Birçok ülke hakkında biliyorum,
Okuyorum ve
Dinliyorum ki, geri kalmış olan ülkelerin en belirgin özelliklerinden bir çözümlenememiş sağlık sorunları ile süregelen yolsuzluklar.
Elbette bunların başında da hukuksuzluk geliyor.
Zira “İnsanlar yaptıkları işin bedelini ödeseler” sanırım bunlar yalnız Türkiye’de değil hiçbir ülkede konuşulmaz bile.
Kısa bir süre önce yazıp bulamadığım ilaçlarımdan söz etmiştim.
“Tık” çıkmadı.
Etkin, yetkin ve seçkin kişilerin bunları bildiklerini söylediğinizi duyar gibiyim.
Haklı da olabilirsiniz. Ama “En büyük kurnazlık dürüstlüktür.”
Ölüm bizim elimizde değilse yaşamak, sağlık kurumlarımızın ve başında bulunan bakanlığın elinde değil mi?
Bakanlıktan ses var mı?
Hayır!
İlacımı bulamadığımda,
Yetkililerden de ses çıkmayınca sizi aklınıza ne geldi ise benim de o geliyor hep ve durmadan.
Ya personel!
Personel bir başka muamma.
Onu da ikiye ayırmak olanaklıdır.
Kadrolular ve taşeronlar diye.
Bu çalışanlar; başta çalıştıkları hastanenin yanında tüm hekimlerin de eli ayağı olmalı.
Burada da göreceğiniz ilgi; kadrolu ve taşeron ilgisi kadardır.
Kadrolulara çok yaklaşma.
Öyle tavır takınıyorlar ki san ki; geçmişten gelen borcunuz var da onu ödemediğiniz halde yeniden borç istemeye gelmişsiniz gibi.
Surat bir karış.
Hatta sizinle konuşurken poposunu dönenlere rastladım.
Orayla konuşur gibi.
Neredeyse “defol git, sorma” der gibi.
Bazen üzülmemek elde değil.
Ama o sekreteryayı zorunlu değilse yanında barındıranlara da üzülüyorum.
Zira bu insanların hastalığı sıradan bir şey.
Hatta umurunda değil.
Geri kalmış ve özellikle Orta Doğu ülkelerinde genellikle böyle.
Bizde de farklı değil.
Amacınıza ulaşmak için soru sorarsanız da suçlu sayılırınız.
Bu nedenle “Hasta Hakları Yasası” gereği hekiminizi seçme hakkınız var da hekimi zora sokan sağlık personelini seçme hakkımız neden yok.
Çok şey mi istiyoruz.
Sadece insan onuruna yakışır ilgi. Yoksa da “yok” deyin ona da varım.
Alaeddin Usta