SON DAKİKA

İRAN VE ABD KAÇINILMAZ BİR SAVAŞA SÜRÜKLENİYOR. TÜRKİYE’NİN TAVRI NE OLACAK?

Sovyetler ve Rusya Uzmanı Gazeteci Mahir Esen (@MahirEsen_Tr) küresel politikalardaki gelişmelere ilişkin olarak 16punto.com yazarı Çağdaş Gökbel’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bu haber 16 Mayıs 2019 - 20:58 'de eklendi. 246

İran ve ABD arasındaki gerilimin kaçınılmaz bir biçimde sıcak savaşa doğru sürüklendiğini belirten Esen, ABD’nin başını çektiği küresel çetenin geniş ve kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.

Esen, İran ile ABD arasında çıkacak bir savaşta Rusya’nın tavrı konusunda ise “Aslında Rusya’nın alacağı tavır biraz da Türkiye’nin bu mücadelede duracağı yere bağlı. Yani Türkiye NATO ekseninde hareket ederse Rusya için işler zorlaşacaktır ama Türkiye tüm ezberleri bozar ve ABD’ye hayır derse işte o zaman bu dünya bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Fakat görünen o ki bu oldukça düşük bir olasılık.” diyor.

ABD, İran’a yönelik siyasi ve ekonomik baskıyı arttırmış durumda. Mevcut denklemi nasıl okumak lazım?

Sorunuza doğru yanıtı verebilmek için ABD’nin sadece bölgede değil genel olarak dünyada ne yapmak istediğine bakmak gerek. ABD tartışmasız bir şekilde dünyada süregelen öncü rolünün devamını ve oluşabilecek potansiyel rakip veya rakiplerin kurgulamayı tasarlayabileceği tüm ittifakları başlamadan sonlandırmak arzusunda. Elbette ki ABD sadece devlet olarak ele alınamaz, dünya politikalarına yön veren küresel finans çetelerinin ve savaşla beslenmeyi tek yol edinmiş büyük silah şirketlerinin de ne istediğine yoğunlaşmamız gerekir. Küresel durumu bu şekilde geniş bir açıdan ele almak sorunun tespiti için hayati önem taşımaktadır. Zira probleme ve ABD’nin bölgede yaptıklarına basit bir “petrol” ezberiyle bakmak en azından stratejik analiz adabına ters düşecektir.

Mahir Esen

Mahir Esen

Soğuk savaşın sona ermesi, demir perdenin yıkılması gibi gelişmeler günü değerlendiren sözüm ona analizciler için “ABD ve Atlantik bloğunun zaferi” şeklinde yorumlanmıştı. Esasen Sovyetlerin ve Varşova Paktının dağılmış olmasının ABD’nin 2.Dünya savaşından sonraki politikalarının yerine koyabileceği yeni, uzun vadeli ve her aşaması iyi planlanmış bir yol haritasından ne denli yoksun olduğunu da görmemizi sağlıyor.

“AFGANİSTAN, IRAK VE ARAP BAHARI ÖRNEKLERİ İYİ TAHLİL EDİLMELİ”

Hemen hemen gelen her yeni başkanla yeni bir savaş arayışı ve yeni beceriksizlikler gördük. ABD girdiği politik ve askeri mücadeleleri kazanamıyor ve sorunlara yeni sorunlar eklemekten başka bir iklim yaratamıyordu. Sonra ABD ve küresel ekonomik çeteler bir şeyin farkına vardılar “ihtiyaçları olan şey savaş kazanmak değil aksine kaos ve düzensizlikti” yani ABD ve yandaşları 2.Dünya savaşında yaşadıklarından ders çıkarmayı iyi bildiler. Kaybeden Almanya kısa sürede tekrar büyük bir ekonomik güç haline gelerek dışa bağımlılığını minimize etmeyi başardı. O halde sorulacak soru şu olmalıydı “Savaş kazanıp düzen kurmak mı? Yoksa savaş kaybetme pahasına hedef coğrafyayı düzensiz ve devamlı surette çatışmaya açık hale getirmek mi?” Kazancın düzensizlikte olduğunu anlamaları uzun sürmedi bu noktada Afganistan, Irak ve Arap baharı örnekleri iyi tahlil edilmeli.

ABD ve saz arkadaşlarının amacı savaş kazanmak değil, sürekli bir belirsizlik. Ellerini bulaştırdıkları bölgede düşmanlaştırılmış etnik, dini ve siyasi gruplar zaten birbirini boğazlamaya hazırdır ve karmaşanın hüküm sürdüğü coğrafyalarda güçlü olanın sözü geçer ve parayı güçlü olan alır. Bu gücün ABD ve küresel çeteler olduğu açık. ABD’nin sıraladığımız tüm savaşlarda yaptığı şey ister askeri ister politik veya diğer başlıklarda ki gücüyle sadece o ülkede kimyasal bir tepkime başlatmaktır.Çünkü el atılan bu coğrafyalarda barbar rejimler eliyle onlarca yılda siyasi, etnik ve dini ayrışmalar zaten sağlanmıştır, geriye kalan tek şey fitili ateşlemektir ve ABD de bunu layığıyla yapabilecek donanıma sahip.

ABD için İran neden bu kadar büyük bir hedef?

İran konusu oldukça önemli ve bir o kadar hassas bir konu. Az önce değindiğim ve ABD’nin iştahını kabartan başlıkların hemen hepsine sahip. Yani, ilkel ve baskıcı bir yönetim, halkın kısıtlanmış özgürlükleri, fakirlik, dünyadan izole edilmiş ve şeytanlaştırılmış bir ülke, ekonomik yıpranmışlık, diplomatik yalnızlık, komşularla birçok sorun, içeride etnik gruplara bir türlü verilmeyen haklar ve tabi ki İsrail ile süregelen düşmanlık. Sözün özü İran ABD’nin ve küresel çetelerin savaş çıkartmak adına ihtiyaç duyduğu tüm sebepleri cömertçe sunmuş durumda.

“İRAN SOSYALİST BİR DEVLET DENEYİMİNİ HİÇ YAŞAMADI”

Rusya’nın öncülüğünde yapılandırılmak istenen Avrasya alternatifinin –ki Avrasyacılık artık ülkemizde de yüksek sesle bir alternatif olarak dile getirilmektedir- göbeği İran olarak göze çarpmaktadır. İran’ı benzersiz kılan bazı önemli özelliklerini unutmamalıyız. Rusya ve Çin’in aksine İran Sosyalist bir devlet deneyimini hiç yaşamadı. İran’ın anti-emperyalist duruşu tamamen İslami gerekçelere dayanıyor; dolayısıyla İran gerçekte ABD ve küresel çeteler için Rusya ve Çin’den çok daha tehlikeli, zira Rusya ve Çin’in İsrail ile de bir problemi bulunmuyor, yani İran ABD için benzersiz bir düşman.

“İRAN’I BÜYÜK HEDEF YAPAN ABD’NİN VE KÜRESEL ÇETENİN AYAĞINA DOLANMIŞ OLMASIDIR”

İran’ı benzersiz kılan bir diğer özelliği de çoğunluğu Sünni olan İslam coğrafyasının Şii ama neredeyse tüm Sünni İslam dünyasından daha aktif bir aktör olması. Bu gücünü de Suriye’de oldukça etkili bir şekilde sergiledi.

ABD’nin İran rejimini yok etme isteğinin sadece İsrail’in güvenliği şeklinde ele alınması da gerçekçi bir değerlendirme olamaz, İran’ı bu kadar büyük bir hedef haline getiren nedenler aslında oldukça fazla. Rusya ve Çin’in yanında Avrasya bloğunun temel taşlarından biri olan İran güçlü istihbaratı ve etkin diplomasisiyle de aykırı bir aktör. Yanı sıra Suriye’nin hala ayakta kalabilmesinin en önemli nedenlerinden biri Rusya’nın desteğiyse bir diğeri de İran’ın aktif desteği olmuştur. İran’ın varlığı Körfez ülkelerinin ayrıca Sünni Arap dünyasının teslimiyetçi ve işbirlikçi duruşunun devamı içinde büyük riskler içermektedir ve ABD için cehennem senaryosu olan Hindistan’ın da uzak bir gelecekte Rusya, Çin ve İran’ın yanında yer alması korkusunu da unutmayalım. ABD ve Küresel çetelerin yüz yıllık yaşam suyu bu ekseni ortasından kırabilmeye bağlıdır. Mesele ne İran’ın nükleer talepleri, ne de sadece İsrail’in güvenliği gibi basit bir şekilde ele alınamaz. İran’ı büyük hedef yapan ABD’nin ve Küresel çetenin ayağına dolanmış olmasıdır.

ABD’nin, İran’la doğrudan bir savaşa girişebileceğini düşünüyor musunuz?

Bu sorunuza yanıt vermek için birkaç soru sorup cevaplarını bulmalıyız. Birinci soru ABD İran’la bir savaş istiyor mu? Bu sorunun cevabı kuşkusuz “Evet” olacaktır. İkinci soru Rusya ve Çin’in tavrı ne olacaktır? İşte asıl sorunda bu.

Mevcut durumda Çin’in çok büyük bir hareket alanı yok gibi görünüyor. ABD ile ticaret savaşının bu denli yoğun olduğu, Tayvan ve Pasifikte, Doğu Türkistan’da, Tibet’te, Hindistan ile mevcut sınırlarında ve Kuzey Kore gibi başlıklarda birçok sorunu bulunan ve muhatabıyla çözüm arayışında olan bir Çin’den bahsediyoruz. Bana kalırsa Çin’in İran konusunda tavrı Suriye meselesinden daha farklı olamayacak. Dönüp dolaşıp yine Demokrasi, Refah ve Özgürlükler konusuna geliyoruz. Günümüz dünyasında bu üç başlığı halkına sunamamış ülkelerin bu küresel yağmacılar karşısında dayanabilecekleri Halk gücü yoktur ve mutlu olmayan halkları bölmek, provoke etmek hiçte büyük sorunlar değildir. Halkının gücünden yoksun kalan rejimlerin akıbeti de farklı olamayacaktır. Maalesef gerçekler bize tecrübelerle bunu anlatmaya çalışıyor. Küresel yağmacıların ihtiyacı olan şey mutsuz yığınlardır.

“İRAN’DAN SONRA SIRANIN RUSYA’YA GELECEĞİNİ ÖNGÖRMEK ZOR DEĞİLDİR”

Rusya’nın tavrı ise daha karmaşık ve daha anlık gelişmelerle birlikte analiz edilebilir. Basit bir analizle İran’dan sonra sıranın Rusya’ya geleceğini öngörmek zor değildir. İnanılmaz büyük bir coğrafya, Dünya üzerinde var olan, hemen tüm yer üstü ve yer altı zenginliklere sahip bir ülke. Bu doğal zenginliğin üzerine eklenmiş bir de Sovyet mirası var yani askeri sanayiden, diplomasi geleneğine koca bir Rusya. Ne var ki yanı sıra birçok kemikleşmiş iç sorunları var. Gelir adaletsizliği, düşüşte olan nüfus, beyin göçü, bürokratik hantallık, gerekli yatırımların hayata geçirilmesinde yaşanan zorluklar, Kafkasya’da yaşanan gelişmeler Rusya’yı içeride rahatsız eden bazı başlıklar.

Dışarıda ise Baltık ülkelerinde giderek artan Rus karşıtlığı, NATO’nun Polonya planları, Gürcistan sorunu, Japonya ile bir türlü uzlaşılamayan Kuril problemi, Suriye’de süregelen savaşın olağanüstü maliyeti ve tabi ki Ukrayna. Bu kadar fazla problemi bir arada göğüslemeye çalışan Rusya’nın İran konusunda genel kabul görmüş politikalarını bir tarafa bırakması sürpriz olmayabilir. Yani İran’ı desteklemek yerine soruna daha mesafeli kalması mümkün olabilir. Elbette bunun için Rusya ve ABD’nin belirli konularda uzlaşması gerekecektir. Bu uzlaşmanın ne şekilde olup olmayacağını hiçte uzak olmayan bir gelecekte görme fırsatımız olacaktır. Eğer ABD ve yandaşları Rusya konusunda bir ilerleme kaydedebilir veya Rusya’yı müdahale edemez hale getirdiklerini düşünürlerse savaş kaçınılmazdır.

“İSRAİL’İN BÖLGE POLİTİKALARININ ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL DE ŞÜPHESİZ HİZBULLAH’TIR”

Yanı sıra İran’ın Lübnan Hizbullah’ı üzerindeki etkisini ve desteğini unutmamak gerek, İsrail tarihinde ki en büyük yenilgisini Hizbullah’a karşı almıştı. İsrail’in bölge politikalarının önündeki en büyük engel de şüphesiz Hizbullah’tır zira İsrail duramaz, genişlemek zorundadır. İsrail’in hayatına devam edebilmesi genişlemesine bağlıdır. Bunun bilincinde olan İsrail kurulduğu günden beri ilk defa genişleyemediği bir dönemi yaşıyor, yapabildiği tek şey korunmasız Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurmaktan ibaret,fakat İsrail’in doğal süreci gereği Lübnan’a doğru genişlemesi gerekiyor. Küresel çetenin Arap baharıyla birlikte etkisizleştirdiği başta Mısır olmak üzere tüm Sünni İslam ülkelerine karşın Suriye direnmeyi başarmıştır. Şayet Suriye düşseydi İsrail bir gün sonra olanca gücüyle Lübnan’ı yok etmeye koyulacaktı.

Şimdi İsrail için yeni bir fırsat doğmak üzere, eğer ABD İran ile sıcak bir çatışmaya girecek olursa en kısa zamanda İsrail Hizbullah bahanesiyle Lübnan’ı işgal etmek isteyecektir. Tüm bu olasılıkları değerlendirdiğimizde İran ABD geriliminin sıcak bir çatışmaya dönmesi çok büyük bir olasılıktır. Bana göre ABD kan istiyor yani İran için zor zamanlar başlamak üzere.

Rusya ve ABD bölgedeki sorunlara dönük olarak bir anlaşmaya varır ve İran bu anlaşma çerçevesinde feda edilirse, Rusya’nın böylesi bir anlaşmada çıkarı ne olabilir?

Rusya’nın kısa vadede bazı çıkarlar elde etmesi mümkün ama böylesi bir uzlaşı “Şeytana Ruhunu satmak” gibi sonuçları öngörülemez bir süreci tetikler. Zira ABD’nin temelden bir talebi söz konusu o da Rusya’nın mevcut büyüklüğünde yaşamına devam etmesi ihtimalini sonsuza kadar ortadan kaldırmak. Bu talep şekil ve tarihsel olarak değişse de ABD’nin en büyük hedefi olarak kalmaya devam edecektir.

Diyelim ki bir uzlaşma sağlandı, ABD ve Küresel çete Ukrayna, Baltık ülkeleri, Kafkaslar ve hatta Suriye’de Rusya’ya yaşam şansı tanıyacaklar mı? Buna inanmak saflık olur. Rusya’nın önünde iki seçenek bulunmaktadır; ya ABD ile bir şekilde uzlaşıp mutlak son ile yüzleşme tarihini ötelemek ve hızla sorunlarını çözerek kaçınılmaza hazırlanmak, diğer seçenek ise dik durmayı deneyerek sonuçlarına katlanmak. Bildiğim ve yıllardır okumaya çalıştığım Rus ruhunun ikinci seçeneği seçeceğini düşünürüm, ama gelin görün ki Rusya’nın şu gün için ABD ile çok ciddi bir kriz yaşamaya başladığını var saysak bile bunun yükünü kaldırabilir mi sorusuna cevap vermek oldukça güç.

Aslında Rusya’nın alacağı tavır biraz da Türkiye’nin bu mücadelede duracağı yere bağlı. Yani Türkiye NATO ekseninde hareket ederse Rusya için işler zorlaşacaktır ama Türkiye tüm ezberleri bozar ve ABD’ye hayır derse işte o zaman bu dünya bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Fakat görünen o ki bu oldukça düşük bir olasılık.

İran gibi güçlü bir devletin ortadan kaldırılması İsrail’in bölgede zafer kazanması anlamına gelir. Böyle bir denklemde Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Türkiye’de mevcut iktidarın dış politika açısından verdiği kararların çoğunun ne denli olumsuz sonuçlar yarattığı ortada. Geleneksel dış politikalarını bir yana bırakan Türkiye, içeri de ve dışarıda bir yığın sorunla boğuşmak zorunda. Böylesi bir coğrafyada yıllardır çözüme kavuşmayan bir Kürt sorunu ve yüz milyarlarca dolarlık dış borcunuz, bitmiş bir tarım hayvancılık, yaratılan tüketime dayalı ekonomi, gelir dağılımında ki inanılmaz uçurum ve demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalarınız varsa ve yine inatla tek amacınız iktidarınızın devamını sağlamaksa ABD ve NATO çizgisinden çıkmanız imkânsız gibidir.

Israrla belirttiğim konuyu tekrarlamak durumundayım ABD ve Küresel çetenin derdi sizi bin parçaya bölmektir çünkü bundan beslenir ve bunun için ihtiyacı olan hammadde mutsuz yığınlardır. Maalesef ne Türkiye ne Rusya ne Çin ve ne de İran bu konuda kendileri ile yüzleşmeye ve yönetim modellerini iyileştirmeye tenezzül dahi etmemektedirler.

Sonuç olarak Türkiye’nin de iki seçeneği bulunmakta; ya sorunlarını hızla çözme yoluna girip Demokratik ve şeffaf bir yönetim anlayışını benimseyecek ya da bu küresel çetenin hedefi olmaktan kurtulamayacaktır. Ülkemiz bu nokta da Rusya, Çin ve İran’dan daha şanslı. Öncelikle dünya ile bütünleşmiş genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz. Şayet bu gücümüzü idrak edebilir ve hızlı bir iyileşme yoluna girebilirsek tüm dengeleri değiştirmemiz hiçte hayal değil. Fakat bu analizleri yapabilecek ve yol haritalarımızı hızla hazırlayabilecek kadroların Devlet kademelerinde görev yapabilmesinin önündeki engeller herkesçe malum. Dış politika kadroları siyasetten bağımsız düşünebilen özgür ve aykırı beyinlerden oluşmalı, ancak maalesef biz de durum bu anlamda hiç açıcı değil.

ABD’nin, küresel çetelerin ve İsrail’in karşısında durabilecek güç ne İslamcı bir söylem, ne de agresif bir Sol söylemdir, ABD’nin, İsrail’i ve uluslararası hukuka aykırı politikalarını durdurabilecek tek güç Demokratik, şeffaf ve üretim kapasitesi yüksek, kendi kendine yetebilen, halkıyla barışık bir ülke olabilecektir. Böylesi bir ülke tüm bölge için de bir örnek teşkil edebilir.

Özellikle Ortadoğu’da pek çok emperyalist devletin askeri olarak varlığı artırdığını gözlemlemekteyiz. Ortadoğu’daki bu askeri yığınağın bir üçüncü dünya savaşına yol açabileceği ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Garip ama şu an içinden geçmekte olduğumuz günler tam da üçüncü dünya savaşı günleri, tek eksik sadece henüz tarihinin yazılmamış oluşudur. Herkesin canlı hafızasına kazındığı gibi bir dünya savaşı olmadığını kabul edelim, ama unutulmamalıdır ki yaşadığımız dünya 1900’lerin ilk yarısındaki dünya olmadığı gibi savaşları da farklıdır.

“DEĞİŞMEYEN TEK OLGU EMPERYALİZMİN VARLIĞI VE AMAÇLARINA UYGUN OLARAK SAVAŞLARIN KAÇINILMAZLIĞIDIR”

Her büyük Savaşın doğası gereği çatışmalar zaman zaman yükselecek ve bazen de geçici barışlar yaşanacaktır. Fakat değişmeyen tek olgu Emperyalizmin varlığı ve amaçlarına uygun olarak savaşların kaçınılmazlığıdır. Bugün Dünyanın içinden geçmekte olduğu acınası durumun bir diğer sebebi de “Entelektüel çöküştür” Dünya teknoloji üretebilen ama düşünce üretemeyen bir dünya haline gelmiştir. Şüphesiz ki bu durum savaşların sebebi değil ama kesinlikle savaşların sürekliliğine katkı sunan ciddi bir faktördür.

Savaş bu coğrafyadan çıkmak ve yayılmak gibi ciddi bir tehlikeyi de içinde barındırmaktadır. ABD ve Küresel çete bu savaşın bölgesel kalmasını tercih edeceklerdir, çünkü bölgesel savaşlar hem askeri hem de mali açıdan daha avantajlı ve yönetilebilirliği nispeten kolay savaşlardır. Venezüella ve diğer bölgelerde yaşanacak gelişmeler bu savaşın seyrini değiştirebilir ama kaçınılmazlığına etki edebilir mi şüpheliyim. Dünya üzerinde tüm zenginliklerine rağmen halklarını çağdaş ve insani şartlarda yaşatmayı beceremeyen onlarca yönetim oldukça bu haydutlara gün doğmaya devam edecektir.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın