Prof. Dr. Sözbilir: Depremler 11 Şiddetinde Hasara Yol Açtı

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü ve Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Kahramanmaraş depremleri 7.5 üstü büyüklüğündeydi. Fakat bu depremler 11 şiddeti düzeyinde hasar yaptı” dedi.

Prof. Dr. Sözbilir: Depremler 11 Şiddetinde Hasara Yol Açtı
Yayınlama: 16.02.2023
Düzenleme: 16.02.2023 15:36
13
A+
A-

Türkiye’nin Doğu, Güneydoğu, Akdeniz, İç Anadolu ve Karadeniz bölgeleri, Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerle sarsıldı. Depremler, yıkımlara, ölüm ve yaralanmalara yol açtı.

DEÜ DAUM Müdürü ve Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, afet bölgesinde Afyon Kocatepe Üniversitesi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Çağlar Özkaymak ve DEÜ-DAUM’dan Öğretim Görevlisi Dr. Özkan Cevdet Özdağ, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Karabacak ile incelemelerde bulunuyor.

‘EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİR YIKIM GERÇEKLEŞTİ’

Prof. Dr. Hasan Sözbilir, depremin etki ettiği şiddete dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Depremin iki ölçeği vardır. Büyüklük ve şiddet. Büyüklük deprem sırasında ortaya çıkan enerjinin büyüklüğünü belirtir. Bugüne kadar en büyük deprem 1960 yılındaki Şili depremi. Bu deprem 9.5 büyüklüğündeydi. Bir depremin şiddeti ise depremin insan kaynaklı yapılarla doğal yapılar üzerindeki hasar derecesini anlatır. Roma rakamlarıyla yazılır ve I-XII (1- 12) arasında değişen değerlerle ifade edilir.

Kahramanmaraş ve Elbistan depremleri 7.5 üzeri büyüklüğündeydi. Fakat bu depremler XI (11) şiddeti düzeyinde hasar yaptı. Binlerce bina yıkıldı. Altyapı sistemi çöktü. Köprüler yıkılıp, demir yolu rayları hasar gördü. Bölgede büyük ölçekli heyelanlar oluştu. Bu hasarlar deprem şiddetinin 11’e ulaştığını göstermektedir.

9 saat arayla gelişen depremler nedeniyle dünyada eşi benzeri olmayan bir yıkım gerçekleşmiş oldu. En ağır yıkımın yaşandığı Antakya, son 2000 yılda 4’üncü büyük depremini yaşamış oldu. Milattan sonra 115 yılında oluşan ilk depremde 260 bin kişi can vermişti. Milattan sonra 526’da yaşanan 2’nci büyük depremde yine 250 bin kişinin can verdiğine dair kayıtlar bulunmaktaydı. 1822 yılındaki depremde ise 20 bin kişi can vermişti.”

‘RİSKLİ BÖLGE’

Doğu Anadolu Fayı ile Ölü Deniz Fayı’nın kesiştiği coğrafyada Antakya’nın yer aldığına değinen Prof. Dr. Sözbilir, “Türkiye’de deprem tehlikesi açısından en riskli bölgede bulunmakta. Bu nedenle şehrin yeniden yapılandırılmasından önce, yer seçimi ve bina deprem yönetmeliğiyle ilgili mevcut yasa, yönetmelik ve yönergeler yeniden gözden geçirilmelidir. Bunu yaparken, üniversitelerin en üst bilimsel düzeyde sisteme katkı koyması hayati derecede önemlidir. Bunun yanında ehliyetsiz ve yetkin olmayan tüm mühendis, mimar, müteahhit ve şehir bölge planlamacıların bu sürecin dışında tutulması gerekmektedir” diye konuştu.

“YÜZLERCE KİLOMETRE UZUNLUĞUNDA KIRIKLAR MEYDANA GETİRDİ”

Deprem bölgesindeki yeryüzü olaylarını inceleyen Afyon Kocatepe Üniversitesi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Çağlar Özkaymak, depremlerin plaka sınırlarında meydana geldiğini belirterek, “Bu depremlerle kabul ölçeğinde yırtılmalar meydana geliyor. İlk deprem Hatay, Adıyaman, Malatya arasında yüzlerce kilometre uzunluğunda kırıklar meydana getirdi. Bunları haritaladık, yaptığımız gözlemlerde sol yanal şekilde Anadolu blokunun hareketini görüyoruz. Bu, depremin ilk şokunun neden olduğu deformasyon yani yüzey kırığı” diye konuştu.

Bölge boyunca görülen yüzeydeki kırılmaların ve yer değiştirmelerin depremin kırdığı fayı gösterdiğini söyleyen Özkaymak, “Bununla beraber yer çekiminin de etkisiyle deformasyonlar oluyor, bunlar da ikincil deformasyonlar. Bölgede ana şokla beraber sarsıntı meydana geldi, bununla beraber deprem dalgaları oluştu. Bu dalgalar aynı suya taş attığımızda dairesel dalgaların oluşmasına benzer şekilde karanın içerisinde dalgalar oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.

“BÖYLE BÜYÜK DEPREMLERDE BİNLERCE BENZER HEYELAN GERÇEKLEŞİYOR”

Söz konusu deprem dalgalarının, yer çekimi etkisiyle deformasyonlara sebep olduğuna işaret eden Özkaymak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunlardan bazıları kaya düşmeleri. Kayalar depremlerle çatlaklarla ayrışarak daha kolay düşüyor, heyelanlar meydana gelebiliyor. Bunlar Antakya’da gördüğümüz gibi büyük yarıkların, vadilerin oluşmasına neden olabiliyor. Bunlar depremin tetiklediği sarsıntıyla birlikte yer çekiminin de etkisiyle bizim yanal yayılma dediğimiz olaylar. Kütle halinde büyük geniş alanlar yana doğru yayılıyorlar. Bunlar, genellikle vadinin içine doğru hareket eden türde heyelanlar. Böyle büyük depremlerde binlerce benzer heyelan gerçekleşiyor.”

Kahramanmaraş Göksun Kuşkayası Dağı’ndaki yer hareketlerine değinen Özkaymak, şunları anlattı:

“Orada gördük ki deprem ve ardından meydana getirdiği artçılarla beraber yüksek alanlarda kayalar, vadi boyunca aşağıya doğru dökülüyor. Orada bir alan var, uzaktan çok siyah görünüyor ama gittiğimizde çamur olduğunu gördük. Bir volkanik lav akışı söz konusu değil, çok bilgi kirliliği var burada, orası zaten bir volkanik alan da değil, tortul kayaçların olduğu bir bölge. Kayalar düşerken tozu dumana katarak düşüyor, tozu havaya kaldırıyor. Toz, volkanik bir durum gibi algılanıyor ama söz konusu değil.”

ZEMİN SIVILAŞMASI 

Büyük depremlerde zemin sıvılaşmasının sıklıkla gözlendiğini anlatan Özkaymak, bunun deprem açısından sıradan bir olay olduğu yorumunu yaptı.

Prof. Dr. Çağlar Özkaymak, şunları söyledi:

“Deprem sonrasında yer altı su seviyesi yüksekse Amik Ovası gibi düz alanlarda, akar su çökerleriyle buluşan kumlu malzeme, sürtünmenin azalmasıyla yukarı çıkıyor ve zemin bataklık gibi davranıyor. Yerin altında kum, suyla beraber yüzeye çıkıyor, topraktan itibaren 14 metreye kadar olan kısımda yer altı suyu varsa buna etki ediyor. Bu Amik Ovası gibi alanlarda sıklıkla gözlenen normal bir olay. Bizim hatamız, alüvyon bölgelere kentlerimizi inşa ettiğimiz için zeminlerden dolayı binaların ilk 2 katları toprağa gömülüyor ya da binanın yana devrildiğini görüyoruz.”

Deprem sonrası İskenderun’daki deniz seviyesindeki artışı değerlendiren Özkaymak, depremle yer kabuğunun sallandığını, doğal olarak bölgedeki sularda bir dalgalanma meydana geldiğini ve bunun depremlerden sonra sıkça rastlanan bir durum olduğunu kaydetti. Özkaymak, suların zaman içinde dengeye geleceğini, insanları tedirgin edecek bir durum bulunmadığını aktardı.

“YÜZEYDEKİ KIRIKLAR FAYIN YANSIMASI”

Yaptıkları çalışmayla iki depremde kırılan fayı haritaladıkları bilgisini veren Özkaymak, yüzeydeki kırıkların fayın yansıması olduğunu bildirdi.

Özkaymak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Antakya ile Malatya arasında yaklaşık 300 kilometre mesafede çizgisel olarak, zaman zaman sıçrayarak devam eden deformasyon var, yer yer 50 metreye ulaşan genişlikleri bulunuyor ve yüzeyi kırarak ilerliyor. Zaman zaman sıçrama olsa da çizgisel devamlılığı olan bir kırık, Türkiye diri fay haritasında da tanımlanmış faylar. Güneyde Hatay Kırıkhan’dan başlıyor, Hassa, İslahiye, Nurdağı, Türkoğlu’na, oradan Kahramanmaraş’ın güneyinden Gölbaşı’na dönüyor, oradan da Adıyaman Çelikhan’a dönüyor.

Yüzey kırıkları bir süre sonra yağışların etkisiyle kaybolacak ancak morfolojik olarak varlığını sürdürecek. Yüzey kırıklarında fay oldukça saçaklanarak ilerliyor. Nurdağı kısmında, Fevzipaşa’da çok net gözlemleniyor. Pazarcık bölgesinde çizgisel gidiyor ama bazı yerlerde saçaklanıyor. Bu fayın geometrisi ile alakalı. Saçaklarda yüzey kırıkları kollara ayrılarak dağılıyor ama yerin derinliklerinde birleşerek ana kırığa gidiyor. Yüzeydeki bu görüntünün sebebi de oradaki kaya yapısı, kabuk yapısı ve fayın geometrisiyle ilişkili.”

Yer altında kayaçların içerisinde ya da kırıklarda yer alan su kaynaklarına da dikkati çeken Özkaymak, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Bazı su kaynakları kesilebilir, bazılarının debileri artabilir, bazı sular yer altında daha derinlerden gelen sıcak sular ile karışıp ısınabilir ya da mevcut sıcak sular, soğuk sular ile karışıp soğuyabilirler, suların kimyasal özellikleri değişebilir. Barajlar ve göller gibi yüzeydeki su tabanlarında sarsıntı ile oluşan su altı heyelanları, su altındaki sıvılaşmalar gibi olaylar gözlenebilir. Bu durumlarda suyun tabanındaki ya da kenarındaki kumlu, killi çamurlu malzeme ile karışması olağandır. Birkaç hafta içerisinde dengelenerek sabitlenir, paniğe sebep olacak bir şey değildir, depremlerden sonra sıklıkla gözlenen normal durumlardır.”

KAYYNAK: DHA. AA

Türkiye'nin siyaset, medya ve gerçekçi haberlerinin yer aldığı haber portalı