SON DAKİKA

Kamuoyuna Açıklama – Prof. Dr. Hüseyin Bağcı

Bu haber 18 Mart 2018 - 0:02 'de eklendi ve 141 kez görüntülendi.

14.03.2018 tarihinde ulusal televizyon kanallarımızdan biri olan Habertürk ‘te katıldığım ‘‘Türkiye’nin Nabzı’’ programında ‘Zeytin Dalı Operasyonu’ ile ilgili ifade ettiğim görüşlerim, bazı yayın organları, bunların yazarları ve bazı sosyal medya kullanıcıları tarafından kasıtlı olarak çarpıtılarak şahsımın aleyhinde gerek yazılı gerek sosyal medyada gerçek dışı ve ahlak yoksunu bir karalama kampanyası başlatılmıştır.

30 yıllık akademik ve özel hayatımda Hüseyin Bağcı ismiyle PKK savunuculuğu hiçbir zaman bir araya getirilmemiştir; bugün de getirelemez, yarın da getirelemeyecektir.

Hüseyin Bağcı’nın milliyetçiliğini, vatan sevgisini, Atatürk Cumhuriyeti’ne bağlılığını sorgulamak kimsenin haddine değildir. Üniversiteden itibaren yurt dışında, kimilerinin nazarında daha rahat addedilebilecek bir hayat yerine, güzel ülkemin en iyi üniversitelerinin başında gelen ODTÜ’de, yüce devletimin sağladığı koşullarda vatanıma fayda sağlamak amacıyla, yeri geldiğinde zamanımı eşimden çocuğumdan esirgeyerek, 30 yıl boyunca alnım ak ve en ufak bir şaibeye meydan vermeden görevimi ifa ettim. Önceki Cumhurbaşkanlarımız dahil olmak üzere pekçok sayıda devlet yetkilisi uluslararası politika hakkında görüşüme başvurdu. Türk diplomasisinde en az iki kuşak yetiştirdim. Halihazırdaki hükümetimiz mensupları olmak üzere Hüseyin Bağcı hakkında fikri sorulacak kişiler her şeyi söyleyebilir ancak hiç biri “Hüseyin Bağcı terör örgütü yanlısıdır” diyemez, demez.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin icra ettiği ‘Zeytin Dalı Operasyonu’ askeri açıdan çok başarılı bir operasyondur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu başarısı diğer ülkelerinin Suriye için tasarladıkları planları sıfırlamıştır. Tüm küresel güçler bu yeni gerçekliğe, yani Türkiye’nin bölgede oyun kurucu pozisyona eriştiği gerçekliğine göre hareket etmek zorunda kalacaktır. Dolayısıyla bu kadar başarılı bir askeri harekatta geçmişte kalmış Sovyet tarzı “şu kadar terörist etkisiz hale getirildi” diye bir söylemin, harekatın ve Türkiye’nin oyun kurucu askeri başarısını gölgede bırakacak bir tercih olduğunu, TSK’nın, operasyonun başarısına eşdeğer ve günümüz Kamu Diplomasisi yöntemlerine uygun bir iletişim dili kullanmamasını eleştirmek adına söylediğim bir söz izansızca çarpıtılmıştır. Ayrıca programda kullandığım “Bizim insanlarımız” sözü Afrin halkına yönelik kullanılmıştır. Türkiye bölgeyi PKK’dan temizledikten sonra tıpkı El Bab ve Cerablus’ta olduğu üzere Afrin’de de düzeni kendisi kuracaktır. Afrin halkı da bizim insanımızdır ve onların ihtiyaçlarını Türkiye karşılamaktadır ve karşılamaya devam edecektir. Halkın bize güven duyması için de bu tarz söylemlerin fayda sağlamayacağı yorumunu yapmak, benim büyük güçlerin Afganistan ve Irak’ta karşılaştıkları sorunları araştırma konusu yapmış olan bir uluslararası ilişkiler profesörü olarak görevimdir. Devlete yol gösteren bu salt insani değil aynı zamanda bilimsel yorumlara saldırılmak yerine bunların dikkate alınması Türkiye’nin milli çıkarlarına hizmet edecektir. Unutulmamalıdır ki biz akademisyenler karar alıcı veya belirleyici değil sadece yol gösteren olarak görev ifa etmekteyiz.

Programda ifade ettiğim görüşlerim şahsi akademik yorumumdur. Anayasamızın 25. ve 26. Maddesiyle düşünce ve düşünceyi yayma hürriyeti teminat altına alınmıştır. Nitekim Anayasa Mahkememiz de 2015 sayılı bir kararında “ifade özgürlüğü; sadece ‘düşünce ve kanaate sahip olma’ özgürlüğünü değil, aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsar. Bu çerçevede ifade özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkaları ile birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun var olabilmesi için, bireylerin düşüncelerini barışçıl olarak özgürce açıklayabilmesi elzemdir.” demektedir. Anayasamızın 27. Maddesiyle de bilim özgürlüğü teminat altındadır. Akademik özgürlük, UNESCO’nun 11 Kasım 1997 tarihli Yükseköğretim Personelinin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 2006 yılında aldığı Akademik İfade Özgürlüğü Hakkındaki 1762 sayılı tavsiye kararında da özel olarak düzenlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Ayrıca bu konuda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Akademik İfade Özgürlüğü Hakkındaki 1762 sayılı bir tavsiye kararı mevcuttur. Kararın 4.1 maddesine göre “akademik özgürlük, araştırma ve öğretimde ifade ve eylem özgürlüğünü, bilgiyi iletme özgürlüğünü ve hiçbir sınırlandırma olmaksızın bilgiyi ve hakikati araştırma ve yayma özgürlüğünü güvence altına almalıdır”. Nitekim Anayasa Mahkememiz de 2015/6 sayılı kararında akademik özgürlüğü düşünce ve ifade özgürlüğü ile bilim sanat yapma özgürlüğünün bir parçası olarak görmüş ve en üst mahkeme olarak tanımıştır.

Şahsıma yönelik yapılan hayâsızca yorum ve neşriyatlar sadece bunu yapanların düşünsel bozukluklarının bir tezahürü olup amaçlarına ulaşamamışlardır. Bu ahlaksız saldırılar bana ne kadar fazla sayıda dostum ve sevenim olduğunu da göstermiştir. Bu süreçte benden desteklerini esirgemeyen herkese teşekkür eder, aleyhime gerçek dışı ithamda bulunan kifayetsiz şahsiyetlere, benim gibi vatanperver bir akademisyenin milliyetçiliğini sorgulama haklarının olmadığını bu vesile ile bir kez daha hatırlatırım.

Büyük Türk Milleti’nin Dikkatine Saygılarımla Sunarım.

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı

ODTÜ