Aydınlanma ve Francisco Goya

Aydınlanma insanın aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmadan kullanması olarak tanımlanabilir. Aydınlanma Çağı filozoflarından Immanuel Kant’a göre de, insanlık büyük suçundan, yani ergin olamama suçundan, ancak aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlığını ve yürekliliğini göstererek kurtulabilecektir; yani insanlık aklını kullanma cesaretini göstermelidir.

Aydınlanma ve Francisco Goya
Yayınlama: 16.12.2017
33
A+
A-

Aydınlanma insanın aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmadan kullanması olarak tanımlanabilir. Aydınlanma Çağı filozoflarından Immanuel Kant’a göre de, insanlık büyük suçundan, yani ergin olamama suçundan, ancak aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlığını ve yürekliliğini göstererek kurtulabilecektir; yani insanlık aklını kullanma cesaretini göstermelidir. Bu tarihsel hakikat ve arka planın ışığında, Aydınlanma Çağı’nın önemli ressamlarından Francisco Goya’nın (1746-1828) 2 Mayıs 1808, 3 Mayıs 1808 isimli resimleri ve Savaşın Felaketleri başlıklı gravür serisine dair neler söylenebilir sorusu, bu yazının konusunu oluşturuyor.

Francisco Goya, 1700’lerin sonu ve 1800’lerin önemli İspanyol sanatçılarından birisi ve uzun yaşamı sürecinde neşe dolu resimlerden, felaketleri betimleyen yapıtlara kadar çok çeşitli konuları içeren üretimlerde bulundu. Farklı tarihsel dönemlere şahit olan yazarlarda da görülebileceği gibi, bireyler içinde bulunduğu toplumun siyasal, ekonomik ve kültürel özelliklerini üzerlerinde fazlasıyla taşımakta ve bunları yansıtmaktalar. Goya, bir 18. yüzyıl fenomeni olarak Aydınlanma’nın, insan mantığının ve aklının gücü ve özgüveninin, bilmenin cesareti ve aklın, baskıcı ve gerici politikalardan bağımsız ve özgür olma gerekliliğinin vurgulandığı bir dönemin arka planında ortaya çıkmıştı. İşte böyle bir zemin üzerinden Goya ve üretimlerini değerlendirmek anlamlı olacaktır.

1746’da VI. Ferdinand’ın yönetimi altında bulunan ve ardından III. Charles’ın yönetimine geçen İspanya Krallığı sürecinde, Goya’nın sanatsal yetkinliği ikincinin yönetiminde gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Bu süreç oldukça önemli, zira bir değişimin gerekliliğine inanan, entelektüel bir altyapıya sahip olan III. Charles, ülkede radikal ekonomik, endüstriyel ve tarımsal reformların gerçekleştirilmesi gerekliliğini düşünüyordu ve bununla ilgili olarak bakanlar istihdam etmekteydi. Goya’nın saray atölyesine girişi de, yaşamının uzunca bir sürecinde yaşayacağı bir duruma dönüşecektir ve Ressam, tam dört kralın himayelerinde çalışmıştır. 1770’lerin başında Rokoko stili sahneleri andıran ve boş zaman aktivitelerini betimleyen halı çizimleri, sonraki süreçte konularının değişmesiyle sonuçlanacaktı elbette, ama sanatçının yetkinliği bu çalışmalarda ortaya çıkmıştır. Peki aydınlanma süreci nasıl devam etmekteydi?

Bundan kısa bir süre önce Fransa’da Diderot’nun öncülüğünde Ansiklopedi yazımı ortaya çıkmıştı. İnsanlığının bilgisinin geniş bir özetini içeren, bilginin gösterildiği ve yayılacağı bu üretim, bilimsel düşüncenin insanlık rasyonalitesine uygulandığı ve böylece aydınlanma ile mutluluk ve gelişmenin geleceğini göstermekteydi. Fakat her gerici hükümetin yapacağı gibi, Fransız hükümeti 1759’da materyalizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle Ansiklopedi’nin basım iznini iptal edecekti. Fakat, aydınlanma bir kez başlamıştı ve bundan geriye dönüş olmadı. Çünkü bir kültür projesi olarak bilginin artık yayılması, özgür bir kamusal tartışma ortamı ve ortak düşünce yollarının ortaya çıkışı başlamıştı. Artık yazarların daha geniş ölçekli bir okuyucu kitlesi için yazmaları, okuryazarlık oranlarındaki artış ve nihayetinde kamusal alanın ortaya çıkışı bu süreci imlemektedir.

Sarayın himayesinde yaşamına ve üretimine devam eden Goya, aynı zamanda aristokrasiden de siparişler almaktaydı ve 1780’lerin ikinci yarısında çeşitli yönetici sınıfların ve ailelerinin resimlerini yaptı. “Altamira Kontesi ve Kızı” çalışması bu dönemdendir ve kişilerin duyarlılığını yakalama ve giysilerdeki detaylar, sanatçının bir görüntüyü yansıtma konusundaki başarısını açıkça göstermektedir. Goya bu süreçte artık kırklı yaşlarındaydı ve Kral III. Charles ve ardından IV. Charles’ın himayesinde saray ressamı konumundaydı. Ve tarih bu noktada 1789’u göstermekteydi.

1789 yılında Fransız Monarşisi çökmüştü, 1793 yılında da Fransa İspanya’ya savaş açtı. Bu süreçte Goya Endülüs bölgesine seyahat etmiştir, burada uzun süreli bir hastalık yaşayan Goya, tekrar tarih sahnesine aylar sonra ve tamamen sağır olmuş bir biçimde çıkacaktır. Bu sürecin sonunda seksen gravürden oluşan ve “Kapriçyolar” adını taşıyan bir seriyi bitirmiş ve yayımlamıştır. Bu seri, düşsel bir dünyayı içeren fantastik figürlerin yer aldığı bir dünyayı betimlemekteydi. Aynı yıl Goya, sarayın başressamı olarak atanmıştı ve bundan sonraki iki yılını IV. Charles’ın ailesinin büyük ölçekli portresi üzerine çalışmak üzere geçirecekti. Geçmişe, Velázquez’in “Las Meninas” (Nedimeler) kompozisyonuna referans olarak kraliyet ailesini kompozisyonun ön kısmında, kendisini ise elinde paletiyle arka kısma yerleştirdiği bir düzenlemeye sahipti. Resim bir kraliyet ailesini, ressamın başarılı doğalcı bir gözlemiyle göstermekteydi.

1808 yılında Napolyon orduları İspanya’yı işgal ettiği zaman, yukarıda bahsedilen IV. Charles’ın görece entelektüel monarşisi sona ermekteydi. Napolyon ordularının işgaline karşı isyan eden İspanyol vatandaşlarının kitlesel katli, bu vahşi ve gaddarca işgalin nasıl gerçekleştirildiğini göstermektedir. Bu gaddarca saldırılar nihayetinde Fransız işgali ve Napolyon’un kardeşi Joseph Bonapart’ın İspanya tahtına kurulması ile sonuçlanmıştı. Goya ise bu süreçte, Bonapart rejimi ile işbirliğine gitmiş ve Fransız rejimi üyelerinin resimlerini yapmıştı ve 1811 yılında İspanya kraliyet üyeliğine kabul edilmiştir. Bu noktada çelişkinin, insanlığın yakasını bırakmayan ve geçmişi uzun bir olgu olduğundan bahsedilebilir.

Sonraki süreçte Bourbon Monarşisi 1814’te Napolyon’un düşmesi ile birlikte restore edilmeye başlandı, fakat yeni kral VII. Ferdinand, öncüllerinin taşıdığı aydınlanmacı düşüncelere sahip değildi. Anayasayı iptal etme, engizisyonu geri getirme ve kendini mutlak monark olarak ilan etme düşüncelerine sahipti. Bu süreç doğal olarak, bir terör döneminin başlamasına neden olmuştu. Bu noktada Goya’nın işgalcilerle olan bağıntısı sorgulanabilir; Goya Fransız rejimine karşı olan tutumunu, İspanya’nın isyanını 2 Mayıs 1808 ve 3 Mayıs 1808 başlıklı çalışmalarıyla göstermişti. İlk resimde Goya Madrid şehir merkezinde, Puerta del Sol’da, İspanyolların Fransız ordusundaki atlılarla olan savaşımını gösterir. İkinci çalışmada ise, kentin biraz dışındaki Principe Pio’da, bu isyanda yakalanan İspanyolların idam edilmesi betimlenmektedir. Resimler, Goya’nın ışık-gölge ve fırça vuruşlarındaki yeteneğini gösterir.

Goya savaşlarda yaşanana zulümleri betimlemeye toplamda 85 baskıdan oluşan “Savaşın Felaketleri” dizisiyle devam etmiştir. 1810-1820 döneminde tamamlanan seri İspanya’nın Fransa’ya karşı verdiği bağımsızlık savaşında şahit olunan olayları betimlemekteydi ve bu seri Goya hayattayken basılmadı. Bu seri içerisinde 3 Mayıs 1808 resminde olduğu gibi, Fransız işgaline karşı verilen mücadele ve bu isyanın çeşitli anlarındaki duyguları ve isyanı ustalıkla betimleyen detaylar bulunmaktadır. Arka plan ve merkezdeki kompozisyon, Goya’nın yüzeyde yarattığı usta bir gerilimdir ve sahnenin etkisini artırır. VII. Ferdinand’ın monarşisinde herhangi bir kraliyet siparişi almayan Goya, artık Madrid’in siyasal ve entelektüel çevresinden uzaklaşmıştır. VII. Ferdinand’ın baskıcı politikaları öyle uç bir noktaya ulaşmıştır ki, Goya 1824’te Fransa’ya göç eder ve bir daha da geri dönmez.

 

Parlamentohaber.com | Korku yok!

Türkiye'nin siyaset, medya ve gerçekçi haberlerinin yer aldığı haber portalı