Kıbrıs Barış harekâtının 43.’üncü yıldönümünde, geleceği bilmek için dönüp geçmişe bakıyoruz.
“Bizim ne işimiz vardı Kıbrıs’ta zaten?” diye soranlara el cevâp o zaman ki Kıbrıs Başbakanı ve Başpiskoposu’ndan geliyor.
açıklıyor Başpiskopos.
Aslında kendisinin bir günah çıkartma mecrası olmasına karşın, cuntacılar ise kendilerini İsa’dan 1635 yıl sonra ortaya çıkmış olan “Helen” kavramıyla tarif ettiklerinden, cunta’cılarca alenen… pardon, “helenen” kandırılıyor.
Hem de üniforma giyinmiş teröristler tarafından…
Başpiskopos da vaziyetin ciddiyetini idrak etmiş olduğundan, bir şekilde kendi talebiyle çağırmış olduğu orduyu tekrar tasfiye ve Yunanistan’a dönüşlerini temin için bazı girişimlerde bulunuyor.
Lakin her seferinde aynı duvarla karşılaşıyor. Yunan askerinin çekilmesinin Kıbrıs’ı Türk işgaline açacağı ifade edilerek, askerin geri çekilmeyeceği açıklanıyor tekrâren Makarios’a.
Bu savı Başpiskopos değerlendirirken her daim Türk tehdidinin onların oluşturduklarına nispetle önemsiz olduğuna inandığını, 15 Temmuz günü itibariyle yaşadıkları karşısında da bu algısının doğrulandığını açıklıyor.
detaylarıyla anlatıyor, Başpiskopos.
“Kıbrıs Hükümeti olarak, Yunan makamlarını Milli Ordumuzu desteklemesi için davet edip, kendilerine bu kadar güvenip itimat edemem, üzülerek söylüyorum, benim hatamdır. Bu itimat ve güveni suiistimal ettiler. Adanın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak ve kuvvetlendirmek yerine, kendileri mütecaviz oldu.
Yunanistan’ın askerî rejiminin Kıbrıs’a ve özellikle Yunan Kıbrıslılara karşı güttüğü siyaset samimiyetsizdi. Bir ikiyüzlülük politikası olduğunu vurgulamak isterim.” der Makarios, o Cuma günü…
Başpiskopos Kıbrıs Barış harekatımızdan bir gün evvel yaptığı konuşmasını ise şu satırlarla tamamlar:
“Daha evvel de açıklamış olduğum üzere, Kıbrıs adasında vuku bulanlar katiyen Kıbrıs Yunanlılarının iç çatışması değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmekte. Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve bunun sonuçlarından Kıbrıs adasının tüm sakinleri, Türk’ü de Yunan’ı da mağdur oluyor. Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs’ta bir barış gücü teşkilatı mevcut. Bu barış gücü teşkilatının bu gibi bir darbenin altında görevini ifa etmesi mümkün değildir. Güvenlik Konseyinin; Yunan askerî rejiminin, Kıbrıs Ordusunda görev yapan adamlarını geri çağırıp, bu işgale son vermesini talep etmesi gerekmekte.
Sanırım ki önünüze sunduklarımla gerçek vaziyetin çerçevesini çizdim. Güvenlik Konseyinin uygun bir kararının bu işgale son verip ihlal edilmiş olan Kıbrıs bağımsızlığı ile Kıbrıs halkının demokratik haklarının iade edileceğinden eminim.”
Tüm kavramlar tanıdık sanki…
Değil mi?
15 Temmuz
Darbe
Yardıma çağırılan terör organizasyonunun insan devşirmesi
Ortada suç olmadığı beyanları
Kananlar
Kanmayanlar
Kandırılanlar
Özür dileyenler
Pişman olanlar
Başkalarından medet umanlar
Kaçanlar
Direnenler
Mağdurlar
Ölenler
Yaralananlar
Önünü göremeyenler
Demokrasi feryatları
İşte bu ahval içinde bir koalisyon hükümeti daha fazla kan akmasını durdurmak;
tüm halkların sükun içinde yaşamasını temin için;
tereddüt etmeksizin
ve korkuya göğüs gererek;
sözde birleşen çok yıldızlı Milletlerin, orda üsleri olduğu halde yapmadıklarını…
yaptı!
Bu hükümet bir Türk hükümetiydi!
Ordusu Mehmetçiğiydi!
İlk hedef Akdeniz’di!
Yunan yine iş başında,
Hem de son derece küstahça.
Hemen arkasında da kim varmış?
Aaaaahaaaaah Almanya 🙂
İngiltereyse yine helikopterden seyirde…
Bu saatten sonra nota gerçekten müzikal bir kavramdan ibarettir.
Duruma BUGÜN sessiz kalan, yarın New York’ta dert yanar ancak.
Yanar yanmasına ama Türk olduğu için kimse dinlemez.
19 ayetini HAK yolunda okuyan selim beyinlerin,
kendi göbek bağımızı kendimiz kesmek durumunda olduğumuz mecburiyetini idrak ettiği günlerin
acı hasretiyle.
Türk Ordusu, 43 yıl önce Kıbrıs’a böyle çıkıyordu:
http://www.dailymotion.com/video/x5u8yal
Çeviri ve şiir: Sibel Özyürük