SON DAKİKA

Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal

Daha dün türban ile çocuklarımız üniversiteye alınmıyor, eğitim hakları ellerinden alınıyor diyen bir düşüncenin, anaokulu bebeklerine bez parçalarına bürüdüğü, beş yaşında kız çocuklarının aynı sınıflarda erkek çocuklarının ayaklarının yıkatıldığı, gelinlikler giydirilip takılar takıldığı günlerden geçiyoruz.

Bu haber 20 Aralık 2017 - 21:27 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Daha dün türban ile çocuklarımız üniversiteye alınmıyor, eğitim hakları ellerinden alınıyor diyen bir düşüncenin, anaokulu bebeklerine bez parçalarına bürüdüğü, beş yaşında kız çocuklarının aynı sınıflarda erkek çocuklarının ayaklarının yıkatıldığı, gelinlikler giydirilip takılar takıldığı günlerden geçiyoruz…

“Arkadaş yurdumu alçakları uğratma sakın” dedi tarih bizlere.
Uğrattık!
“Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın” diye önemli bir ikazdı devamı, edemedik.
Etmedik!

Gele gele bugünlere geldik.
Dışarıda Sevr’in iştahı kabarmış tarafı ve ne acı bir gerçektir ki içeride de Lozan’ı güncelleyelim diyebilen bir zihniyetin kıskacı.
Bir de vatan ve milletin bu mukadderata öfkeli tavrı.

Ha, halkın tamamı mı diye soracak olursanız, elbette bu endişeli taraf, tarih bilinci ve tehlikenin farkında olanı.
Ulusal bağımsızlığı ve millet egemenliğine vefalı olanı.

Yurdun her köşesinde kıpırdanmalar var. Toroslar’daki son Türkmen bacalarının dumanları yeniden tütmeye yüz tutmuş.
Bugünlere dair, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tüm gizli açık tehditlere karşı, düşünüyor, yazıyor ve konuşuyor.

Lozan’ın karşı tarafı mı?
Boş durmuyor.
Ege adalarımızda mangal yakıyor, Güneydoğumuzda, Suriye’de siper üzerine siper kazıyor.

İçeride mi?
İçeridekiler de boş durmuyor elbet. Örtülü empeyalizm ayinlerinin taşeronu rolünde her şeyin üzerine seccade örtüyor hem de bol şükür ve bol elhamdülillahlı.

“Allah bu millete bir daha istiklal Marşı yazdırmasın” demişti Mehmet Akif.
Abdala malum olurmuş derler ya hani?
Günler ve gidişat endişe verici ve sanki malumun ilanı.

Cumhuriyet değerlerinin, Türk milletinin bir bağımsızlık mücadelesiyle başlattığı, adeta küllerinden yeniden doğduğu ve devrimler ile aklın, bilimin önderleğindeki yaşamına uyguladığı tüm kazanımlarının bir dikta rejimi, bir parti devleti anlayışı ile yerle bir edilme hallerindeyiz.

Toplumun her alanı dinci bir zihniyetin taassubu ve baskısı altında.
Bu rejime bir Cumhuriyet idaresi, bu yönetim anlayışına bir demokrasi işleyişi diyebilir miyiz?

Demokrasinin tüm imkanlarından faydalanarak oturdukları ülke yönetimi koltuklarından, yine o demokratik yöntemler ile gitmeye hiç niyetli gözükmeyen bir yapı ile karşı karşıyayız.

Sağır sultanın bile duyduğu, bütün dünyanın bildiği ve gördüğü modern Türk devletinin bu hallerini yazmak, çizmek, okumak, söylemek ne acı.

Türk kimliği, Türk milleti, uluslaşma bilinci ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile sorunu olanların uygulamaları altında varlığımızı sürdürmeye, varlık nedenlerimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz.

Daha dün türban ile çocuklarımız üniversiteye alınmıyor, eğitim hakları ellerinden alınıyor diyen bir düşüncenin, anaokulu bebeklerine bez parçalarına bürüdüğü, beş yaşında kız çocuklarının aynı sınıflarda erkek çocuklarının ayaklarının yıkatıldığı, gelinlikler giydirilip takılar takıldığı günlerden geçiyoruz.

Milli güvenlik, ekonomi ve eğitim alanlarının her bir dalında hızlıca erozyonlaşma sürecini yaşıyoruz.
Hukuk ve adalete gelince, o da cübbesinde ilik aramakta. Millet olarak hak arayacağımız kapıların elinin kolunun bağlandığı, paraya pul, saraylara kul olduğu bir zaman diliminden geçiyoruz.

Kutsalları putlaştıran, vatan toprağını pullaştıran bir düzenin içinden geçiyoruz.
İçeriden ayrıştırılıyor, dışarıdan çepeçevre kuşatılıyoruz.
Yeni Sevr’lerin yollarına yeşil halılar seriliyor, farkındayız görüyoruz.

Yurttaş olarak kendi siyasi kısır döngülerimiz içerisinde kıvranırken yoluna tek başına yürüyenlerin yaptıkları ve ettiklerine şahid oluyoruz.
Onlar ki, seccadenin altına süpürürken her şeyi, sen ben, şu bu kavgalarında vaftizlenmiş abdestlerine su taşıyoruz.

Dost acı söyler.
Bir araya gelemez, bir ses bir nefes olamazsak eğer yeni istiklal marşlarının portesinin aralarında alacağımız yer bir “sus” işaretidir, görüyoruz.

Korkma demişse istiklalimizin marşı ve yurda alçak değmişse, gövdemizi bu vatana, bu bayrağa ve Türk milletine siper ediyor, korkmuyoruz.

Bir yeşil yılan ki, yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
Görüyor, haykırıyoruz.
Yüce Yaradan, Türk milletine bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın, bunun mücadelesini veriyoruz …

Atatürk ile kalın.
Selam ile …

Cem Ayaz / Parlamentohaber yazarı ve şef editör

Parlamentohaber.com | Korku yok!

Cem Ayaz
Cem Ayazcemayaz@parlamentohaber.com