SON DAKİKA

Büyük savaşın yüzüncü yılında hatırlama ve unutma: Zeynep Suda ile yeni kitabı üzerine

E.Zeynep Suda ile hafıza mekânları ve büyük savaşın yüzüncü yılı üzerine konuştuk. Suda, "Çanakkale savaşın yaşandığı günlerden günümüze tüm siyasal iktidarların ilgisini çeken, kendi meşruiyetlerini üzerine inşa ettikleri, geçmişlerini temellendirdikleri bir hafıza mekânı. O yüzden bu kadar kutsal, bu kadar çekişme yaşanıyor ve üzerinde bu kadar tantana kopartılıyor; o yüzden herkes burada savaşmış olduğunu 'hatırlıyor'" diyor.

Bu haber 02 Ağustos 2017 - 1:30 'de eklendi. 141

E.Zeynep Suda ile hafıza mekânları ve büyük savaşın yüzüncü yılı üzerine konuştuk. Suda, “Çanakkale savaşın yaşandığı günlerden günümüze tüm siyasal iktidarların ilgisini çeken, kendi meşruiyetlerini üzerine inşa ettikleri, geçmişlerini temellendirdikleri bir hafıza mekânı. O yüzden bu kadar kutsal, bu kadar çekişme yaşanıyor ve üzerinde bu kadar tantana kopartılıyor; o yüzden herkes burada savaşmış olduğunu ‘hatırlıyor'” diyor.

Yeni bir kitabın yayınlandı Yazılama Yayınları tarafından. Hafıza mekânları ile ilgili geniş bir literatür oluştu ve uzaktan bakan için “teorik” bir konu. Kitabında bu konuyu yüz yıl öncenin iki kritik cephesi, Gelibolu ve Alsace Lorraine üzerinden tartışıyorsun. Yine belli bir mesafeden bakan okur için bu da “eski” bir konu oluyor. Neden böyle bir kitap?

İçinde bulunduğumuz 2014-2018 yılları ikincisinin yaşanmasından sonra Birinci Dünya Savaşı olarak adlandırılan Büyük Savaş’ın yüzüncü yılı. Bu nedenle savaşın yaşandığı ülkelerde, cephelerde anmalar, törenler düzenleniyor, konuyla ilgili toplumsal hafıza canlandırılıyor, tartışılıyor. Yıllar önce Çanakkale’de “savaş dışı anılar” başlığı taşıyan bir sözlü tarih çalışması yapmıştım. Savaş dışındaki anılara odaklanmak isterken siviller arasında da sürekli olarak savaştan söz edildiğine şahit oldum. Bu kentte savaş önemli bir deneyim olarak varlığını sürdürüyor. Yalnızca o yıllarda orada yerleşik olarak bulunan, ya da savaşa bizzat katılmış kişiler arasında değil, ulusal düzeyde toplumsal hafızaya derin bir şekilde kazınmış bir olay Çanakkale savaşı. Sonradan bu konuyla ilgili inşa edilen toplumsal hafıza üzerinde çalıştım. Bunun siyasi ve kültürel boyutları, ayrıca bu alan üstünde yaşanan çekişmeler, mücadeleler ilgimi çekti. Ulusal çapta resmi tarih yazımından komutanların anılarına, sıradan askerin, ailelerin sivil, kişisel anılarına, edebi eserlere ve anmalara, anıtlara, hafıza mekânlarına uzanan genişlikte bir konu bu. Çanakkale savaşın yaşandığı günlerden günümüze tüm siyasal iktidarların ilgisini çeken, kendi meşruiyetlerini üzerine inşa ettikleri, geçmişlerini temellendirdikleri bir hafıza mekânı. O yüzden bu kadar kutsal, bu kadar çekişme yaşanıyor ve üzerinde bu kadar tantana kopartılıyor; o yüzden herkes burada savaşmış olduğunu “hatırlıyor”.

AKP dinci bir rejim kurarken, Çanakkale’yi de yeniden kuruyor yani… Tankları yumrukla durdurmak, jetlere “in ulan aşağı, erkeksen” diye bağırmak için Çanakkale’de de yeni hurafeler icat etmek gerekiyor herhalde…

Türkiye’de Çanakkale destanı’nın farklı dönemlerde farklı içeriklerle yeniden kurgulandığına şahit oluyoruz: Bir defa bu savaş Osmanlı Devleti zamanında yaşanmış, Kurtuluş Savaşı’nın ardından cumhuriyetin kuruluşuna, kurucu öğelerden biri olarak devrolmuş bir miras. Ayrıca bu savaşa cumhuriyetin kurucularından Mustafa Kemal’in askeri dehasının ortaya çıktığı, öne çıktığı bir deneyim olarak da bakılıyor. Cumhuriyetin çeşitli on yıllarında bu savaş çeşitli kültürel örüntüler içinde ele alınmış: kimi zaman Troya efsanesi ile kimi zaman sol kültürde “ana ben gidiyom faşizme karşı” türküleri ile bir bağlantı kurulmuş; kimi zaman emperyalizme karşı mücadelenin bir ilk örneği olarak düşünülmüş… Ama daha çok Türk sağının hammaddesi, siyasal ve ideolojik malzemesi olagelmiş. 1990’larda Refah Partisi döneminden başlayarak özellikle de AKP döneminde sistemli bir biçimde bu miras ulus coğrafyasından “ümmet” coğrafyasına uzanan farklı bir biçimde ele alındı. Dini bir çerçeve, efsaneler ve metafizik anlatılar eşliğinde yeni bir öykü, yeni bir toplumsal hafıza inşa edildi. Aynı dönemde bölge yeniden ve yeniden şekillendirilerek yeni bir “hafıza mekânı” oluşturuldu. Bir yandan da ticarileştirildi, imara açıldı ve hediyelikler ve turizme açılma, mangalar ile postmodern kültürel öğeler hakim hale geldi. Gelibolu yarımadası orada yaşanan savaşın gerçekleriyle bağını kopartarak, deyim yerindeyse bir “oyun alanı” oldu. Bunun da ötesinde ülkenin her yanında, hatta avm’lerde geçici, sanal, temsili müzeler açıldı. Gerçeklikten uzaklaşılarak bir çok kentte temsili şehitlikler oluşturuldu.

Benzer gelişmelerin Büyük Savaşın batı cephesinde de gerçekleştiğini Fransa-Almanya sınırında, uluslararası ilişkiler ve siyasi tarih alanında başka birçok özelliği ile tanınan bir bölge olan Alsace Lorraine örneği üzerinden inceleme fırsatı buldum. Burası da Büyük Savaşta Fransa ile Almanya arasında savaş yaşanan bir önemli cephe idi. Savaşın kaderini belirleyen çatışmalar burada gerçekleşmedi ancak Fransız ve Alman milliyetçilikleri açısından önemli, sembolik bir öneme sahipti. 1871’de Frankfurt anlaşması ile Almanya’ya verilen bu bölge Fransız milliyetçiliği tarafından bir “kayıp bölge” olarak adlandırılmış ve rövanşist duygulara kaynaklık etmişti. Bu bölgede savaş sonrasında birçok mezarlık ve anıt oluşturuldu. Günümüzde de savaşa dair anmalar devam ederken, yüzüncü yıl nedeniyle oluşan geniş bir literatür mevcut.

Gelibolu ile Alsace Lorraine bölgeleri tarihsel ve özgül koşulları açısından karşılaştırmaya çok uygun görülmeyebilir, ancak toplumsal hafızanın oluşumu ve geçen yüz yıl içinde yaşanan değişimler açısından bir karşılaştırma zemini bulmak mümkün. Çalışmada bunlar üzerinde duruluyor. Her iki örnekte de bu ülkelerin tarihinde özel bir önem taşıyan bu bölgelerin toplumsal hafıza oluşturulurken nasıl şekillendirildiği inceleniyor. Fransız ve Türk siyaseti düşünüldüğünde toplumsal hafızanın oluşumu ilginç bir siyaset sahnesi, bir araştırma olanağı ortaya koyuyor. Savaşın hemen ardından kayıpların büyüklüğü karşısında derin bir travma geçiren toplumlarda 1920’lerde oluşan mezarlıklar, anıtlar ve anma biçimleri ile yeni bir savaşın yaklaşmakta olduğunun sezildiği 1930’lar, ikinci savaşın ardından soğuk savaş bağlamında yeni hatırlama biçimlerinin oluşması ve Avrupa siyaseti düşünüldüğünde Fransa-Almanya geriliminin AB çerçevesinde ve ABD katkısıyla çözülmeye çalışılması müzelerde, anı ve ders kitaplarında ve anma biçimlerinde kendini gösteriyor. 1990’ların başında Almanyaların birleşmesi ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile Fransa-Almanya yakınlaşması kendini önce savaş alanlarında yapılan ortak anmalarda, el ele tutuşan Mitterand-Kohl ikilisine ait fotoğraflarda görülebiliyor.

Türkiye’de olduğu gibi Fransa’da da her lider, anmalarda bu bölgelerde, anıtlarda boy gösteriyor, dönemin özelliklerine göre çeşitlenen yeni heykeller, anıtlar, ritüeller ortaya çıkıyor. Bu daha önceki on yıllarda olduğu gibi Lionel Jospin zamanında da, Nicolas Sarkozy ile de böyle olmuş. Bu heykeller, anıtlar zaman zaman eleştiriye uğramış, hatta tahrip edilmiş, çalınmış. Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı Macron birkaç gün önceki bir törende ABD’ye kurtarıcı olarak teşekkür etti. Bu anmalar ve hafıza dolayımıyla yeni siyasal tercihler, ittifaklar ve dolayısıyla yeni anma biçimleri ortaya çıkıyor. Fransa’yı Büyük Savaşta Amerikalıların kurtardığı düşüncesi, “hurafe a la française” olarak düşünülebilir.

Diğer yandan toplumsal hafıza tartışmalarında olduğu gibi bu iki örnekte de hatırlama kadar unutma konusu önemli bir yer tutuyor. Her iki cephede de savaşa dair hatırlananlar kadar unutulanlar, suskunluğa terk edilen alanlar mevcut. Üstelik bir zamanlar düşünüldüğü gibi unutanlar ya da tarihten silenler yalnızca egemenler, yönetenler ve devlet olmuyor. 15 Temmuz Şehitler Bayramı örneğinde yakın zaman önce gördüğümüz gibi ideolojik mücadeleler sivil toplum alanında da varlığını sürdürüyor, hatta daha çok oraya yönelik olarak sahneye konuluyor.

Gelibolu ile Alsace-Lorraine deneyimlerini tartışan başka bir çalışma var mı? 

Bildiğim kadarıyla bu iki örneği, Büyük Savaş bağlamında birlikte ele alan bir çalışma bulunmuyor. Ama elbette toplumsal hafıza, şekillenişi ve kullanımı açılarından üzerinde daha çok çalışılacak, çok şeyler yazıp söyleyeceğimiz bir konu. Benim bundan sonra odaklanmak istediğim konu, toplumsal hafızanın unuttukları, örneğin savaşa karşı olanlar, barış isteyenler, savaş nedeniyle büyük kayıplara uğrayanlar ve savaş sonrasında başka kuruluşlar peşinde koşanlar olacak. Çünkü bunlar çoğu kez üzerinde konuştuğumuz konular değil.

E.Zeynep Suda, Büyük Savaşın Hafıza Mekânları: Gelibolu ve Alsace Lorraine, Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme, Yazılama Yayınları, 2017.

Kaynak : http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/buyuk-savasin-yuzuncu-yilinda-hatirlama-ve-unutma-zeynep-suda-ile-yeni-kitabi-uzerine

"Ne Mutlu Türküm Diyene" Spotify ve iTunes da Yayında!

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYORUZ"

PH ANDROİD UYGULAMASI

PARLAMENTO HABER Android Uygulaması

En güncel haberlere PARLAMENTO HABER ile ulaşın

Canlı bildirim özelliği ile son dakika haberlerini kaçırmayın!

Google Play'den alın