Dün akşam böyle bir anma günündeydim.
Hem de konuşmacı olarak.
Heyecanlandım.
Ellerimi koyacak yer bulamadım.
Zor yutkundum.
Birkaç dakikalık anma programı konuşması beni yordu.
Yıllardır mikrofonda ve ekranda konuşan bir kişi olarak beni yordu.
Söylemek istediklerim aklıma geldi ve çoğunu söyleyemeden yutkundum.
Güngör ERSOY hakkında öyle şeyler söylendi ki, onu tanımaktan duyduğum mutluluğu haykırmak geldi içimden.
Hem de yerin uygunluğuna bakmadan.
Özgeçmişinin okunması,
Yaptığı hizmetlerin dakikalarca anlatılması,
Görüp, tanıyıp beraber olmuş insanların yanında; sadece onu görmüş ya da namını duymuş insanlardan bile birkaç söz söylemek isteyenler oldu.
Coşku zirvedeydi.
Bir yandan da slayta alınmış fotoğraflar gösteriliyordu.
Hastalığının son günlerinde onun dostlarını kafileler halinde getirerek onu ziyaret etmiştim.
Hatta onun bizimle olan her anını da makinemle çekmiştim.
O fotoğraflar dönmeye başlayınca; fotoğraflarda olan arkadaşlarıma bile sürpriz oldu.
Onlar da hem çok mutlu oldular,
Hem çok duygulandılar,
Hem de bu ortamı sağlayıp ardından fotoğraf çekip sonra da ekranda görülmesini sağlayışımdan dolayı bana çok teşekkür ettiler.
Hatta böyle bir sürprizi bile düşünmediklerini söylediler.
Bu duygusallık içinde en yoğun yaşananı ise birlikte hazırlayıp çıkardığımız, hatta o kitabın yayımlanması için birlikte kapı kapı gezip uygun matbaa aradığımız kitap elindeydi.
O kitabın arkasında da müşterek dostumuz olan değerli arkadaşım E. Vali İsmet METİN’in fotoğrafını bir vefa örneği olarak koymuştum.
Şimdi ise çıkarabilirsem ikinci kitabın arkasına konulacak fotoğrafın da kime vefa borcu olduğu belli oldu.
O fotoğraf da elindeki ilk kitap olan fotoğraf olması gerektiğini düşünüyorum.
Güngör ERSOY ağabeyim nurlar içinde yat.
Alaeddin USTA.