SON DAKİKA

Sedat Peker’den 8. Video: MİT TIR’ları, SADAT, El Nusra, Berat Albayrak

Sedat Peker, mafya-siyaset-uyuşturucu eksenindeki iddialarına devam ediyor. Yayınladığı 8. videoya ‘Fırtınalarla Büyüyen Fidanlar Rüzgarlarla Yıkılmazlar’ başlığını atan Peker yine gündeme oturacak açıklamalarda bulundu.

Bu haber 30 Mayıs 2021 - 12:47 'de eklendi. Son Güncelleme30 Mayıs 2021 - 14:26
Rabıta Uğur Mumcu'dan Sonra - Hüseyin Hakkı Kahveci

Bir sonraki videosunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan geçmişini anlatacağını söyleyerek ‘Helalleşeceğiz’ diyen Peker, İçişleri Bakanı Soylu için de yine çok sert ifadeler kullandı.

Uyuşturucu ticaretinin Kıbrıs ayağı olduğunu iddia ettiği Halil Falyalı’nın elinde kasetler olduğunu söyleyen Peker, Erdoğan’ın eski başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT’ın kendisi üzerinden El Nusra’ya silah yolladığını da söyledi.

Peker, istifasının ardından sırra kadem basan Berat Albayrak’ın ise İstanbul’da olduğunu iddia etti.

“Süleyman’a bir an önce müdahale edilmesi lazım”

Bizim süslü, aslan Süleyman biliyorsunuz kadın iç çamaşırları olayı, ahlaksız, makamı hariç. Ondan sonra da çocuk pornosu olayını çıkardı. Ben yüz bin sene düşünsem, örnek verirken aklıma çocuk pornosu gelmez. Freud, psikanalistin temel ilkelerinde bilinçaltının dışa vurumu diye bunu inceliyor. Maslow’un hümanist psikolojisinde anlatmış olduğu tedavi sistemi Süleyman’a uygun değil. Çünkü Süleyman’a bir an önce müdahale edilmesi lazım ve sorunun üstüne gidip bir an önce o sorunla yüzleştirmemiz lazım. Süleyman, bundan sonra sen bana, ‘Doktorum’ diyeceksin. Biz seninle artık ahiretlik olduk. Beni cennete koysalar, seni cehenneme, ‘Olmaz, ben Süleyman’ın yanına gitmek istiyorum’ derim. En son programda söylediklerinden sonra bizim seninle ayrılmamız mümkün değil  süslü Süleyman.

“Bu dünyada değişmeyen bir üçlem vardır”

Yanlış anlamazsınız size de bir şey söylemek isterim. 40 yaşından küçük olan kardeşlerim, bence sizin bir sorununuz var. Televizyonlarda gördüğünüze inanıyorsunuz, inanmayın dedim, şimdi ben anlatıyorum bana inanıyorsunuz. Ben, ‘Bana da inanmayın’ dedim. Çünkü bu dünyada değişmeyen bir üçlem vardır. Bir insanı korku öldürür, şüphe yaşatır, cesaret de başarıya götürür. Şimdi siz, özellikle benim söylediklerim de dahil olaylara şüpheyle bakarsanız daha çok incelerseniz doğruyu daha iyi yakalamış olursunuz. Ben de her insan gibi yalan söylemişimdir hayatımda, ama az ama çok. Fakat ben sizinle akit yaptım, bu yüzden size yalan söylemeyeceğim, söz namus. Allah’a yemin olsun sizinle olan akdimi bozmam. Söz namus, o yüzden dolayı yalan söylemeyeceğim. Özellikle çakma gazetecilere sakın inanmayın.

“O sözü muhaliflere söylemedim”
 
Mesela bu çakma solcularla, çakma gazeteciler, çoğunuz geçmiş tarihlerde bana küfür yazdınız. Tahmin edebiliyorum. Orada size dediler ki, ‘Muhalifleri öldüreceğim’ dedi, ‘muhalifleri bayrak direklerine asacağım, oluk oluk kanlarını akıtacağım’ dedi… Mesela onları şunu söylemenizi isterim, bir gram namusunuz, şerefiniz varsa, Sedat Peker’in söylediği bu sözü, ‘Ben muhalifleri bayrak direğine asacağım, oluk oluk kanlarını akıtacağım’ sözünü getiremeyecekler çünkü öyle bir şey söylemedim. Ama o kadar sık tekrar ettiler ki herkes öyle biliyor. Ben 15 Temmuz anma etkinliği yapılırken, bir tane asker (duruşmada) üstüne ‘Hero’ tişörtü giyip, psikolojik algı yapınca, o zaman insanlarda da korku vardı, tekrar bunlar gelir diye. Üst perdeden bir giriş yapayım dedim; ‘Bastille hapishanesinin basılması gibi siz de cezaevlerini basıp arkadaşlarınızı çıkaracakmışsınız, vatan evlatları da orada olacak FETÖ’cüler sizi boyunlarınızdan bayrak direklerine asacağız’ dedim. Ben muhalif demedim.

Rize’de yaptığım konuşmada da, ‘Hamile karılarının yanında şehit edilen, kocalarının, çocuklarının yanında şehit edilen babalarının intikamını sizden alacağız. Size merhamet etmeyeceğiz. Oluk oluk gerekirse kanlarınızı akıtacağız’ dedim. Bu konuya sonradan değineceğim. Bunu şundan dolayı söyledim; aynı yalanı defalarca hızlı bir şekilde tekrarlarsanız toplumun buna inanmasını sağlarsınız.

“Size geçmişten iki skandal anlatacağım”

Bir de kardeşlerim, sizin mesela televizyonlarda anlatılanlara inanmamanız için geçmişte yaşanılan, başka bir başbakanlık dönemi, mevcut olan değil, iki tane skandal anlatacağım. İçinde bütün herkes var. O zaman diyeceksiniz, orada da bağırıyorlardı, temiz toplum diye.

Sloganı o dönemki başbakanın temiz toplumdu. Onun da içinde olduğu, onun ailesinin de içinde olduğu, gazete patronlarının içinde olduğu, benim içinde olduğum… Ve o gazete patronunun sahibi olduğu tüm gazetelerde temiz toplum diye bağırıyordu, biz bunları yaparken… Öyle… Samimi söylüyorum. Amacım birilerine sizi düşman etmek değil. İyi yazarlar var, onları mutlaka siz biliyorsunuz. Geri kalana inanmayın. Bizim düşkün Abdulkadir bir yazı yazmış. ‘Sayın Cumhurbaşkanımız bu uluslararası komployu, savaşı kazanacak, çökertecek’ demiş. Sana 50 kere anlatmadık mı düşkün Abdulkadir? Kameraya, tripoda, zekâya yenileceksiniz. Ama benden önce yüce Allah’a yenileceksiniz.

“Tayyip abi onlara inanmayı tercih etti”
 
Yapılan zulüm çok fazla olunca buharlaşan su gibi gökyüzüne çıkıyor sonra da azap olarak aşağıya iniyor. FETÖ’cülere ben demiştim. Mevcut olanlara da söyledim. Sülü’ye, Pelikancılara, Derin Mehmet’e söyledim. Keşke Tayyip Abi bu şekilde olaylara müdahale edip çözseydi. Bu kadar veri, belge, anlatım varken… Ancak nedense bize değil, bana değil onlara inanmayı tercih etti. Daha doğrusu bana da değil doğrulara. Ama bu evren kaçınılmaz bir hikâye var. Bir gün mutlaka gerçekleşecektir.

Düşkün Abdülkadir, CIA filan hikâyelerini geç. Onlar da neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Biz arada mesafeyi alıyoruz, yol aldık gidiyoruz.

“Azerbaycan’a SİHA, Katar’a askeri birlik, Filistin’de ne var?”

Bir de benim için yazıyorlar, ‘Filistin’de olaylar oldu, destek vermedi’ diye. Ben elimden geldiğinde destek verdim ama imgelerle bunu desteklemeye çalıştım. Kendimizi neden kandırıyoruz? Kendimizi kandırmanın ne alemi var. Azerbaycan’da olay oldu, Azerbaycan’a SİHA’ları yolladık. İyi de yaptık. Katar’da sorun oldu, Katar’a askeri birlik kurduk. Azerbaycan’da SOCAR var, SOCAR’ın alt şirketleri var. Katar’da bankalarda paralar var. Filistin’de ne var? Filistin’de hamaset. Kardeşlerimizle beraberiz, e kardeşlerimizle berabersek 10 tane de SİHA oraya yollayın. E hani beraberdik? Öyle cami çıkışında bağırmayla olmaz bu işler. Olmaz. Devletin ekonomik sıkıntısı var diyorlar, parayı biz toplayalım. 10 tane SİHA parasını toplarız. Şu anda bende o kadar yok, veremem, çünkü sıkıntılı zor bir süreç yaşıyoruz. Ama arkadaşlarla toplarız.

“İsrail’e giden gemilerin kimlerin olduğu belli”

 İsrail’e giden malları taşıyan gemilerin kimin olduğu belli. İsrail’de kimin, o gemilerin yazıhanesinin olduğu da belli. Boykot edelim, şu bu… Boykotu bırak onların malını taşımayı bırakın o zaman. Filistin konusu apayrı bir konu. Buraya çok değinmek lazım. Ama milleti kasmak için ‘Din elden gidiyor, devlet elden gidiyor, aman beka sorunu’… Yav doğdum din, devlet elden gidiyor, temiz toplum. Hep bu konular olunca bir yerde bir film. 10 tane SİHA yollayın, parayı toplamaya ben başlatacağım. Yalandan film çevirmenin anlamı yok.

“15 Temmuz’da sokağa ilk çıkanlardanım”

Buna benzer bir şey 15 Temmuz’da olmuştu. İlk sokağa çıkanlardanım. ‘Rütbelilerin hepsini vurun, onlar şakirttir’ dedim. ‘Size kim vurdu?’ diye sorarlarsa, Sedat Peker dersiniz dedim. Ertesi gün çocukları topladık, eşim filan İstanbul’a geliyoruz. Bir baktım ilk konuşmalar başlamış. Çıkmışlar konuşmalar yapıyor, polis kardeşlerimiz de halkın önüne barikatlar kurmuş, konuşmacıları korumak için. Konuşmacıların hiçbiri sokakta yoktu ki. Bu adamlar bir gün evvel, polis, asker herkes şok içinde, gözüne ateş tutulmuş sülün gibi herkes donmuş kalmış. Halk bir organize olmuş, darbeyi bastırmış. Bari ilk gün konuşsalardı. Eşime dedim, bırak gitmiyoruz. Ben çocukluğumdan beri böyle oyunların parçası olmayı kendime yediremedim.

“Beni bulup getirmek gerçekleri değiştirecek mi Tayyip Abi?”
 
Sayın Cumhurbaşkanımız, Tayyip Abi, bir uluslararası komplo olduğunu, bu komplonun da merkezinde benim olduğumu ismimi geçirmeden anlattı. ‘Görecekler, bulup getireceğiz’ dedi. Devlet, bulup getirir orada bir sıkıntımız yok. Beni bulup getirmek gerçekleri değiştirecek mi Tayyip Abi? Madem ben uluslararası komplonun parçası ajansam o zaman bundan sonraki videoyu da Tayyip Abi oturup ben kardeş olarak ben anlatacağım. Ne zaman tanıştık, ne zaman görüştük. Ne bir eksik ne bir fazla. Onlara parmak, bilek diyet verdim. Allah’a yemin olsun sen bizim büyüğümüzsün abimizsin, silahı buraya koyacağız, iki tane müfettiş, yalan makinelerinin yüzde 1,5 yanılma payı var, o yüzden mahkemelerde kullanılmıyor. O yüzde 1,5’ta ben doğru söylesem makine ötse kafama yine sıkacağım.

“Bir dahaki videoda baş başa konuşacağız Tayyip Abi”

Madem ben ajanım abi, anlatacağım, bir özür bekledim abi ya. Ya bütün olanları anlattık, bütün her şey ortada. Bütün bunları halk biliyor, sana anlatmıyorlar. Bir sen bilmiyorsun, çevreni sarmışlar. Geri kalan herkes biliyor. Yaşadığım sürece sana karşı asla saygısızlık içerisinde olmayacağım. Ancak sen görmek istemiyorsan, ben vatan haini olarak anılmak istemem. Ben vatan haini değilim. Bunu en iyi sen biliyorsun. Senin hiçbir gücün yokken ben vardım. Onların hiçbiri yoktu. Alkış beklemedim, ön planda olmadım, elimden ne geliyorsa onu da yaptım. Bir dahaki videoda konuşacağız Tayyip Abi, beraber baş başa, abi-kardeş. Açık delillerle, bilinmeyen delillerle anlatımlarımı doğrulayacağım. Helalleşeceğiz abi, ben ajan değilim. Bunu tüm dünyaya göstereceğim.

“Kriminal bir yapı var, bir ucu Venezuela’da bir ucu Kıbrıs’ta”

Devleti yıpratmak için uluslararası bağlantılarla anlaşma yaptı diyorlar. Ya cahilsiniz. Ben Kutlu Adalı cinayetini anlatırken deseydim ki Kıbrıs Rum Kesimi’ne Türk Kesimi’ni satmak için bu organizasyon yapılıp cinayet yapıldı, o zaman devlet yargılanırdı. Ben doğruyu söyledim, öyle bir şey yok. Ben ne dedim, kriminal bir yapı var. Bir ucu Venezuela’da bir ucu Kıbrıs’ta bir ucu da bu cinayette buna benzer şekilde 25 sene evveline gibi, o tarihlere tekabül eden. Bu rahmetli bu şekilde, bu sebeple dedim. Hiç kimse inanmadı. Zorla kardeşim ifade verdi. Ne oldu? Zekâya saygı duymasını öğreneceksiniz. Şunu da söyleyeyim, karşı taraf çok çoğaldı. Aklımı tatilden geri çağırdım.

Bir de mesela şey diyorlar, uluslararası uyuşturucu trafiği… Ben deseydim ki; Binali Yıldırım başbakanlığı döneminde ülkeye sıcak para girsin diye özel gizli bir anlaşma yapıldı, bu şekilde koordinasyon kuruldu diye, devleti yargılatmak için… Bu kriminal olay. Eski başbakanın oğlu, Venezuela ayağı, Kıbrıs’taki o para sistemi, Orta Doğu’ya gidiş.
“Halil Falyalı’yı neden almıyorsunuz? Onda kasetler var”
 
Diyorsunuz ya, ‘Biz herkesi gidip alırız’, Halil Falyalı’yı neden almıyorsunuz? Yayınladı arkadaşlar, ABD’nin kırmızı aramasını, Türkiye’de de İçişleri’nden aranıyor. Herkesi gidip alıyorsunuz, gidin onu da alın. Ama onda kasetler var. Herkesi çekmiş o da. Ben Halil’den öğrenmedim. Namuslu adamın kasetini yayımlamam. Adam çıkıp derse ki, ‘Bu anlatılan doğru’ niye yayımlayım, sapık mıyım teşhirci miyim. Beni boşa düşürecek, ben kendimi size mahcup ettirmeyeceğim. 40 yaşına kadar olan kardeşlerim, sizi de beni dinlediğiniz için başkalarına karşı mahcup duruma düşürmeyeceğim. 

Bir de Kıbrıs’taki Kutlu Adalı cinayeti zamanaşımı demiştim. Uluslararası hukuku, bizim içtihatları, infaz kanunlarını inceledim şöyle bir şey var: Cinayet 20 senede zamanaşımına uğruyor ancak açılmış bir mahkeme varsa bu zamanaşımını engelliyor. Burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Biz AİHM’e bağlı olduğumuz için AİHM’de bu konuyla ilgili yargılama yapılmış. O yüzden dolayı o yargılamanın başı zamanaşımını keser. Yani Korkut Eken, Mehmet Ağar ve diğerleri için zamanaşımı olmaz, kardeşim Atilla Peker için zamanaşımı var. Bu içtihat zorlama bir içtihat diyebilir hukukçular, ancak biraz bakıldığında üzerine infaz savcılığı çalışırsa bunu zamanaşımından çıkarır. Bu içtihat da Türk yargı tarihine benim yazmış olduğum içtihat olarak girer.

“Sivil şehit yasasının ham halini ben yazdım”

O sivil şehit yasası var ya onun icadı da benim. Ham halini ben yolladım bir dostumuz vasıtasıyla. Bazıları da diyor ki ‘Sen akıllıymışsın hiç bilmiyorduk’. Bir kere sordunuz mu ‘Sen akıllı mısın?’ diye. Şimdi kendim gazeteci, yapımcı, yönetmen oldum, kendim anlatıyorum.

“Vallahi İçişleri Bakanlığı makamında bir deli oturuyor”
 
Bizim Süslü Süleyman’a geldik. Mahallede otururken bir çocuk gelir, delikanlı tavırları vardır. Sonra bakarsınız biraz yamukluk var, kaypaklık yapıyor. Sonra bir hatasını yakalarsınız tam döveceksiniz, hemen bağırmaya başlar. Bunlara mahallenin kaşarı denir. Makamı hariç, o televizyon (HaberTürk yayını) programında görmedin mi. Gazeteciler ikişer dakika konuşmuş, öyle dedi, böyle dedi, soru soracaklar, tecavüzcü, tak aradan yürüdü gitti.

Sülü, senin doktorunum, seni tedavi de edeceğim. Saydı, saydı kaçtı gitti ya Erhan Tuncel’in ortağı diyor. Bir adama demezler mi açıkla. Nerede ortakmışız? O kadar emin söyledi ki ben bile şüpheye düştüm. Bu adamla ne yapmışız? O arkadaş beni tanımaz, ben de onu tanımam. Samimiyetimiz yok. Laik kesimin hassas olduğu konu, Danıştay cinayeti, bu adam karışık adam, mahallenin kaşarları anlatır ya, kafaları karıştırır.

Bir de ablası DHKP-C’li imiş o DHKP-C’den bana bağlantı kurmuş, sonra Nurettin’den de (Nurettin Demir, eski Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü) FETÖ’ye bağlamış olayı, benim koruma kararım. Vallahi İçişleri Bakanlığı’nın makamında bir deli oturuyor. Ben size söylüyorum, inanmıyorsunuz. Ben desem ki Nurettin diye birini tanımıyorum, kimse aksini ispat edemez. Çünkü telefon konuşmam yok, resmim yok, hiçbir şeyim yok. Ben Nurettin’i tanıyorum. Tanımıyorum desem hiç kimse kanıtlayamazdı ama ben tanıyorum. Bir şey var bunu anlatmak lazım. Komiser muaviniydi. Bir gün çevirme yaparken bu arkadaşla tanıştık, birkaç kez. Sonra bir arkadaşı anlattı, bu niye böyle biraz içine kapanık bu arkadaş. O sırrını biliyormuş, sır gibi olaydı. Sülü dinle sen de öğren sırrı.

Bu polis akademisine giderken 13-14 yaşlarında ablası varmış bunun. DHKP-C’li. Bu gidip bilgi veriyor, ablasının toplantılar yaptığını. Onlar da teslim olmuyor, çatışma çıkıyor. Nurettin’in ablası ölüyor. Nurettin’in ablası üzerinden diyor ya. Ya 34 sene önce ablası ölmüş ya. Bu adam deli. Mahallenin kaşarı, tak tak anlattı kaçtı. Bir yere kaçamazsın, dur. Benim DHKP-C’den koruma almaya ihtiyacım mı var. PKK’nın bütün yöneticileri ‘Sedat Peker çeteci, diz çöktüreceğiz’ dedi. FETÖ’nün ilk etkisiz hale getirilecekler listesindeyim. USB’den çıktı, kim hangi otelde, evde, yanında kaç koruma var yazılı. Benim DHKP-C’nin tehdidi diye korumaya ihtiyacım mı var?

“Koruma polisini ajan diye yerleştirdik diyor, o da yalan”
 
Bir de diyor ki biz ajan diye yerleştirdik. O da yalan. Ajan diye yerleştirdiysen benim dosyada niye bu koruma polislerinin ifadesi yok? Ajansa ifadesi olması lazım. Sen nasıl bir adamsın ya. Bir de diyor ki, ‘Yurt dışına gitmedi polisi’ Yurt dışına gitmeyi bırak 7-8 ay yanımda kaldı. Özelim ben normal değilim ki. 7-8 ay benimle kaldı, evrakları orada.

Tecavüzcü diyor. Ulan sapık senin tipin tecavüzcüye benziyor. Şu tipe bir bak Allah korusun tecavüzcü olmaya ihtiyacım var. ‘Karakolda olayı kapattı gitti’ diyor. Ben o olayla ilgili karakola hiç gitmedim. Savcılığın daveti üzerine savcılığa gittim, olayı anlattım. ‘Bu polislerle ilgili şikâyetçi misin?’ dedi, ‘Şikâyetçiyim’ dedim. Bundan başka bir şey yok. Polislerle ilgili şikayet… Şanlı gazeteciler var ya, savcılığın kararını yayınlayın dedim, onlar ‘Biz yayınlayamaz ya. İsterseniz ilan verin’ dediler. 100 bin dolara yakın paramı aldılar. Ben neler çektim. Karakolun içinde kalpazan varmış, organizede. O tahkikatı yapanların hepsi şimdi FETÖ’den cezaevinde. O kalpazanı tercüman yapmışlar. Nezaretteki suçluyu, onu da şans eseri öğrendik patlattık zaten, savcının aklı çıktı. ‘Bu devirde böyle şeyler olur mu’ dedi.

“Fındık kadar beynin var cumhurbaşkanı olmaya kalkıyorsun”
 
Sülü’ye bağlı sosyal medya hesapları var. Çok kurnazdır. Oradan bir tecavüz… Nedir, bunu bir araştırın dedim. Allah yardım edecek ya. Nisan’da 20 gram kokain yakalanmış o bayanın üzerinde. 20 gram satıcılığa girer, tutuklanması lazım. Dosyaya gizlilik koymuşlar, tutuklanma yok. Tecavüz etmişim. Kansızsın sen. Bunlar daha neleri anlatacaklar. Faili meçhul cinayetler, neler, neler, neler. 

Bir de ‘FG’ plakalı arabaya biniyormuşum. Bir tane bir arkadaş var, ‘Bu deli mi nedir, hep aynı şeyi diyor’ dedim. Ben cezaevinden çıktıktan sonra araba kiralamıştık, arabanın plakasıyla mı ilgileneceğim yüz bin tane derdim var. Ya dedim bir araba kiralık olmasa ne olur. Her ‘FG’ plakalı araba Fethullahçı mı? O zaman ‘AÖ’ olanlar Abdullah Öcalancı diye tutuklayın. Bu yaptığınla Fethullahçılara hizmet ettiğini anla, fındık kadar beynin var bir de cumhurbaşkanı olmaya kalkıyorsun. Cezadan korkmuyoruz, iki bin sene verin. Kim korkuyor cezadan? Sedat Peker örgütü deyin verin. Deli arkadaş vallahi deli. Bir de namussuz gene ailemi kattı. Benim eşim o şirkete hayatı boyunca gitmedi. Şirket kaç liralık şirket de para transferi olsun?

“Sorsanıza, Silivri Emniyet Müdürü sen arattırdıktan 3 saat sonra niye intihar etti diye?”
 
Ben İsmail, Merdan Yanardağ değilim. Bir de İsmail Saymaz senden özür diledi ya. Ben ikisini de çok okurum. İsmail Saymaz Bey’i şey tek boşa düşürdü, Veyis (Veyis Ateş), İsmail Saymaz Bey hazırlanmış, dolmuş, tam ilk girişte bir şey diyecek, tak kelepçeyi taktı. ‘Dur, niye sinirleniyorsun’ dedi, o da ışık görmüş tavşan gibi kaldı. Bir daha da bir şey diyemedi. Bir de ne yapsaydık diyorlar, kalk git masadan. Adam 2,5 saat konuşmuş, siz ikişer dakika. Bu ayıp ya. Bir de diyor ya ‘tecavüzcü’ diye, siz de, ‘suç örgütü lideri zaten’ diyorsunuz. Sizsiniz tecavüzcü, suç örgütü… Gazetecilerin tecavüzleri daha çok, geçmişe dön bak. Nasıl bir insansınız siz ya. Hem gazetecilik yapamıyorsunuz hem de diyorsunuz ki suç örgütü zaten yapar. 100 bin tane önünüzde delil var. Adam orada, evet ben arattırdım diyor Silivri Emniyet Müdürü’nü. Desenize ‘Bu adam sen arattırdıktan üç saat sonra neden intihar etti?’ diye. Nasıl gazetecisiniz? Ama namuslu gazetecilersiniz, İsmail Saymaz Bey, Merdan Yanardağ. Büyük tezgâha geldiniz orada.

Bunların bot hesaplardan bana saldırıyorlar. Bunların yaptığı zulüm Gayretullah’a dokundu, vallahi yenileceksiniz diyorum. ‘Gayretullah FETÖ ağzı konuşmadır’ diyor. En son yüce Allah’ı da mı FETÖ’cü yaptınız. Oğlum manyak mısınız, Gayretullah Allahın adı… Anlamıyorum ya, yüce Allah’ın adı o.

Bir de diyorlar ya, ‘Sedat Peker’in anlattığının yüzde 10’u bile doğruysa büyük vahim’. Parmağımı, kolumu keseceğim, hepsi doğru diyorum. Delilleri verdim. Sadece şunu sorsalar; ‘Bir; Sedat Peker, bahsettiği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndaki kişinin belgesini yayımladı. FETÖ’den hakkında soruşturma olduğuna dair. Devlet geleneklerine göre hakkında terör örgütü soruşturması yapılan yüksek derecedeki bürokratlar açığa alınır. Eğer ki eldeki deliller bu kadar çok, açık beyan değilse yer değiştirilir. Böyle bir uygulama yaptınız mı?’ Yok, bitti. “İki; bu kişinin, hakkında soruşturma varken bile Sadık Soylu ile senin akrabanla Ankara’da devamlı görüşmesi, telefon TAPE’leri, aynı yerde sinyal vermeler… Bu insan bu kadar maddi projelerin başında duran bir adam.’ Onu da sormuyorlar.

Atatürk'ün Katilleri

Bir de ‘MASAK Başkanı’nın eşi hakkında FETÖ soruşturması var mı?’ diye sorun. Size var diyorum ya kardeşim ya. Gazeteciliği de ben mi yapayım? Sonra vakit kalmıyor, diyorsunuz video çok uzuyor. Ne yapayım, her şeyi ben yapmak zorundayım.

Veyis (Ateş) sen zaten oraya torpille geldin. AK Parti ile dengeyi tutmak için seni oraya getirdiler, sen de biliyorsun, sen o işin adamı değilsin. Adam soru soruyor sana ne! Ama moderatör Kübra Hanım’ı yanıltmayacağım. Utanacaklar. Bir tek suç örgütünden geçmişte sabıkam var. Ama haklarımı geri kazandım, sabıkam silindi. Onu da mahkemeyle geri alacağım, utanacaksınız.

“Size Abdullah Öcalan’ı da anlatacağım”
 
Suriye konusuna girmeden önce Kürt konusuyla ilgili kısaca bir iki not anlatmak istiyorum. Sonra da Alevi, Şii konusuyla, sonra da Suriye’deki silahlarla ilgili konulara gireceğiz, Pandora’nın kutusu açılsın. Bir de diyorlar ya devleti yargılatacak. Lan bırak, bizde o yollar olmaz, ince hesap tak tak… Ama kişiler yargılanır, ona bir şey diyemem… 

Aslında Kürt sorunu, Alevi sorunu, aslında bu ülkede liderlerin kullanmak için ellerindeki en iyi argüman. Dün konusu keza aynı. Bir iki tane daha çok hassas konular var. Ama en önemlisi mezhepsel konular. Bu buraya özellikle getirilmiş bir şey. Bütün milletler bizden ayrıldı, bize savaş açtılar ya (Osmanlı dönemi). Birleşmiş Milletler, Kürtlerin yaşadığı bölgelere gittiğinde onlar şu beyanı bildiriyor, diyorlar ki ‘Biz Türklerle aynı devlet içinde yaşayacağız. O zamanki Birleşmiş Milletler raporlarında var. Herkes bizi terk ediyor, vuruyor, onlar bizle beraber kalıyorlar. Şimdi ne yapmak lazım, siz namuslu davrandınız, bizi satmadınız, bizim onlara kendimizden daha çok değer vermemiz lazım. 

İkinci Cumhuriyetçilerin İnönü’yü hep böyle demokrat diye anlatırlar ya. Müfettiş yolluyor, bir rapor yazdırıyor. Rapor şu; Güneydoğu’nun fakir bırakılması, yoksa bunlar ayaklanır. Bunu yazan ya aptal ya da birileri yazdırmış. Varlıktan, bolluktan kim ayaklanmış ya, tüm isyanlar açlıktan, sefaletten çıkmış. O rapor uygulanıyor, bireysel isyanlar olmuş mudur, olmuştur. Bugünkü PKK da bireysel isyandır. Kürt halkı asla yapmamış. Size Abdullah Öcalan’ı da anlatacağım. Çocukken, Karadeniz’de Kürt düşmanı olarak büyütülüyorduk. Onlar da Karadenizlileri sevmez. Annem bilge bir kadındı. Bir gün genç bir kadın geldi, ‘Meryem Anne, ben Kürt biriyle evlendim, akrabalar bizi dışlıyor’ diyor. Annem bir dörtlük söylemişti, demişti ki, ‘kuşağumun kuşkuli, külü süpürür külü, derler bana Kürt oğlu, Kürt de Allah’ın kulu…’ Sana böyle diyen olursa kızım, sen de onlara böyle dersin demişti.

Öcalan gibi tipler var, çok acayip. Çok okudum, çok inceledim. İlk gücü ele geçirmeye başlayınca kendi köylülerinden, hemşehrilerinden, akrabalarından bir ekip kuruyor. Bunlar ne kadar zeki adam gelirse bir dönem 10 kişiden 2 kişiyi polis ajanı diye öldürüyorlar zaten. Hem diğerlerine korku veriyorlar sakın isyan etmeyin diye, diğer taraftan da zekileri öldürüyorlar. Ondan sonra yetenekli olup, sivrilenleri çatışmalara yollattırıyor, sağ çıkma şansı olmadığı çatışmalara. Hep kendi öldürtüyor aslında. PKK bu şekilde kurulmuş, hâlâ da devam ediyor, düşman. En kötüsü neydi biliyor musunuz, Abdullah Öcalan’ı yakaladılar getiriyorlar. Aklım çıktı ya dünyanın her yerinde insanlar üzerine benzin döküp yakıyorlar. Ben kendimi yakamam kardeşim, silahla vururum öldürürüm ama kendimi yakamam. Cayır cayır insanlar yanıyor, bu nasıl bir şey diyorsun. Adamlar onun için yanıyor, desene ‘Öldürün ulan beni.’ O da gitmiş sorguculara yalakalık yapıyor. 

Bir de o cezaevlerinde insanlara bok yediren, kendini vatansever zanneden, ya birilerinin özellikle yaptırdığı, sadist. Bütün kadınları çırılçıplak çocuğunun yanında arama var diye soyuyor, bunlar oldu, vallahi biliyorum. O çocuk onu gördükten sonra başka şansı yok. Bu adamlar bizi bırakmamış, bu adamlar niye bize düşman, düşman…

“Türkiye’ye iki büyük bela yaklaşıyor”

40 yaşından küçük kardeşlerim bu konuyu siz zaten mutlaka çözersiniz. İki tane büyük sorun var Türkiye’de, bela yaklaşıyor. Gelecekte çok daha yaklaşacak. Suriye konusunda şimdi bağırıp çağırıyoruz ya. Suriye olayı ilk olduğunda bütün Suriye’deki Kürtlere birer tane Türk pasaportu verseydin, buradakiler akrabası. Dış politikada danışarak hareket edeceğiz deseydiniz, kesin kabul ederlerdi. Bakacaklar İzmir’e, İstanbul’a, bolluk, zaten akrabaları da burada. Bunun ne zararı olurdu, neden küçülmeyi düşünüyoruz? İşgal etmek anlamında söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ticari, ekonomi, para, hareket. Akılcı olmak lazım. Terörün olduğu yerde hep uyuşturucu, yasadışı para, silah kaçakçılığı olur. Derinciler, Mehmet Ağar, PKK’nın derincileri var. Mehmet Ağar’ın onlarla da arası iyi. Süleyman hepsinden asil. Gazetecilere tak tak yapıp yürüdü ya büyük efsane bu. Türkiye’nin çekeceği var bu adamdan.

Alevilik konusunun çözümü de çok basit. Önümüze çıkacak sorunu görüyorum ve Suriye konusunda da biraz bunu anlatacağım.

“SADAT, El Nusra’ya benim üzerimden silah yolladı”
 
MİT TIR’ları yakalandıktan sonra kafamda şöyle bir şey oluşmuştu: Biz oraya hem toplumun duygularını yükseltmek hem de oradaki kardeşlerimize, Bayırbucak Türkmenlerine ve diğerlerine yardımcı olmak için İHA, kıyafetler, -ama sayıca çok fazla, oradaki tüm savaşçılara yetecek kadar- telsizler, çelik yelekler, onlar bunlar, tırlarca… Bu projeyi düşündük. O milletvekili arkadaşımızla da konuştuk. O da düşünceyi aldı, iletmesi gereken yerlere iletti. Sonra dediler ‘Biz ek TIR’lar verelim, sizin TIR’larla beraber (gitsinler)’. Bizin TIR’lar ‘Sedat Peker yardım konvoyu’ diye gidiyor. Basına da resimler veriyoruz. Tüm ekipmanları yolluyoruz. Ama benim adıma giden diğer araçlar var. Onlar da başka yerdeki Türkmenlere gidiyor diye biliyoruz.

Araçların içinde ne olduğunu bilmiyoruz, bilmiyoruz dediysem silah var, saf çocuk değiliz.

Bu da normal, olması gereken şey. Ama bu MİT tarafından, askeriye tarafından organize edilmiyor. SADAT tarafından organize ediliyor, SADAT’ın içindeki bir ekip tarafından.

Bunların hepsini ben kendi paramla alıyorum ama onlar hariç, onların benimle hiçbir ilgisi yok ama benim adıma gidiyor. İşlem yapılmıyor, kayıt yapılmıyor, direkt geçiş yapılıyor. Sonra ben yüklü miktarda Mitsubishi araçlar yollamaya başlayınca dediler.

‘Bize de biraz verir misin, orada savaşçılar…’ dedim tamam, verelim. Türkmenler her yerden videolarla teşekkür ediyorlar aracı aldık diye, bir iki tanesi Arapça konuşuyorlar. Sonra bizim Türkmen arkadaşlar ‘Bunlar el Nusracı’ dedi. Bizim diğer arkadaşlar da ‘Bu gidenler el Nusra’ya gidiyor’ diyor. Evet, benim üzerimden gidiyor. Samimi yapıyorum. Ama ben yollamadım, SADAT’çılar yolladı.

Beni küçültmek istediniz değil mi, göreceksiniz kibrit kutusuna sokacağım hepinizi. Hem de devleti de yargılatmayacağım. Belki devlete para cezası verilir, engel olmadığı, gerekli tedbirleri almadığı için, o da bir kaç yüz bin euro.

“Suriye ile ticaret Kıratlı-Sancaklı-El Nusra onayı şeklinde yapılıyor”
 
Ama bir bölüm var, oraya gelelim, Pandora’nın kutusunu açalım. Suriye’de ticaret yapmak için ne yapmanız lazım, biliyor musunuz? Metin Kıratlı Bey var, tam makamıyla söyleyeyim, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı. Külliye’de. Ona gideceksiniz, ama bir iki kamyonluk işleri söylemiyorum, büyük işleri diyorum. Kaçak ham petrol, çay, şeker, bakır, alüminyum, ikinci el araba, bunlar milyarlarca dolarlık işler, büyük paralar… Suriye mücadelesi için parayı kim verdi? Biz, devlet, kim şehit oldu orda, millet. 
Şimdi size orda yapılan ticareti anlatacağım. Siz oradan onayı aldıktan sonra, sizi medya grup var, Murat Sancak, Ramazan Öztürk. Tüm hiyerarşi orda. Onların da onayı geçtikten sonra kime gidiyorsunuz, El Nusra’nın iktisat sorumlusu var Ebu Abdurrahman, Ebu Şeyman ismini de kullanıyor, şu anda da ticaret böyle yapılıyor. Ben o tarihte demiştim ki, bunlara silahları veriyorsunuz, bunlar bizim Şii Türkmenlerle savaşıyor. Bizim insanımız. Bi anlatın, bilelim, bizim üstümüzden gidiyor. Diyorlar ki ‘yeni dengeler kuruluyor’. Yav dedim bana anlatacaksınız.

“Berat Albayrak İstanbul’da Murat Sancak’ın evinde kalıyor”
 
Berat Albayrak nerede biliyor musunuz? Murat Sancak’ın Beylikdüzü’ndeki, Hadımköy’ün oradaki evinde kalıyor, beraberler…

“Hâlâ bizim devletten oraya para gidiyor”

Suriye’ye girilmeli mi, girilmeli, kalınmalı mı, kalınmalı… Doğru politika. Ama oradaki para neden bizim devlete gelmiyor. Hâlâ bizden oraya gidiyor.

Orada büyük bir ticaret var, büyük para kazanılıyor. Benim bu anlattığım işleyişin dışında orada büyük çaplı iş yapamazsın. Burada millet inliyor, bilen yok, bir hayal dünyasına dalmışlar. Milleti korkuturuz, götürürüz eee…

“Sülü’ye sorar mısınız? Şirketi bir anda nasıl büyüdü?”

Bi de Sülü demişti, benim Kia var demişti ya, Süslü’ye sorar mısınız, gazeteciler sormuyor, siz sorar mısınız; Son dört senede, İçişleri Bakanlığı döneminde bu ülkedeki ne kadar büyük holding var, kuruluş var hepsi bunun şirketine (sigorta şirketi) geçti biliyor musunuz… 

Bu makam suistimal etmek değil mi, bu bile suç. Yav senin şirket nasıl büyüdü bir anda bu kadar, açıklasınlar. Diyor ya ‘ben poliçeyi kesince çok mutlu oluyorum’ diye, e ben de mutlu olurum, gelsin paralar paket paket, çuval çuval, dev gibi kuruluşlar onda.

Benim yakınlarıma operasyon yapacaksın. Resul’e taktiği vermişsin, bir de istihbarattan sorumlu il emniyet müdürü yardımcısı İstanbul, adamın tüm organizasyonu o yapıyor. O bakanlıktan ayrılacaksın, tasmayı takacağım, üzdüğün her çocuk her anne için. 

Çok enteresan bir olay yaşadım. Bizi Libya’da bulunmamız, mavi vatan çok önemli. Çok enteresan bakın, bakan beyle tanıştık, ismini vermeyeceğim, sıkıntıya girmesin. Bakanlar Kurulu toplantısı var, bizim bakanlar, Serrac, onun bakanları. Bu arkadaş o ekipten diyelim. Konuşma oluyor. Konuşma olduktan sonra, çok enteresan normaldir, diğer bakanlar müsaade isteniyor, baş başa görüşülecek. 

Sayın Cumhurbaşkanımız kendisine şu şu ihaleler şu şirketlere verilsin tamam. Adam istifa etmişti, niye istifa etti diye herkes herkese sordu. Ben de bilmiyorum. O adam anlattı yeni öğrendim. O ihalelerle ilgili Libyalı iş adamları veya savaşta bunu destekleyenler ‘biz ne yapacağız’ diye buna şey yapınca, adam istifa etmiş. Bakan söyledi ben onun yalancısıyım. İstifa olayı hatırlıyor. Libya’da şehit olanlar kim? Niye 5-10 aile alıyor bu ülkedeki tüm parayı, niye halk fakir? Bu sorunun bir cevabı olması gerekmiyor mu? Ekonomimiz büyüyor, maşallah.

“İmar müdürlerinin 100-200 dairesi var”

Seni öldüreceğiz diyorlar, ben darağacına gideceğim, bana şeref. Benim akrabam İbrahim Genan, Kâğıthane’de. Binlerce daire var üstlerinde, tapu. Belediyelerdeki imar müdürleri, nasıl 100-200 dairesi olur, bir insanın üstünde binlerce daire olur mu? Milletin köpek kulübesi yok. Ölüyorlar lan millet açlıktan. Sonra seni alacağım, öldüreceğim. Geleceğim.

Araştırın o kadar tapu var mı yok mu. İnsanlar delirmek üzere. Sizi galeyana getirip sokağa çıkın diyenler olacaktır, yapmayın. Ben size sizin patron olduğunuzu öğreteceğim. Siz Tayyip Abi’nin de patronusunuz, onun maaşını siz veriyorsunuz. Siz hepsinin patronusunuz ama bilmiyorsunuz. Ben anlatacağım.

“Tayyip Abi, ben ajanım ya, önümüzdeki hafta konuşacağız”
 
 Ama önümüzdeki hafta Tayyip Abi ile konuşacağız, ajanım ya ben bakacağız abi. Ben nasıl bir ajanım. Bizim MİT başarılıdır ya. Aklım tatildeydi yeni geldi.

Bana diyorlar ki niye yapıyorsun. Vallahi ilk sinirle yaptım, özür bekledim. Haklıyım ya. Ben de bizim Karadenizliler gibi tiki tikine gideyim dedim. Tek bir şey umurumda olur, devletin zarar görmesi. Devlete zarar vermek istesem iki kelimeyle tık kilitlerim olayı, kimse de aksini ispatlayamaz.

Suriye konusunda benim üzerimden yapmayı kestiler. Buna şahit oldum. Konuşurum diye PKK’ya silah satmışım diye tüm sokakta dedikodular vardı, hatırlıyorsunuz değil mi? Değersiz olayım diye. Anlatacağım, 40 yaşından küçüklere anlatıyorum.

Suriye de böyle işte. Ne kadar enteresan değil mi? Biz oralara niye gittik. Hâlâ daha milyarlarca dolar para gidiyor. E ticaretten gelen para nereye, bizim medya grup, nereye Murat Sancak, Ramazan Öztürk, Vedat’ın ekibi, Metin Kıratlı, bir de El Nusra…

Sizi tahrik eden olur, Allah aşkına asla sokağa çıkmayın, kendinizi kullandırtmayın. Bakın ülke karışacak diye insanları korkutacaklar, coşkuyu verecekler, biraz da tutuklama yapacaklar, zaten terör örgütlerinin içinde elamanları da var derincilerin, onları da katacaklar, iyi olan şeyleri de bozacaklar, yapmayın…

ATAM TV YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın.

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın

BUGÜN ÇOK OKUNANLAR

BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR

Parlamento Haber | Korku yok!