SON DAKİKA

Vah ülkem vah, vah TSK…

Bu haber 03 Haziran 2018 - 23:30 'de eklendi ve 68 kez görüntülendi.

15 Temmuzun bir de karanlık yönü var diye düşünüyorum.

TSK’nın kılcal damarlarına sızmış bir ihanet çetesi ve bir zamanlar o ihanet çetesi ile aynı yolda yürüyenlerin geçmiş döneme bıraktığı  izler. Çok şey yazıldı, çok şey söylendi bu konuda. Gel gelelim, o karanlık tarafın aydınlanması için bir süre daha geçmesi gerekiyor gibi. Çünkü o gün olan biten ne varsa, şimdilik seccadenin altına süpürülüyor gibi.

Elbette gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Bekleyip de görelim demiyorum. Mücadele edelim de, şu seccadenin altındakiler teker teker ortaya dökülsün. Bu konuda da hiç kuşkunuz olmasın ki, tarihin gerçeklerin ortaya çıkması hususundaki tarzı dürüsttür ve yüzlerce hatta binlerce örnekleri ortadadır.

Her ne kadar 15 Temmuz griliğinin “başarısız bir darbe girişimi” olduğu iddia edilse de, aynı görüşte olmadığımı buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Bana göre 15 Temmuzda yaşanan, hedeflenen,  üzeri örtülen ne varsa, sonucu başarıya ulaşmıştır.

Mazisi insanlık tarihi kadar eski bir ulusun, yine mazisi zaferler ile dolu olan ordusu,  içerisinden, tam kalbinden, toplar, atar, kılcal damarlılarına kadar yara almış, vurgun yemiş, kolu kanadı kırılmış, şeref ve onuru iki paralık olmuş hale getirilmiştir.

Bir iç çürüme, bir kanser hücresi, büyümüş, dağılarak çoğalmış ve TSK’nın varoluş sebebi, yaşam kaynağı olan yüce Türk milleti ile arasına nifak sokulmuştur. Bağrından çıktığı vatan toprağı ve millet sinesini hançerlemiştir.

Ağır aksak da olsa rayında gitmeye çalışan genç demokrasimizin  bugünlere kadar süre gelen yolculuğunda, askerin siyasete, siyasetin askere bakış açısı, tutum ve uygulamaları, bizler gibi saray ve saltanat çöküntüsünden çıkarak demokratikleşme yolunda ilerleyen, fakat hala daha taşların yerine oturabilmesi için çaba sarf edilmesi gereken bir noktada olduğumuz gerçekliğini görmemiz gerekir.

İleri demokrasilerde, asker siyasetin, siyaset de yurttaşının emrindedir.

Ama, ileri demokrasilerde elbette.

Bizim gibi güdümlü sözde demokrasilerde ise görüldüğü üzere bir tiyatro oyunu.

 

Seçim sisteminden, seçtiren sisteme, sandık başından sandık sonuna oy sayım sistemine kadar her şey ama her şey, o istenen demokratik seviyenin yanından bile geçemiyor. Bu konu hem seçen hem de seçilenler tarafından da bilinen bir acı gerçek olmakla beraber, bu oynanan tiyatroda politikacıların gayet iyi bildikleri bu senaryoyu sahnelemeye devam etmeleri tam bir trajedidir.

Özü, seçer gibi yapıp seçtiriyorlar. Sistem böyle işleyip gidiyor.

 

Sözü 15 Temmuzun gri tarafları hakkındaki şüphelerim ile açmıştım. Seçim sistem, seçen ve seçilenler başlı başına başka bir yazı konusu sevgili dinleyici.

Sorular :

  1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlık sebebi nedir?
  2. Türk Silahlı Kuvvetleri görev emrini son tahlilde hangi tüzel kişilikten alır?
  3. Türk Silahlı Kuvvetleri kimin emrindedir?
  4. Atatürk’ün kullandığı ‘’ Millet Meclisi Orduları’’ tabiri ne anlama gelmektedir.

 

Bu soruları sormaktaki amacım anayasal bir devlet düzeni içerisinde var olabilmenin teminatı olan ordunun hukuksal zeminini bir kez daha hatırlatabilmektir.

Yurt ve yurttaş güvenliğinin tek dayanağı, varlığının teminatı olan bir kurum, elbette ki hedefe alınıp, hedefe oturtulacaktı. Bu kurgu, içinden, içlerine sızılarak dışarıdan ya da sivil siyaset yolu ile çeşitli oyunlar ile hayata geçirilecekti.

Böylede oldu.

Çünkü, birilerinin Lozan ile varlığını tüm dünyaya kabul ettirmiş olan son Türk devleti ile paylaşacak kozları hala vardı. O kozlar paylaşılacaktı.

O kozlar paylaşılıyordu.

Devleti hedef alan yapı elbette ki askerini, yani o devlet ve milletin bekasını koruyup kollayanı hedefe oturtacaktı.

Adı Ergenekon, adı Balyoz, adı Poyrazköy, adı İzmir casusluk adı Silivri Nemrut Mustafa Paşa Divanı olacaktı. Bu organizasyon içerisinde de, mevcut siyasetin muktedir kanadı, bahse konu davaların gönüllü savcısıydı.

TSK içerisine yuvalanmış ve beraberine de aynı hedefe yürüdükleri savcıyı alan bu yapı, Başçavuşundan Genel Kurmay Başkanına kadar millet ordusunun üzerine çullanıldı.

Gel gelelim, millet bu oyuna kanmadı, kandırılamadı.

TSK yara almadı mı?

Şüphesiz aldı.

Yaşananlar,  vatan ve hürriyet, hürriyet ve Cumhuriyet, Cumhuriyet ve Atatürk diyen askerlerin tasfiye planıydı.

Yerleri boş kalmadı elbette.

O yerleri dolduranlar, 15 Temmuz griliğinde yolda, köprüde meydanlardaydı.

Milletin boğazına bıçak dayayanlardı.

Silivri zindanlarında ordusuna düşman edilemeyen bir millete, o gece Boğaz Köprüsünde genç Harbiyeliler boğazlatılarak, hedefe ulaşıldı, amaç başarıldı.

Sonrası malum.

Sonrası Yenikapı.

Sonrası 20 TEMMUZ kanun hükmünde kararname demokratlığında bir AKP sultalığı.

Anayasa, meclis, kanun manun hak getire, tek adam diktatöryası.

2002 yılından itibaren AKP’nin dilinden düşürmediği darbe, darbeciler masalı, artık bir Allah lütfü ile iki dudaklarının arasındaydı. Yaşananlar, TSK için tam bir facia, tam bir kara delik karanlığındaydı.

Derken Yenikapı, derken yarım yamalak bir asker selamı, derken köprü açılışlarında, düğün derneklerde, selfili pozların konu mankeni bir Genel Kurmay Başkanı.

Yukarıdaki satırlar nereye götürecek bizleri derseniz eğer, Harbiyeli gençlerin müebbet üzerine müebbet hapis cezalarına çarptırıldığı 15 Temmuz griliğin bol yıldızlı komutanlarından birisi, önümüzdeki yapılacak olan seçimlerde şakşakçılığı ile tarafını göstermiş oldu.

Saraya kapı kulu mu, milletine asker midir, gördük aradaki farkı.

Hem ne olacaktı ki?

Üstünden göremediğimizi altından da beklemek saçmaydı.

Acaba en büyük asker bizim asker, dün FETÖ’nün talebeleri olarak tanklı tüfekli, bugün ise saray ve saltanat düzenin önde giden şakşakçıları mıydı?

Ne oldu da bu hale geldin ey TSK?

Kocatepe’den Akdeniz’e yürümüştü ataların, şimdilerde iftariyelik şakşakçılık makamı yakıştı mı hiç sana?

Vah ülkem vah, vah TSK…

Atatürk ile kalın.

Selam ile…

Cem AYAZ

Parlamento Haber/ Korku yok!

Cem Ayaz
Cem Ayazcemayaz@parlamentohaber.com