı. Bunlar da yetmeyince, Suriye’deki iktidar değişmeyince BM raporlarına göre muhalifler (!) zehirli gaz kullandı. Sonra Suriye tehdit edildi ve Suriye elindeki zehirli gazları savaş gemilerinde etkisiz hale getirdi. Sonrası bildiğiniz hikâye, dinci militanlar İŞİD adında ayrı bir devlet kurdular. İran bölgeye müdahale etti. ABD, İran ve Bölgesel Kürt Yönetimi İŞİD’e karşı müttefik oldular. Laiklik ortadan kalkınca Yemen karıştı. 

Bizim BOP eş başkanları da şaşkın vaziyetteler. Suriye’de kafa kesenleri alkışlayıp, silah gönderen, sınırlardan “Cihatçı Savaşçıların” geçmesine göz yumanlar, her türlü desteği verenler şimdi “mezhebi din görenlerle mücadele etmek gerekir” diyorlar. Ne diyelim bu şaşkınlara? “Öğleden sonra günaydın” demek bile az gelir.

Laiklik boşuna devlet sistemi olarak oluşmadı. Atatürk boş yere ülkemizde laik rejim kurmadı. Bizim sağcı partilerimizin mezhep kavgalarına verdikleri desteği, 1993 yılındaki Sivas Madımak otelinde yananları unutmayalım. Laiklik yıkıldığında mezhep kavgaları başlar. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Bugün Akdeniz’de Libya’dan kaçan binlerce insan çürük-çarık teknelerin batmasıyla hayatlarını kaybediyorlar.

Ekrem Hayri Peker

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

Ekrem Hayri Peker
Ekrem Hayri Peker[email protected]
Kimya mühendisi, araştırmacı yazar, STK yöneticisi. 2 Ekim 1954 tarihinde Bursa / Mustafa Kemal Paşa’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı, “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. İngiltere ve Pakistan’daki üniversitelerin düzenlendiği sempozyumlara çağrıldı. Gönderdiği bildiriler kabul edildi.Halen Bursa’da ikamet ediyor ve Tekstil Araştırmaları Derneği başkanlığını yürütüyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. İyi derecede Özbekçe, orta derecede Rusça, biraz İngilizce biliyor.

ATAM TV YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!