SON DAKİKA

OPCW RAPORU SURİYE’DE DEĞİL, TÜRKİYE’DE Mİ HAZIRLANDI?

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW), kendi çalışanlarının Suriye hakkındaki kimyasal saldırı iddialarını yalanlayan raporunu hasır altı etmesinin yankıları sürüyor. Wikileaks tarafından yayımlanan yeni belgelerde, sahadan elde edilen verilerin yönetim tarafından yok edildiği ortaya çıktı.

Bu haber 24 Aralık 2019 - 17:35 'de eklendi.

14 Nisan 2018 tarihinde, ABD-Fransa-İngiltere üçlüsü Humus ve Şam’a denizden, havadan ve denizin altından saldırdı. Suriye’nin verdiği rakamlara göre 6 asker ve 3 sivil saldırılarda hayatını kaybetti.

Saldırgan ülkelerin saldırı gerekçesi, 7 Nisan 2018 günü Şam’ın kuzeydoğusundaki Duma bölgesinde düzenlendiği iddia edilen kimyasal silah saldırısıydı.

Duma’da yaşananlara dair rivayet muhtelifti. İslam Ordusu isimli grubun kontrolünde bulunan ilçede 70 ölü olduğu da iddia edildi, 40 ölü olduğu da… Görgü tanıkları, helikopterlerden gaz silindirleri atıldığını söylüyor, patlamamış bombalara dair görüntüler Esad’a muhalif olduğu bilinen yayın organlarından yayılıyor ve Batı medyası tarafından kullanılıyordu.

Suriye hükümeti ve müttefikleri, kimyasal silah iddiasını derhal yalanladı. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) tarafından bir soruşturma yapılmasına karar verildi.

Ne olduysa bundan sonra oldu.

OPCW sonuçları beklenmedi, sonrasında sonuçlar gizlendi

İlk skandal, ABD, Fransa ve İngiltere’nin OPCW heyetinin Suriye’ye gitmesini beklemeden saldırmasıydı. OPCW’nin araştırma heyeti (FFM) Duma’daki ilk örnek toplama faaliyetini 21 Nisan’da, ikincisini ise 25 Nisan’da gerçekleştirdi. 4 Mayıs’ta faaliyetlerin sona erdiği ilan edildi, 6 Temmuz’da ise geçici rapor yayımlandı.

Baş döndüren müdahaleler, manipülasyonlar ve yalanlar bu aşamada başladı.

Wikileaks tarafından sızdırılan OPCW iç yazışmaları, örgütün yönetim kademesinin, Duma araştırma heyetinin saha araştırmalarından elde ettiği bulguları en başından beri hasıraltı etmeye çalıştığını gösteriyor.

Ekim ve Kasım ayındaki sızıntılarda, OPCW’nin araştırma heyetinde bulunan görevlilerin yöneticilere yazdığı e-postalar yer alıyordu. Bu e-postalarda araştırmacılar, OPCW yönetimini, saha araştırmasının verilerini manipüle ederek taraflı bir rapor hazırlamakla suçlamışlardı.

“Taraflı rapor”dan kasıt, OPCW’nin gerçekleri çarpıtarak, Esad yönetimini suçlu göstermek için uğraşmasıydı.

Yeni sızıntıda, Duma araştırma heyetinde bulunan bir bilim insanının 14 Mart 2019 tarihli bir e-postası yer alıyor. Bu bilim insanı, OPCW yönetimini, yayımlanan nihai rapordaki çarpıtmaları nedeniyle protesto ediyor.

Duma’da faaliyet yürüten 20 bilim insanının, nihai rapor hakkındaki endişelerini bildirdiğini belirten iç yazışmada, raporun Duma araştırma heyetinin görüşlerini yansıtmadığına dikkat çekiliyor.

Nihai raporun hazırlanmasında, bir paramedik hariç, Duma heyeti yer almadı. Nihai rapor, tamamen yeni bir ekip tarafından hazırlandı.

OPCW raporu Suriye’de değil, Türkiye’de mi hazırlandı?

Mesele burada sonlanmıyor. İç yazışmaya bakılırsa, yukarıda bahsedilen yeni ekip, “yalnızca X ülkesinde faaliyet gösteren” kişilerden oluşturulmuş. “X ülkesi” açıkça yazılmıyor, ancak OPCW’nin Duma saldırısından kurtulan kişilerle mülakat için Türkiye’deki mülteci kamplarına görevli yolladığı düşünülürse, nihai raporu hazırlayan ekibin faaliyetlerini Suriye’de değil, Türkiye’de yürüttüğü tahmin edilebilir.

Yine 6 Temmuz 2018 tarihli geçici raporda, araştırma heyetinin Suriye’ye komşu bir ülkede biyolojik ve çevresel örnekler toplayıp görgü tanıklarıyla mülakatlar yaptığı belirtiliyordu.

İç yazışmanın sahibi bilim insanı, 1 Mart 2019’da yayımlanan nihai rapora esas araştırma ekibinden neredeyse kimsenin dahil edilmediğini, rapora son halini “X ülkesinde” faaliyet yürüten ve Duma’ya saha araştırmasında yer almayan kadroların verdiğine dikkat çekiyor. E-postanın yazarı, böylece nihai raporun sahadan elde edilen verilerle “tamamen zıt yönde” yazıldığını vurguluyor.

Sahadan gelen verileri yok etme emri geldi

OPCW’nin geçici ve nihai raporu ile sahadan elde edilen veriler arasındaki en önemli farklılıklardan birisi, helikopterlerden atıldığı iddia edilen gaz silindirleri hakkındaki mühendislik notuydu.

Duma araştırma heyeti, helikopterden fırlatıldığı iddia edilen silindirlerin yarattığı tahribatın göreli olarak hafif oluşuna yönelik tatmin edici bir açıklama getiremediklerini kaydediyordu.

Esad karşıtları tarafından tüm dünyaya servis edilen “yatak odasındaki bomba” konusuna da değinen araştırma heyeti, gaz silindirinin nasıl olup da yatağın üstüne düştüğünün açıklamasının da bulunmadığını belirtiyordu. Heyet, konu hakkında daha ayrıntılı araştırmalar yapılması gerektiğini söylüyordu.

Daha ayrıntılı araştırma, kimya mühendisi ve kıdemli OPCW müfettişi Ian Henderson tarafından yapıldı. Anderson, Duma’da yaptığı araştırmalar sonucunda, bombaların havadan atıldığı iddialarına yönelik şüphelerini dile getirdi.

Bu şüphe çok önemliydi, zira batılı hükümetler ve medyanın en önemli dayanağı bu noktaydı. Duma’ya havadan saldırı yapabilecek tek güç, Suriye ordusuydu.

Ancak Henderson, havadan atıldığı iddia edilen iki gaz silindirinin “büyük ihtimalle” elle yerleştirildiğini ileri sürüyordu.

Anderson, bulgularının nihai rapora konması için uğraştı, ancak bu çabaları sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Henderson, verilerinin kopyasını güvenli bir yere, Evrak Sicil Arşivi (DRA) olarak bilinen arşive koydu.

Bu tip gizli belgeler söz konusu olduğunda bu işlem normal kabul ediliyordu. Ancak OPCW’nin adı açıklanmayan bir yöneticisi (kurum çalışanları ona “Voldemort” adını takmış) bunu öğrenince, yetkililere bir e-posta göndererek, Henderson’un DRA’daki verilerini ve bu verilerin DRA’da bulunduğuna dair tüm izleri yok etmelerini istemiş.

Sansürsüz geçici rapor çelişkileri kanıtlıyor

Wikileaks tarafından yayımlanan ve OPCW yönetimi tarafından manipüle edilmeyen ilk geçici rapor da, OPCW tarafından yayımlanan resmi raporlarla çelişiyor.

İlk geçici raporu yazan araştırma heyeti, OPCW’nin manipüle ederek yayımladığı geçici raporda görgü tanıklarının ifadelerinin “seçilerek” rapora konduğunu belirtiyor.

Sansürsüz geçici raporda, biyolojik ve çevresel örneklerdeki klor miktarındaki düşüklükle görgü tanıklarının iddiaları ve hastaneye kaldırılan kurbanların gösterdiği semptomlar arasındaki çelişkinin “mantıklı olmadığı” belirtiliyor.

Yine sansürsüz geçici rapor, Duma’da kimyasal saldırıya maruz kaldığı iddia edilen kurbanların yayımlanan görüntülerindeki gösterdiği belirtilerin, klor gazı kullanıldığı iddiasıyla da uyuşmadığına dikkat çekiyor. Rapora göre ağızdan köpük çıkması, klor gazına değil, sarin gazına maruz kalmaya ait bir semptom. Ancak Duma’dan toplanan örneklerde sarin gazı bulgusuna rastlanmadı.

Tüm bu veriler ışığında, araştırma heyeti iki senaryo olduğunu söylüyordu.

Birinci senaryoya göre, kurbanlarda görülen semptomlara bakılırsa, Duma’da klordan başka bir toksik kimyasal gaz kullanıldı ve bu gaz tespit edilemedi.

İkinci senaryo ise daha da çarpıcıydı: Duma’daki saldırıda yaşanan ölümler, kimyasal gaz saldırısından meydana gelmedi.

Elbette, tüm bu veriler de nihai raporda yer almadı.

ABD’nin OPCW’ye müdahalesi

Wikileaks tarafından daha önce yayımlanan sızıntıda, ABD’nin OPCW’yi nasıl kendi siyasi hedefleri için kullandığı da ortaya çıkmıştı.

Geçen Temmuz ayında, OPCW yöneticilerinden İngiliz diplomat Robert Fairweather Duma araştırma heyeti üyelerinin birçoğunu kendi ofisinde bir toplantıya çağırdı.

Toplantıya katılanlar, ofiste kendilerinden başka üç ABD’linin de bulunduğunu fark ettiler. Kimliği ve kim adına toplantıda bulunduğu bilinmeyen ABD’liler, saldırının Suriye ordusu tarafından yapıldığını ve bir binanın çatısında ve üst katında 170 kg klor içeren iki gaz silindiri bulunduğunu ileri sürdüler.

Duma heyetinin üyeleri, ABD’lilerin toplantıya katılmasının OPCW’nin tarafsızlığına gölge düşürdüğünü ve kendileri üzerinde baskı oluşturduğunu söyleyerek toplantıyı terk ettiler.

Geçici raporun, araştırma heyetinin bulgularının tam tersi yönünde yayımlanmasının ardındansa Fairweather çalışanlardan şikayet e-postalarını, hatta “çöp kutusuna atılmış olanları” bile geri istedi.

Gazeteciliğin nihai ölümü

OPCW skandalı, yalnızca “tarafsız” görünen uluslararası kuruluşların nasıl siyasi manipülasyon konusu haline getirildiğini göstermekle kalmadı, batıdaki anaakım medyanın üzerindeki örtüyü de kaldırdı.

Newsweek muhabiri Tareq Haddad, OPCW’nin Duma raporu üzerinde dolaşan şüpheler hakkında yapmak istediği haber editörü tarafından reddedilince, istifa etmişti.

Hem OPCW meselesi hem de batılı anaakım medyanın durumu üzerine bir yazı kaleme alan Haddad, editörlerin muhabirlere neleri haber yapacaklarını söylediğini aktardı.

Haddad, editörlerin bununla da kalmadığını, muhabirlere konuya hangi açıdan bakacaklarını, hatta başlıkları bile önceden belirlediklerini iddia etti.

Eski Newsweek muhabiri, öncesinde saygı duyduğu editörünün, OPCW raporu hakkındaki gerçek soru işaretlerine odaklanmak yerine, bu iddiaları önemsizleştirmeye çalışan ve ABD tarafından fonlanan Bellingcat gibi kuruluşlara boyun eğmeyi seçtiğini belirtti.

Haddad, ABD hükümetinin medyanın tüm parçalarında “dokunaçlarının” bulunduğunu vurguladı: Haddad’a göre, ABD Dışişleri Bakanlığı ile bağlantılı “üçkağıtçılar” tüm dünyada haber merkezlerinde oturuyor. Editörlerin bunlara direnme gücü yok ve hep birlikte, neyin yayımlanıp neyin yayımlanmayacağına karar veriyorlar.

Ve yine Haddad’a göre, gazetecilik bu yüzden süratle ölüyor…

https://www.a3haber.com/2019/12/18/opcw-skandali-suruyor-suriyeye-saldirmak-icin-her-seyi-yapmislar/

ATAM TV YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!