SON DAKİKA

Emekli Tümamiral Gürdeniz: ”Lozan, Montrö, Hatay, Girne, Mavi Vatan ve Temmuz Ayı”

Veryansın TV yazarı Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Mavi Vatanı etkileyen en önemli 4 olayı köşesine taşıdı.

Bu haber 20 Temmuz 2022 - 19:30 'de eklendi.
Abone ol

Veryansın TV’deki yazısında Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Mavi Vatanı etkileyen önemli olayları kaleme aldı.

İşte o yazı;

Türkiye Cumhuriyeti yakın tarihinde Mavi Vatanı etkileyen en önemli 4 olay temmuz ayında yaşanmıştır.

LOZAN ZAFERİ

24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşması ile 4 yıl süren Kurtuluş Savaşında Türk milletinin ordusu ile başardığı büyük zaferi barış konferansı sonunda tescil ve tasdik ettirdik, kurulacak yeni cumhuriyetin karadaki ve denizdeki sınırlarını mühürledik.

MONTRÖ ZAFERİ

Lozan’dan13 yıl sonra 20 Temmuz 1936’da Montrö Türk Boğazları Sözleşmesi ile egemenlik alanımız dışında tutulan, yönetimi ve savunması yabancı ülkeler koalisyonuna bırakılan stratejik Türk Boğazları tam egemenliğimize geçirdik.

HATAY ZAFERİ

Lozan’dan 16 yıl sonra 7 Temmuz 1939 günü çıkarılan bir yasa ile “Hatay” ilini kurarak anavatana katılma işlemini sonuçlandırdık.

 KIBRIS ZAFERİ

Lozan’dan 51 yıl sonra, 20 Temmuz 1974 günü Kıbrıs/Girne’de Kıyıbaşını tutarak, bugün 39 yaşındaki KKTC’nin varoluş temellerini attık. Anadolu’nun güneyden kuşatılmışlığına son verdik.

YENİ DÖNEMİN ADI MAVİ VATANDIR

21. Yüzyılda Türk jeopolitiğinin ağırlık merkezi Mavi Vatan’dır. Mavi Vatan, tek kutuplu dünya düzeninden çok kutuplu düzene; Atlantik Çağından Asya Çağına geçiş döneminin yaşandığı geri dönülmez bugünkü küresel süreç içinde, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin jeopolitik kontrolünü güçlendiren sürecin adıdır. Bu süreç, deniz yetki alanlarımızda, Kıbrıs’ta ve Türk Boğazlarında kesin jeopolitik hakimiyeti savunur.

Atatürk'ün Katilleri - Hüseyin Hakkı Kahveci

HEPSİNDE EGEMENLİK KAZANIMI VARDIR

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Mavi Vatan mücadelesi Türk Boğazlarının tam egemenliğini geri almak içindi. Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz liderliği ve öngörüsü ile dönemin seçkin devlet kadroları tarafından şekillendirilen süreç sonunda Montrö Sözleşmesi ile 20 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının tam egemenliği geri alındı. Böylece Türk Boğazlarının askersizleştirilmiş statüsü ile Uluslararası Boğazlar Komisyonuna son verildi. 20 Temmuz 1936 tarihli Akşam Gazetesinin manşeti şöyle idi: “Dün geceden itibaren Akdeniz Kapımızı Emniyete Aldık.” Aslında emniyete alınan sadece Akdeniz kapısı değildi. Sadece Boğazlar Bölgesinin tam egemenliği geri alınmamıştı. Aynı zamanda Karadeniz kapısı da emniyete alınmıştı. Mavi Vatan Lozan, Montrö, Hatay ve Girne’den yani Kıbrıs’tan etkileşim içinde doğmuştur. Bu kazanımlar içinde şüphesiz en önemlisi 24 Temmuz 1923’tür. Cumhuriyetimizin kuruluş rotasını çizen temel antlaşmanın, yani Lozan’ın doğum günüdür. Büyük bir diplomatik zaferdir. Devletsiz ve milletsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Anadolu Türklerinin, galip çıktıkları bir ölüm kalım savaşının kanla yazılmış onur belgesidir. Ancak imzalandığı 24 Temmuz 1923 günü Lozan Antlaşması ardında boynu bükük üç mavi vatan varlığı bırakmıştı. İlki Türk Boğazları, diğeri Kıbrıs ve üçüncüsü Anadolu’ya yakın Ege Adalarıydı. Boğazlarımıza 20 Temmuz 1936 günü Montrö Sözleşmesinin imzalanmasıyla kavuştuk. 13 yıllık ayrılık dayanılmaz acı vermişti. Kıbrıs’ta 20 Temmuz 1974’te jeopolitiğimiz, lehimize düzeltildi. Ancak, Anadolu’ya yakın silahlandırılmış Ege Adaları hala Türkiye jeopolitiğinin ve topak gemi Anadolu’nun yumuşak karnı olmaya devam etmektedir.

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ ÇOK YÖNLÜ JEOPOLİTİK KAZANIMDIR

Bugün 86. Yıldönümünü kutladığımız, 20 Temmuz 1936 günü imzalanan ve 9 Kasım 1936 günü yürürlüğe giren Montrö sözleşmesi Lozan’ın eksik kalan denizci parçasını çoğunluk tamamlamakla kalmamış, aynı zamanda bölgesel ve küresel deniz siyaseti açılarından çok yönlü kazanımları tetiklemiştir. Böylece Cumhuriyet, Karadeniz-Akdeniz ekseninde, Osmanlı döneminde pek çok örnekte yaşanan stratejik iç hatlar konumunda kalma riskini bertaraf edebilmiştir. Ayrıca Trakya, Anadolu’nun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Diğer yandan Montrö sözleşmesi sadece Türk boğazlarından ticaret ve savaş gemilerinin geçişini düzenleyen bir boğaz rejimi değildir. Aynı zamanda Karadeniz gibi yarı kapalı bir denizde başlı başına bir deniz güvenlik rejiminin de temelini oluşturmaktadır. Dünyada örneği az olan, bir nevi deniz silahlarını kontrol rejimi enstrümanıdır. Dolayısıyla Karadeniz istikrar ve barışı ile Montrö sözleşmesi birbirini tamamlayan kavramlardır. Karadeniz, Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgale uğrayan Anadolu’nun, Türk tarihinin ilk ve son anavatan savunmasında en önemli rolü oynamıştı. Karadeniz, lehte kullanıldığı sürece Anadolu’nun güvenlik ve emniyeti olduğunu en zor zamanlarda ispat etmişti. Bugün de aynı prensip ve tarihsel tecrübe geçerlidir. 86’ncı yaşını tamamladığı günümüzde Rus Ukrayna krizinde bir kez daha yaşayarak gördük ki, Montrö jeopolitik güvencelerimiz ile diplomatik enstrümanlarımızın başında gelmektedir.

HATAY’IN KATILMASI İLE ANADOLU’NUN GÜNEY KAPISI EMNİYETE ALINDI

Hatay’ın Anavatana katılma süreci Atatürk’ün yüksek siyaseti ile 5 Temmuz 1938’de başlamıştı. 7 Temmuz 1939’da çıkarılan bir yasa ile vatana katıldı ve 23 Temmuz 1939 tarihinde de Fransız birlikleri Hatay’ı terk ettiler. Maalesef Büyük Atatürk bu kutlu günü göremedi. Hatay’ın bugün Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’den denize çıkış sağlayacak kukla Kürt devlet koridoru önünde kuzey-güney eksenli bir kama olmasının yanında, İskenderun Körfezinin tüm kıyılarını Türk egemenliğine sokmuş olması da Mavi Vatan için çok büyük bir kazanımdır. Böylece Türkiye’nin stratejik İskenderun Körfez’ini bir başka ülkeyle paylaşmasının önüne geçilmiştir.

MAVİ VATAN, YAVRU VATAN VE ANA VATAN BÜTÜNLÜĞÜ

20 Temmuz 1974 günü saat 1330 sularında Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı çıkarma gemilerinin taşıdığı Deniz Piyade Alayımız Girne yakınlarındaki Yavuz/Platini plajında kıyı başını tutmuştu. Adanın Yunanistan’a bağlanmasına (Enosis) olanak sağlayacak Nikos Sampson darbesinden 96 saat sonra başlayan Kıbrıs Barış Harekâtının en kritik ve önemli aşaması böylece başarılmıştı. Kıbrıs ve Türkiye’nin jeopolitik kaderi yeniden çiziliyordu. Böylece Atatürk’ün 40 sene önceki direktifi de yerine getirilmişti. “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.” Kıbrıs’ın kuzey kıyıları Türklerin elinde olmadığı sürece Anadolu rahat uyuyamaz. Türk gemileri Doğu Akdeniz’de emniyetle seyir yapamaz. Mavi Vatan dipleri yani deniz yetki alanlarımız refah üretemez. Bu nedenle temel jeopolitik yasa, Anadolu’nun her şartta güneyden, yani Kıbrıs adası üzerinden kuşatılmasını reddeder. Bu kuşatma 1878 yılından 1974 yılına kadar sürdü. 15 Temmuz 1974 günü adada girişilen Nikos Sampson darbesi, Anadolu’nun karşısına asırlar içinde çıkacak yegane fırsatı sundu. Bu fırsatı günün konjonktürüne göre çok iyi kullanan atalarımız 120 saat içinde Girne’de kıyı başını tuttu. 15 Kasım 1983’de de KKTC’yi ilan etti. Dünyanın Asya çağına hazırlandığı yeni dönemde bu stratejik kazanım, yani adada bağımsız Türk varlığına sahip olmanın Türkiye için jeopolitik sonuçları çok değerlidir. KKTC İkinci Donanmadır. Zira bu jeopolitik varlık, Lozan’da kaybedilen Ege adaları nedeni ile batıdan kuşatılmışlığımıza verilen en büyük cevaptır. Bir kaldıraçtır. KKTC’deki Türk askerinin varlığı ikinci bir donanma yaratmak kadar önemlidir. Bu kolordu sadece Güney Kıbrıslıların değil aynı zamanda Yunanistan’ın emrivakilerine de caydırma sağlamaktadır.

TEMMUZ ZAFERLERİMİZ GELECEĞİMİZE IŞIK TUTUYOR

Anadolu’da yaşamak ve hayatta kalmak büyük bir jeopolitik mücadeledir. Denizde kuzeyini, batısını ve güneyini emniyete alamamış bir Anadolu yarımadasında bağımsız yaşamak mümkün değildir. Temmuz ayı içinde 1923 sonrası elde edilen tüm kazanımlar jeopolitik sonuç yaratmıştır. Türkiye bugün Montrö Sözleşmesinin 86. Yıldönümünü hem de Kıbrıs Barış Harekatının 48. Yıldönümünü kutluyor. 4 gün sonra Lozan Zaferimizin 99. Yıldönümünü, 2 gün sonra da Hatay’dan Fransız askerlerinin çekilişinin 83. Yılını kutlayacağız. Bugün Mavi Vatan ülküsü altında geleceğe farklı bakmayı öğrenmeliyiz. Aslında temmuz ayında elde ettiğimiz tüm kazanımlar 21. Yüzyıl başında doğması kaçınılmaz olan Mavi Vatanın millet ve devlet aklında geri dönüşü olmayacak sürecin köşe taşlarını oluşturdular. Mavi Vatan; Lozan Anlaşması; Montrö Sözleşmesi; Hatay’ın sınırlarımıza katılması ve Girne’de tutulan kıyıbaşı üzerinden KKTC’nin kurulma sürecinin bir sentezidir. Bu sentezi oluşturan son yıllardaki en önemli katalizör şüphesiz emperyalizmim FETÖ ve işbirlikçileri ile yürüttüğü Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalar ve FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimidir. Kamuoyu bu kumpaslar ve FETÖ darbe girişimi sonucu vatanın, Atatürk’ün, Anayasanın değiştirilmeyecek maddelerinin hayatiyetini öğrenmiş ama en önemlisi ordusuz ve donanmasız kalmanın devletsiz kalmak olacağını görmüştür. Ordusuz ve donanmasız bir Türkiye ne anavatan ne yavru vatan ve ne mavi vatanını koruyabilir. Mevcut ve gelecek iktidar ve muhalefet, jeopolitik eksende düşünmeyi öğrenmeli, geçmiş hatalardan dersler çıkarmalı, siyaset nitelik gücü ve özgül ağırlığını artırmalıdır. Temmuz ayının bu zaferleri Türk halkına kutlu olsun. 

BUGÜN ÇOK OKUNANLAR

    BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR