SON DAKİKA

Bunları yapmazsak, Rabıta’nın askerlerine yem olacağız

19 Mayıs 1919 sabahı Mustafa Kemal ve beraberindeki yurtseverlerin ilk hamlelerinden biri bir parti kurmak mıydı?

Bu haber 06 Ocak 2018 - 18:19 'de eklendi ve kez görüntülendi.

19 Mayıs 1919 sabahı Mustafa Kemal ve beraberindeki yurtseverlerin ilk hamlelerinden biri bir parti kurmak mıydı?..

Olana bitene, yaşadıklarımıza, maruz bırakıldığımız durumlara bir partizan yaklaşımı ile bakıyorsak çözümün bir parçası olma yolundan uzak olduğumuzu ve giderek bu kısır döngünün içerisinde dönüp durduğumuzu düşünüyorum.

Ulusal varlığımız, vatan ve vatandaşlık birliğimiz Cumhuriyet tarihimizde hiç olmadığı kadar derin ve büyük bir yıkım süreci içerisinden geçerken, bu ciddi tehlikenin farkında olabilen için, artık parti ve particilik çemberi içinde kalarak bulunduğumuz bu durumla yeteri kadar degil, yeterinden fazla mücadele edebilecek miyiz?

19 Mayıs 1919 sabahı Mustafa Kemal ve beraberindeki yurtseverlerin ilk hamlelerinden biri bir parti kurmak mıydı?

Yoksa yurdun çeşitli yerlerinden gelen milli mücadele için kıpırdanma hareketlerini, Havza, Amasya ve daha sonra da Sivas ve Erzurum karşı direniş kongreleri ile, bir teşkilatlanma hedefinde bir araya getirmek, mevcut gücü birleştirmek mi olmuştu?

Bu giriş satırlarını okuduğunuzda demokrasinin olmazsa olmazı siyasi partilerin varlığı ve mücadeleleri ile ilgili bir sorunum olduğunu düşünmeyin lütfen.
Elbette öyle degil.

Elbette insanlık tarihinin demokrasi ve toplum hakları yürüyüşünde, siyasi örgütlenmelerin birleştirici ve bir araya getirici program ve uygulamalarının varlığını ve sürdürülebilirliğini olmazsa olmazlardan buluyorum.
Fikirler ve hür düşünce, seslerini duyaracak alanlar bulmalıdır.
Bu alanlarda, modern toplumlarda siyasal oluşumlar, sivil toplum örgütleri vb. gruplaşmalarla hayata ve eyleme geçmektedir.
Mutlak şart, elbette, insan onuru, birlik ve beraberlik üzerine olmalıdır.

Dikkatinizi çekmek istediğim husus, artık düşünce alanlarımızın, varlığımızı sürdürebilme gayreti etrafında toplanmasına işaret etmektir.
Biz artık demokrasi ülküsü bir yana, bu topraklarda, bu rejim içerisinde kalabilme ve var olabilme mücadelesi içerisindeyiz.

Kısır siyasi çekişmelerin, benim partimden ise iyidir, benim liderim ise kusursuz ve mükemmeldir, bizi ancak bizim parti kurtarır gibi ya da; ama, fakat, keşke ve asla asla’lı tutum ve bakış açımızla, var kalabilme mücadelemizde başarıyı sağlayacağımızı düşünmüyorum.

Yurt birliğinin yolu yurttaş birliğinden geçer.
Amaç ve hedef birliği, teşkilatlanma, mevcut teşkilatların tamamının birden iş birliği ile aynı hedefe doğru hep birlikte yol alabilmesi ile gerçekleşebilir.

Bugün adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olsa dahi memleketimizin;

1. Bu devlet artık yurttaş egemenliğine dayalı bir Cumhuriyet rejimi ile idare edilmekte midir?
2. Evrensel hukukun üstün olduğu bir hukuk devleti midir?
3. Ya Demokrasi? Bu demokratik bir düzen midir?
4. Tarihsel sürecimiz içerinde, bu olumsuz gelişmeler, gün ve gün yolunu alırken, her yurttaşın kendine düşen görevi yerine getirme çabası günümüz acı gerçeklerine gelene kadar yeterli olmuş mudur?

Ne dersiniz?
Bu çabayı bugünlere kadar gösterebildik mi?
Dürüstçe bir öz eleştiri yaparak, bu soruların cevaplarını, kendi kendimize ya da birbirimize verebilmekte miyiz?

Cumhuriyet tarihimizde içinden geçilen süreçlerin bir tasadüf olmadığı gerçeklik bilinciyle, birlikte hareket etmek noktası zorunluluğunda olduğumuzu düşünüyorum.

Bir noktada, tek noktada bir araya gelme zorunluluğudur ki bu, Cumhuriyet idaresi ve Atatürk Türkiyesi!
Bu hassas noktanın etrafından dolanmadan, ince ince hesaplara kapılmadan…

“Mevzubahis vatansa gerisi teferruatır” tarihi sözünü hatırlayalım.

Şimdilerde ben ve benim gibi düşünenler, ulusal mücadele için, kafalarındaki particilik hassasiyetlerini, ait hissettiği izm’leri, liderlerini, liderciklerini birer teferruat kapsamında ele alarak, yurdun bütünlüğü ve millet birliği kavgasında, ortak hedefe doğru mücadele siperlerinde olması gerekliliğini savunuyor.

Partiler ve siyaset üstü bir tehlike ile particilik ve izm’ci bir yaklaşımla başa çıkmak imkansız gibi görünüyor.

Bu mücadelede bütünün ve çözümün bir parçası olmak zorundayız. Mevcut siyasi örgütlerin yol ve yöntemlerinin dikkatini bu noktaya çekmek zorundayız.

Tüm değerlerimiz birer birer ellerimizden kayıp giderken, parça parça yani, CHP’li, İyi Parti’li, Saadet’li, Vatan Parti’li, Hepar’lı; Büyük Türkiye Parti’li olmanın, toplum birlik ve bütünlüğüne bir faydası yok.

Millet egemenliği ve Atatürk Türkiyesi tarafındaysak eğer, safları sıklaştıracağız.

Yoksa yoksa, Rabıta’nın askerlerine yem olacağız…

Atatürk ile kalın.
Selam ile…

Cem Ayaz

 

Parlamentohaber.com | Koku yok!

Cem Ayaz
Cem Ayazcemayaz@parlamentohaber.com