SON DAKİKA

'Orta Çağ'da da bin yıl boyunca tiyatro ya yasaktı ya kilisenin emrindeydi'

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro…Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim…İnsan için gerekli olan yeme, içme, barınma gibi birçok ihtiyacın yanında bir de sanatsal doyum… İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp bu açlık sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var.

Bu haber 20 Aralık 2017 - 19:11 'de eklendi ve 66 kez görüntülendi.

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro…

Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim…

İnsan için gerekli olan yeme, içme, barınma gibi birçok ihtiyacın yanında bir de sanatsal doyum… İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp bu açlık sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var.

21-30 Nisan 2017 tarihlerinde Kadıköy’de gerçekleştirilecek olan Üniversiteler Arası Tiyatro Festivali ve Gençlik Festivali, Kadıköy Kaymakamlığınca iptal edilmişti. İptal gerekçesi: Güvenlik zafiyeti…

Geçtiğimiz günlerde Kadıköy Tiyatrolar Platformu, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Barış Manço Kültür Merkezi (BMKM) gibi kurumların desteğiyle festivalin bir bölümünü oluşturan tiyatro oyunlarını, Üniversitelerarası Tiyatro Festivali adı altında Kadıköy’de sahneledi.

Marmara Drama Topluluğu ile yakın tarihte iptal edilen Kadıköy Tiyatro Festivali’ni ve genel olarak sanatsal faaliyetler önündeki sansür ve engellemeleri konuştuk. 

Sanatın ve sanat içerisinde en önemli dallardan birisi olan tiyatronun, geçmişten bugüne gelene değin maruz kaldığı otoriter baskıları, günümüzde tiyatroya biçilen önemi, tiyatronun mekana hapsedilmeye çalışılmasını ve daha birçok şeyi Marmara Drama Topluluğu yönetmenleri Batuhan Kozanoğlu ve Erkan Kılıç ile SU Oyuncuları’ndan üç sanatçı ile tartıştık.

Öncelikle merhaba arkadaşlar… 21-30 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanan Üniversiteler Arası Tiyatro ve Gençlik Festivali Kadıköy Kaymakamlığınca, güvenlik gerekçesiyle iptal ediliyor. Son yıllarda görüyoruz ki bu tür organizasyonlar, festivaller ve etkinlikler kaymakamlık ya da valilik tarafından güvenlik gerekçesiyle iptal ediliyor. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Batuhan Kozanoğlu: Şimdi öncelikle bunun yeni bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü yıllardan beri Marmara Üniversitesi’nde ve sadece orada değil birçok üniversitede Bahar Şenlikleri gerçekleştirilecekti ama olmadı. İzin verilmedi. Onun dışında mesela; sokakta yapılacak olan birçok iş hep böyle engellendi. Sadece büyük organizasyonlar falan değil iptal edilen. Sokakta gitar çalan bir insana bile, “Acaba sen casus musun” diye yaklaştıkları ve götürdükleri oldu. Elbette en başında iyi niyetle başlatılmış bir şey olabilir. Belki gerçekten çok geçerli ve gerekli sebepleri olabilir. Buna hiçbir lafım yok ama bunun manipüle edilemeyeceğinin artık hiçbir garantisi kalmadı. Yani rahatsız oldukları bir etkinliğin yasaklanması için, bunu kötüye kullanmayacaklarının bir garantisi yokmuş gibi geliyor bize. Bu da rahatsız edici bir durum. Umuyoruz ki bunun gerekçesi garantilenmiş ve kanıtlanmış bir şekilde önümüze çıkar ve insanlar, bu yasaklar konusunda ses çıkarır hale gelir. 

Peki siz ne düşünüyorsunuz?

Erkan Kılıç: Aslında şöyle bir durum var: Biz geçen sene Sarıyer Belediyesi’nin festivaline ve uluslararası diğer bir festival olan Denizli Belediyesi’nin festivaline başvurduk. Birinde kabul edilip sonrasında iptalle karşılaştık, diğerindeyse en baştan iptal edildi. İptal gerekçesiyse belliydi zaten: O süreçte yaşanan bir takım güvenlik olayları… İstanbul dışını belki bir nebze de olsa kabul edebiliriz çünkü belirli bir yol gideceksin, yolda başına bir şey gelebilir ya da güvenliği bulunmayan bir yerde oynayabilirsiniz oyununuzu. Peki ya İstanbul için bunu söyleyebilir miyiz? Bence hayır. İstanbul sınırları içerisinde gerçekleştirilecek olan herhangi bir festivalde çok rahat güvenlik önlemlerinin alınabileceğini düşünüyorum. Zaten bu tarz etkinliklere gelen insanlar, belli bir kültüre sahip olan insanlar. Gerektiğinde; sahnedeki oyuncu olsun, konserini yapan müzisyen olsun, bunlara sahip çıkabilecek nitelikte insanlar. Kolluk kuvvetlerine gerek kalmadan, birlik ve beraberlik içerisinde çoğu işin üstesinden gelinebilir. Yani burada şu sorun ortaya çıkıyor: Örneğin Sarıyer Belediyesi Festivali örneğinden gidersek, o sahne sürekli orada. Biz orada daha önce de oyunlar oynadık. Şu anda hâlâ oyunlar oynanıyor. O festivalin iptal edilmesinden sonra yine aynı tarihlerde başka oyunlar, yeni etkinlikler yapıldı. Dolayısıyla, o zaman yasaklanan etkinlikler de yine tiyatro etkinlikleriydi ve bu başlıca bir tezat oluşturuyor. Kötüye kullanımla ilgili benim söyleyeceklerim buydu. İptal edilen oyunlarımızın yerine, yine aynı gün ve saatte başka oyunlar oynanıyordu. Bu düşündürücü ve üzücü bir durum.

1980 darbesi sonrası ilk defa sponsorsuz bir festival gerçekleştiriliyor. Bu festivale NHKM, BMKM ve bunlar gibi birçok merkez kapılarını açtı. Kadıköy Kaymakamlığınca iptal edilen bir festivale bu gibi yerlerin sahip çıkması hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

B.K.: Sponsorsuz festivaller dünyanın her yerinde geçerli. Bence bu sanat ve tiyatro açısından çok daha ideal. Bazen, “Yok sponsorsuz nereye gidersin. Yok sponsorsuz olmaz” gibi düşüncelerle karşılaşıyoruz. Bana göre sermayenin girmediği her iş her alan çok daha sağlıklı. Tabi bu, sanat hiçbir destek almamalıdır diye yorumlanmaz. Tabii ki destek alır ve almalıdır. Bunun sınırının çizilmediği sağlıksız bir sistemde, bu sistemin içinden çıkıp, sağlıklı bir üretim ortaya çıkarabiliyorsak bu durum sevindirici oluyor bizim için.

E.K.: Bu tarz etkinlikler Kadıköy’de camekanlara asılmıştı ve gayet güzel bir şeydi bizim için. Küçük işletme diyebileceğimiz kafelerde, bu tarz organizasyonlara destek verilmesi aslında bir nevi manevi sponsorunuzun olması gibi. Bu bizlere çok büyük bir güç ve motivasyon sağlayan bir şey. O zaman biz diyoruz ki: Evet, belki cebimize para girmedi ama icra ettiğimiz şey insanlar tarafından bilinecek, o kafenin önünden geçerken insanlar afişleri görecek. Bu bile bizi mutlu etmeye yetiyor. Aslında bazen sponsor gerekiyor. Mesela birçok yere başvuruyorsunuz. Oyununuzun oynanmasını istiyor ve haliyle bir yerlerden cevap verilmesini bekliyorsunuz. Sonra bazen olumlu cevaplar geliyor. Olumsuz cevaplara baktığınızdaysa işin içerisine maddiyat giriyor. Mesela bir firma daha fazla sponsor istiyor ya da sponsorsuz organizasyonlara önem verilmemesi gibi noktalar ortaya çıkıyor. Tabii ki her işin sponsorsuz olduğu noktalarda, ne kadar çok emek verilirse daha fazla büyüdüğünü daha fazla kitlelere ulaştığını çok rahat görebiliyoruz.

B.K.: Yani işin ideolojik özgürlük boyutu da var bir yandan. Sanat onu aslında her zaman talep ediyor. Siz ne yaparsanız yapın. Dünya üzerinde bu zamana kadar ortaya çıkmış tüm sanat akımları bir öncekinin zıttı. Bir öncekinin muhalefeti. Dolayısıyla, sanat sizin bir düşüncenin içine hapsolmanıza izin vermiyor. Şimdi sermayeden kurtulduğunuz zaman, o özgürlük alanı yaratılıyor. Bazıları ise bundan bir önyargı oluşturabiliyorlar kendilerine. Yani bu özgürlük alanı, sanki daima muhalefete yönelik veya tek yanlı gibi düşüncelere kapılabiliyor. Şu ya da bu taraf için söylemiyorum. Herhangi bir ideoloji için söylenebilir bu. Yani sponsorlu ise şu tarafın desteğindedir ya da sponsorsuzsa diğer taraftandır gibi bakılması işin bir diğer üzücü tarafı aslında. Hem sponsorsuz ve sermaye desteksiz ya da sadece desteksiz diyebiliriz, hem de içinde her düşünceye ideolojiye yer verebilen bir bütün olarak var olabilen bir festival, aslında en ideal festivaldir.

E.K.: Diğer taraftan şöyle bir şey var: Ben bilişim sektöründe çalışan birisi olarak iş hayatında “Özgür Yazılım” dediğimiz bir kavram var. Bütün bilgisayarlarda var olan bir işletim sisteminin yanında bir de özgür yazılım denilen bir işletim sistemi daha var. Bu “Özgür Yazılım” dediğimiz dünya, öbür taraftan daha da büyüyüp kuvvetlendiği için bütün dünyaya yayılabiliyor. Bugün bir kişi yazıyor bu programı, salıyor piyasaya ve bunun gelişmesini istiyor. Bunun üzerinde denemeler yapın. Açık mı buldun, üzerine sen eklemeler yap. Herkese açık olsun ve istenildiği gibi kullanılsın ve ücretsiz olsun. Sponsor desteği olmadan, tamamen insanların bilgiye ulaşmasına yardımcı olmak isteyen bir oluşum bu aslında. 

Türkiye’de son yıllarda görüyoruz ki gençlerin düzenlediği, onların emekleriyle ortaya çıkan birçok etkinlik iptal ediliyor. Gençler olarak siz bu konuya dair neler düşünüyor ve neler söylemek istiyorsunuz?

SU Oyuncuları ekibi: Bizim geçen sene bir festivalimiz vardı. Hatta on günlük bir festivaldi. Hem müzik kolunun hem de tiyatro kolunun olduğu bir festivaldi. On iki üniversitenin katıldığı Kadıköy Gençlik Festivali’ni düzenleyecektik. Sabancı Üniversitesi’nin hem müzik kulübü hem de tiyatro kulübü olarak yer alacaktık ancak bir gün öncesinde bizi bir toplantıya çağırdılar ve güvenlik gerekçesiyle iptal edileceği söylendi. Yirmiye yakın oyunun sergileneceği on günlük bir festival için çok uğraş vermiş ve emek harcamıştık. Yedi-sekiz tane sahnenin olduğu bir festivale katılacaktık ama olmadı. Bu oyunların, sahnelerin baştan sona tüm eksikleri tamamlanmış ve hazır durumdaydı. Hatta öyle ki toplantı bir dalga geçme havasındaydı.

B.K: Burada dediğiniz gibi sansürel boyut bir yana, ortaya konulan emek de yok oluyor. Yapılan, ortaya konan bu iş, göründüğü kadar kolay bir iş değil. Oldukça zor aslında. Çalışıyorsun, zaman harcıyorsun ve emeğinin karşılığını almayı beklerken bir anda bir yasakla burun buruna geliyorsun ve elinden bir şey gelmiyor. Mesela ileri bir tarihe alma konusunda gündeme gelmiyor.

SU Oyuncuları ekibi: Şöyle de bir durum var: Biz müzik kulübüyle yapacaktık bu festivali ve iptal olduğunu öğrenince, en azından tiyatronun sahnelenmesi hususunda diretmişler. Sonuçta kapalı bir alanda olacağı için sergilenecek oyunlar, buna razı olacaklarını düşünmüşler. Gelgelelim ki sonuç bekledikleri gibi olmamış ve reddedilmeyle kalmışlar.

B.K.: İşte bu yetkinin, kaymakamlık bu yetkiye sahip olduğu için, bunun manipüle edilmediğinin bizce hiçbir garantisi yok. Buna karar veren yetkili kişilerin samimiyetinin hiçbir garanti taşımadığı aşikâr. Ortada bir samimiyet sorunu var. Eğer ki şu söylense: “Bir ihbar var ve dolayısıyla şimdilik festivali durduruyoruz ama ilerleyen bir zamanda tekrar düzenleyebilirsiniz” dense, belki de o samimiyeti bana yansıtacaktır. Bunun olmaması, festivalin manipüle edilmediğinin ve yetkinin kötüye kullanılmadığının garantisinden oldukça uzak.

SU Oyuncuları ekibi: Biz geçen sene Kadıköy Belediyesi ile birlikte organize ettiğimiz bir etkinlikle sahnelere çıktık ve Kadıköy Tiyatrolar Platformu ile tanıştık. Bu sene, tek başımıza yaptığımız bir festival durumunda kaldı. Bu seneki, kendi aramızda yapabildiğimiz, kısıtlı imkanlar dahilinde gerçekleştirebildiğimiz bir etkinlik durumunda kaldı.

SU Oyuncuları ekibi: Festivalimiz iptal edildikten sonra kendi aramızda, ilerideki bir zamanda yapabilir miyiz acaba gibi düşüncelere girmiştik. Fakat şöyle bir durumla karşılaştık; gerçekten başımıza kötü bir olay gelecek olursa, hiçbir şekilde güvenlik tahsis edilmemesi kötü sonuçlara yol açacaktı. İkincisi; yazın ya da yazdan hemen sonra yapalım düşüncesi gündeme geldi. Buysa ekipler için çok zor çünkü bu ekipler üniversite öğrencilerinden oluşan ekipler olduklarından dolayı o tarihler bizim için uygun olmuyordu. Ondan sonra Kadıköy Tiyatrolar Platformu bizimle iletişime geçti. “Gelin çocuk oyununuzu, 23 Nisan’da NHKM’de oynayın” dediler.

SU Oyuncuları ekibi: Yani festivalde yapılan programda çocuk oyunumuz burada yani NHKM’de iki defa sahnelendi. Bu durumdan sonra Kadıköy Tiyatrolar Platformu ile iletişimimizi koparmadık. Onlar bize sahne ayarlıyor ve biz de oyunlarımızı insanlarla buluşturabiliyoruz.

Öğrenci arkadaşlar daha önce yönetmen arkadaşlara sorduk ama sizin düşüncelerinizi de merak ediyoruz bir konuda. Şöyle ki, ortaya konan bir emek var ve bir şekilde kimi engeller, kimi sansürlerle karşılaşıyor ve emeğinizin karşılığında size sahneler açılmıyor. NHKM, BMKM ve bunun gibi yerler siz gençlerin oyunlarınızı oynamanız için kendi sahnelerini açıyorlar. Bu durum dolayısıyla düşünceleriniz neler?

SU Oyuncuları ekibi: Engelleyenlerin olduğu kadar, destekleyenlerin olduğunu görmek bizi tabii ki çok mutlu ediyor. Bir iş yapıyoruz ve arkamızda bize güç veren bize destek olan platformların varlığı çok değerli bizim için.

SU Oyuncuları ekibi: Kendinizi kısıtlanmış hissettiğiniz bir yerde ve bir konuda çok daha fazla uğraşa girmek ve o kısıtlanmayı yıkmak istersiniz. Madem kısıtlıyorlar, madem tiyatro yapmamızı istemiyorlar belli sebepler göstererek biz de o zaman kendimize şunu söylüyoruz: “Biz doğru yoldayız.” Daha güzelini daha iyisini yapmaya çalışıyoruz her zaman. Bu bağlamda Kadıköy Tiyatro Platformu’nun bu sahneleri bizler için açmaları ve bizi önemsemeleri, her şeyden önce şanstı, desteklemeleri çok sevindirici bir tablo bizim için.

B.K.: Burada şunu örnek vermek lazım: Orta Çağ’da bin yıl boyunca tiyatro yasak. Kimseye tiyatro yaptırmıyorlar. Tiyatro kilisenin elinde karanlık çağ boyunca ve hep dini oyunlar oynanıyor. Örneğin Üç Meryem, Ak Melek Kara Melek gibi bu tarz oyunlar kiliselerde oynanmaya başladığı için bir süre sonra kimse kiliselere gitmemeye başlıyor. Oyunları kiliselerin önünde oynamaya başladıkları için, insanlar kiliselerin önünden bile geçmemeye başlıyor. Pazar yerlerini bile kiliselerin önüne kurmaya başlıyorlar bir süre sonra. İnsanlar zaman geçtikçe bu baskıdan o kadar sıkılıyorlar ki, bazı soytarılar oyunları dağlara çıkıp bağıra bağıra oynamaya başlıyor. Kimi arabalarını sokak sokak gezdirip, üzerine çıktığı arabadan oynamaya çalışıyor. İşte o dağ başı ya da sokaktan geçen arabanın üstü, o oyunu oynamak için yetiyor insanlara. O hırslanma işi işte buradan doğuyor. Her baskı nasıl kendi muhalefetini doğuruyorsa, burada da işte o baskı böyle bir muhalefeti doğuruyor.

Peki, bir sorum daha olacak sizlere. Bu tür etkinlikler, festivaller vs. birçok organizasyon, gençlerin bir araya gelmeleri dolayısıyla çok değerli. Çünkü ortaya çıkarılan bir ortak emekten bahsediyoruz. Sanatsal olarak insanlara birçok şey gösteriliyor. Bunların engellenmesi sizi nasıl etkiliyor ve gençlerin bu bir araya getirilmeme durumuna nasıl bakıyorsunuz?

SU Oyuncuları ekibi: Benim şahsi fikrim şu yönde: Amatör tiyatro, tiyatroyu geliştiren bir şey genel olarak ama amatör tiyatroyu şu an için üniversite grupları ya da yeni oluşmuş gruplar yapıyor. Amatör tiyatro yeterince gelişmeden, tiyatronun belli bir hızda gelişmesi çok zor. Başlangıç olarak, bir şeyin başında amatörsündür. Belli bir ilerleme, belli bir aşama kaydedersin. Amatör tiyatrodan çıkan çok değerli insanlar var. Amatör tiyatronun gelişmesi, tiyatronun gelişmesidir ve dolayısıyla bir nevi sanatın gelişmesidir. Böylelikle toplumun birçok noktaya değişik bakış açılarıyla bakmasına vesile olur. Bu nedenden dolayı bizlerin yani gençlerin bir şey yapması geniş ölçekte düşünülünce, değer ve önem verilmesi gereken bir olay.

Yani gençlerin ve insanların bir araya gelip bir şeyler ürettiklerini söyleyebilir miyiz, bu tür etkinliklerle ve organizasyonlarla?

SU Oyuncuları ekibi: Evet, kesinlikle bunları söyleyebiliriz. Hatta bu yıl, Amatör Tiyatrolar Dayanışması diye bir oluşumla birçok kez görüştük. Onlar Türkiye çapında faaliyet gösteren bir oluşumdu. Onların da temel problemi: Mekansızlaştırma, ödeneksizleştirme, sanata verilen değerin azalması gibi… Bu tür sorunlardan dolayı birçok üniversite öğrencisi arkadaşımız bir araya geldi ve bir dayanışma gösterdi. Hepsi de tiyatroyla uğraşan, sanata ve sanatçıya değer veren arkadaşlarımızdı. Yazın kamp dahi yaptık. Bu insanlar bir araya geldi ve belli bir etkileşim içerisinde oldular. Bizler bazı yerlerde çıkıp,”Böyle böyle bir şeyler yapıyoruz” dediğimizde onların destekleriyle karşılaşıyoruz. Birçok üniversite ekibi, daha önceki etkileşimimiz ve iletişimimizden dolayı bizlere destek oluyor. Aramızda sanatsal olarak birçok alışveriş var. Oynayacağımız oyunları, düzenleyeceğimiz organizasyonları konuşup, tartışıyor ve birbirimize her daim bir şeyler katıyoruz.

Festivallerin, amatör tiyatro açısından ayrıca bir önemi daha var: Sahne aldığımız ve sergilediğimiz bir oyunu ne kadar çok oynar ve ne kadar çok tepki alırsam, bir o kadar motive bir şekilde ve kendime bir şeyler katarak yoluma devam ediyorum. Festivallerin ve gençlerin bir araya gelmeleri işte bu yüzden de çok önemli kanımca.

SU Oyuncuları ekibi: Bir yerde de zaten festivallere gittikçe, fuaye yaptıkça geliştirebiliyorsun kendini. Eleştiri almadan, oyunu birkaç defa farklı sahne ve salonlarda oynamadan geliştiremezsin. Seyirciden aldığınız tepkilere ve eleştirilere göre bir sonraki oyuna çıkıyor ve öyle oynuyorsunuz. Oyununuza etkisi ve sanatınıza katkısı oluyor böylelikle.

B.K.: Sanatın her alanında, tiyatro da yapıyor olsanız, müzikle de uğraşıyor olsanız, hatta tek başınıza resim de yapıyor olsanız sanatı insan besliyor. Ya üretici olarak ya da tüketici olarak, hiç fark etmez. Bu insanlar birbirlerine fikir sunuyorlar, birbirlerinin ufuklarını açıyorlar. Onlara bir şeyler hissettiriyorlar. Sanat insanla büyür. Sanat parayla ya da mekanla değil. Hiçbir zaman böyle olmadı, bundan sonra da olmayacak. Yüz yıl da geçse bin yıl da geçse durum değişmez. Dolayısıyla; otorite sahibi birisi, bir yerlerde bir tehlike gördüğü zaman, refleks olarak bir mekansızlaştırmaya gidiyor çünkü insanların bir araya gelebilmeleri için bir şekilde mekanlara ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar. Evet, aslında mekana ihtiyaç var ama burası olmak zorunda değil. Ben bu oyunu çıkıp meydanda, sokakta ya da herhangi bir alanda da oynayabilirim. Benim için bu sorun teşkil etmez ama bunun burada olmasını, oynanmasını istemeyen kişilere, o tek başına bir gözdağı olmayabiliyor. Dolayısıyla; biz üretenler olarak da bir araya geliyoruz ki o zaman bir şekilde oradaki otoriteye bir nebze olsun karşı gelebiliyoruz. İstemeyene de karşı durabiliyoruz ya da istemeyene de seslenebiliyoruz. Bir de öyle söylemek lazım aslında. İnsanla büyüyeceğimiz için, NHKM’nin “Onlar mekan vermedi ama ben veriyorum” demesiyle ya da buraya gelen seyircinin, “İzlememi istemeseler bile ben geldim ve işte izliyorum” demesiyle bir araya geliyoruz. İnsanları bir araya getiriyor mu soruna böyle bir cevap vermek yerinde olur sanırım.

E.K.: Bir festival düzenlediğiniz zaman, sanatsal faaliyetler bir yere gider ve sanatın önünü açar ama sen hep bir kısır döngüde, “Beni buraya çağırsınlar” diye başvurur beklersen ya da “Başka bir festivale başvurdum. Bunu değil onu istiyorum. Festivale bu değil o gelecek. Aman benim suyum dökülmesin. Çiçeğim eksik olmasın” gibi tavırlarda da bulunursan olmaz. İşte o zaman etkileşimde bulunmanın hiçbir anlamı bulunmuyor. Birbirimize güç vermediğimiz sürece, bu tür festivallerde bulunmayalım daha iyi hatta. Sadece, oynadığın oyun sayısını artırırsın, isim yaparsın, isim yaptığın için bilinirliğin artar. Yarın öbür gün ücretli bir oyun oynadığınızda seyirciniz olur.

B.K.: Daha çok insana ulaşmak için, insanın çok olduğu yerlerde var olmak lazım. İşte burası insanın çok olduğu bir yer. Daha sonra insanlar sizi beğenebilirler ya da beğenmeyebilirler. İnsanlar yarattığınız eseri beğenmiyor olabilir. Bazılarının dediği gibi zamanınızın yüz yıl ilerisinde ya da gerisinde olabilirsiniz. Bu pek problem değil ama meselenin farkına varmak ve etkileşimden dersler çıkarmak önemli. Erkan’ın dediği de biraz buraya gidiyor. İnsanların sözlerinize değer vermeden çekip gitmesi, buradaki her şey kadar gerçek ve doğal.

E.K.: En basitinden örneğin şu sorulduğunda, “Oyunun sonunda fuaye sohbeti etmek ister misiniz?”, tabii ki etmek isterim. Ha beş dakika erken çıkmışım ha geç. Beni izlemeye gelen insanların gönlü olacaksa, bana bir fikir vereceklerse, oyunuma katkı sağlayacaklarsa neden hayır diyeyim. Belki yeni bir fikir verecek oyunum için. Bu daha önce olan bir şeydi.

Çok teşekkür ederiz.

Ne demek asıl biz teşekkür ederiz…

Parlamentohaber.com | Korku yok!

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın