SON DAKİKA

Aydınlanma mücadelesinin özgün bir uğrağı: Köy Enstitüleri

Köy Enstitülerinin romanı ve öyküsü yazıldı, şiiri söylendi, bu özgün uygulama ile ilgili onlarca araştırma yapıldı ve tez hazırlandı. Elimizde Köy Enstitüleri uygulamasının zengin müktesebatı var.Bu yazının amacı, Köy Enstitüleri uygulamasıyla insanımızın yaratıcı gücünün ve dar zamanlarda problem çözebilme becerisinin bir kez daha altını çizmektir.VAZİYET VE MANZARA-İ UMUMİYE ŞÖYLEDİR

Bu haber 04 Aralık 2017 - 19:44 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Köy Enstitülerinin romanı ve öyküsü yazıldı, şiiri söylendi, bu özgün uygulama ile ilgili onlarca araştırma yapıldı ve tez hazırlandı. Elimizde Köy Enstitüleri uygulamasının zengin müktesebatı var.

Bu yazının amacı, Köy Enstitüleri uygulamasıyla insanımızın yaratıcı gücünün ve dar zamanlarda problem çözebilme becerisinin bir kez daha altını çizmektir.

VAZİYET VE MANZARA-İ UMUMİYE ŞÖYLEDİR

Cumhuriyetin ilanından on dört yıl sonra, nüfusun yüzde sekseninin yaşadığı köylerde okul sayısı “yok” denilecek kadar azdır. Var olanların hemen hepsi tek sınıflıdır. Bu okullara kentlerden gönderilen az sayıda öğretmen, köylümüzle göz hizasından iletişim kuramamakta ve bu nedenle başarılı olamamaktadır. Köylünün eğitim ihtiyacı sadece okuryazarlıkla da sınırlı değildir. Bulaşıcı hastalıklar özellikle çocukları kırıp geçirmekte, insanlarımız “ne idüğü belirsiz karın ağrıları” yüzünden en üretken olabileceği yaşlarda ölüp gitmektedir. Kuraklık, kıtlık, doğal afetler, haşarat insanımızı ve tarım ürünlerini silip süpürmektedir. Art arda yaşanan savaşlarda erkeklerini cephede bırakan köylerde üretim, ağırlıklı olarak kadın ve çocuk emeğiyle yapılmaktadır. Bu da yetmiyormuş gibi 1938’den sonra sınırlarımıza yaklaşmakta olan İkinci Dünya Savaşı köyde kalan son erkekleri ve zaten çok sıkıntılı olan devlet bütçesini alıp götürecektir. Zaten üretim ilkel yöntemlerle yapılmakta ve üretilenin yarısına da toprak ağaları el koymaktadır.

Cumhuriyetle birlikte başlayan köye hizmet çabaları bütünüyle yetersizdir.

Başarı için köylünün dilinden anlayan yeni bir aydın tipine ihtiyaç vardır. Bu da köyden çıkmalıdır.

Manzara-i umumiye’yi netleştirmek için elimizdeki sınırlı istatiksel bilgiden veriler aktaralım:

1937-38 yıllarında kırk bine yakın köyümüzün yalnız 4792’sinde okul bulunmaktadır (Bu köylerin 32.000’inin nüfusu 400’den az ve bunların da 16.000’inin nüfusu 150’den azdı). Mevcut okulların hemen hepsi tek sınıflıdır ve fiziki yapıları yetersizdir. Aynı yıllarda tüm yurtta toplam 6161 ilkokul bulunmakta, bu okullarda 10.483 erkek ve 5292 kadın öğretmen görev yapmaktadır. Bununla birlikte 509.449 erkek ve 254.742 kız öğrenci eğitim görmektedir. Kısaca, yara olgunlaşmıştır ve kendisine neşter atacak devrimcisini beklemektedir.

HİKÂYEMİZİN KAHRAMANI İSMAİL HAKKI TONGUÇ’TUR

Kahramanları koşullar yaratır ve o kahramanlar daha uygun koşulları yaratır. Hikâyemizin kahramanı İsmail Hakkı Tonguç’tur.

İsmail Hakkı Tonguç 1916 yılında İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. 1918 yılında sınav kazanarak Almanya’ya öğrenime gönderildi. Ekim 1918 ile Nisan 1919 tarihleri arasında Karlsruhe-Ettlingen’deki Öğretmen Okulu’nda Türk öğrenciler için düzenlenen özel eğitim programına katıldı.

Yurda döndükten kısa bir süre sonra Eskişehir Öğretmen Okulu Resim-Elişi ve Beden Eğitimi Öğretmenliği’ne atandı. 1921 yılının Haziran ayında Eskişehir’in Yunanlarca işgal edilmesi üzerine Ankara’ya döndü. Daha sonra tekrar Almanya’ya gönderildi. Bu gidişinde Kalsruhe’de Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda grafik, tahta işleri ve illüstrasyon eğitimine ek olarak Ettlingen Beden Eğitimi Enstitüsü’nde beden eğitimi derslerine devam etti.

1922 yılında eğitimini tamamladıktan sonra Konya Öğretmen Okulu ve Konya Lisesi’ne atandı. Bir süre Ankara, Adana ve Konya’da öğretmenlik yaptıktan sonra Almanya, İngiltere ve Fransa’da mesleki incelemeler yapmak üzere seminerlere katıldı.

1925 yılında Ankara’da Muallim Mektebi’ne atandıktan sonra 11 Mart 1926’da Maarif Vekaleti Levazım ve Alat-ı Dersiye Müzesi Müdürlüğü’ne getirildi. 10 Temmuz 1926’dan 26 Ağustos 1926’ya kadar ilköğretim müfettişleri ve ilkokul öğretmenleri için Ankara’da açılan “İş İlkesine Dayalı Öğrenim Kursu” başlatarak yabancı eğitimciler ile birlikte Köy Enstitüleri projesinin temelini attı.

Görüldüğü gibi İsmail Hakkı Tonguç, genç Cumhuriyet’in kısıtlı olanaklarıyla yetiştirdiği bir aydındır ve iş eğitimiyle ilgili yeterli donanıma sahiptir. Köy sorunu için şunları söyler:

“Köy meselesi zannettikleri gibi mihaniki surette köy kalkınması değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köyü öylesine canlandırmalı ve şuurlandırmalı ki, onu hiçbir kuvvet (…) kendi hesabına insafsızca istismar edemesin. Köylüler, şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi, her zaman haklarına kavuşabilsinler. Köy meselesi bu demektir.” (Altunya, s.34)

SUBJEKTİF KOŞULLAR DA İSMAİL HAKKI TONGUÇ’TAN YANADIR

Mustafa Kemal, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın en sıkıntılı zamanlarında (16 Temmuz 1921’de) Ankara’da Maarif Kongresi’ni (Milli Eğitim Şurası) toplamış ve açış konuşmasında, Milli Eğitim Programı’nın eski devrin boş inançlarından, doğudan ve batıdan gelen ve gelebilecek olan bütün etkilerden tamamen arındırılmış, tarihimizle ve içinde bulunduğumuz koşullarla uyumlu olması gerektiğini belirtmiştir.

1 Mart 1922’de TBMM’yi açarken yapmış olduğu söylevde de Anadolu köylüsünün durumunu açıklamış ve devletin ona karşı olan ödevlerine dikkat çekmiştir.

1 Kasım 1928’de yeni Türk harflerinin kabul edilmesiyle tüm yurtta okuma yazma seferberliğine girişilmiş ve Millet Mektepleri açılmıştır. Cehalete karşı açılan bu savaş 1932’de “Halk Evleri”nin kurulmasıyla yeni bir ivme kazanmıştır. Halk Evleri’nin kuruluş amacında; halkı yalnızca okuryazarlıkta değil, kültürel toplumsal ve güzel sanatlar alanında geliştirmek, ulusal değerleri çağdaş yöntemlerle işleyip zenginleştirmek ve Atatürk devrim ve ilkelerini yaymak ve kökleştirmek olarak açıklanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935 yılında gerçekleştirdiği Büyük Kurultayı’nda, devlet eliyle başlatılan planlı endüstrileşme hareketine paralel olarak, köyleri kalkındırma hareketinin de planlı olarak başlatılması kararlaştırılmıştır.

Atatürk, 1935 yılında, yol arkadaşlarından Saffet Arıkan’ı Milli Eğitim Bakanlığı’na atar. Saffet Arıkan, Nafi Atuf Kansu ve Cevat Dursunoğlu gibi eğitimcilerin görüşlerini alarak, İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne atar. Tonguç, sınıfsal kökeni ve birikimleriyle bu iş için görevlendirilebilecek en uygun kişidir. Tonguç çok kısıtlı bir bütçeyle çalışmak durumundadır; ama elinde değerlendirebileceği bazı potansiyel kaynaklar da vardır. Bunlar, az sayıda iyi eğitilmiş vicdanlı aydın, çalışkan köy çocukları ve Anadolu’nun bakir toprağıdır. Tonguç’un özgüveni yüksektir; birikimleriyle bu zor görevin üstesinden gelebileceğine inanmaktadır.

İsmet İnönü de milli eğitimin temel koşulu olan “eğitim birliği” (tevhid-i tedrisat) ve ilköğretimin yaygınlaştırılması konusunda, 1946’ya kadar kararlı davranmıştır.

Görüldüğü gibi, eğitim alanında yapılacak devrim için 1946’dan önceki yıllarda iklim uygundur.

KÖY EĞİTMEN KURSLARININ AÇILIŞI

İsmail Hakkı Tonguç, önce detaylı bir köy incelemesi yapar; problemi tanımlar, eldeki olanakları ve o zamana kadar yapılanları değerlendirir. Bu çalışmalarının sonucunda 20 yıllık bir plan taslağı hazırlar. Bu taslağa göre 1954 yılına kadar öğretmen, tarım teknisyeni ve sağlık hizmeti ulaşmamış köy kalmayacaktır (Aysan, s.271). Tonguç’un planı oldukça çetin bir yolu işaret etmektedir. Belki de en önemli zorluk, açılacak enstitülere okuryazar köy çocuğu bulmaktır. Çünkü büyük ölçüde erkeksiz kalan köylerde üretim kadın ve çocuk emeğine dayanmaktadır ve anneler yardımcılarını vermek konusunda gönülsüzdür.

Tonguç, başlangıç olarak askerliğini çavuş olarak yapmış bir grup yetenekli genci köylerde “geçici öğretmen” olarak görevlendirmek amacıyla, 1936 yılında Eskişehir’in Çifteler Çiftliği’nde dört aylık bir kurs açar. Bu kursları tamamlayan 84 kursiyeri Ankara’nın köylerinde görevlendirir.

Sonuç oldukça başarılıdır. Eğitmen kursları kısa süre içinde ülkenin başka yerlerinde de açılır. Eğitmen adayları, açılacak Köy Enstitüleri’nin ilk binalarını da yapmıştır. Kendi köylerinde görevlendirilen eğitmenler, 1. Yıl, 2. Yıl, 3. Yıl için hazırlanan el kitaplarında maddeler halinde yazılı talimatlara göre eğitim verecektir. Her on eğitmen için bir gezici başöğretmen görevlendirilmiştir. Gezici başöğretmenler eğitmenlere rehberlik edecek ve eğitmenlerin vermekte zorluk çekeceği dersleri bu öğretmenler verecektir. Eğitmenler öğrencilerini üç yıl okutup mezun etmek, köyde çıkan sağlık sorunlarını kaymakamlığa iletmek, köylüye modern tarım tekniklerini öğretmek, akşam okulları ile yetişkinlere okuma-yazma, hesap ve yurttaşlık öğretmekle de yükümlü tutulmuşlardır.

Bu ilk uygulamadan olumlu sonuç alınınca, 11 Haziran 1937’de çıkartılan “Köy Eğitmenleri Kanunu” ile eğitmenliğe yasal işlerlik kazandırılmış ve bu yasaya dayanılarak Çifteler (Eskişehir), Kızılçullu (İzmir) ve Karaağaç’ta (Edirne) birer eğitmen kursu açılmış, ertesi yıl bunlara üç yeni kurs daha eklenmiştir.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN AÇILIŞI

Eğitmen kursları ile köylerde ilkokul düzeyinde bir öğretimin sürdürülemeyeceği görülmüştür. Bunun üzerine 7 Temmuz 1939 gün ve 3704 sayılı yasa ile “Köy Öğretmen Okulları”nın açılması kararlaştırılır.

Bu yasaya dayanarak Çifteler, Kızılçullu ve Gölköy Eğitmen Kursları, Köy Öğretmen Okulu’na dönüştürülür.

Köy Öğretmen Okulları’nın kuruluş aşamasında Mustafa Kemal ölmüş ve İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilmiştir. İsmet İnönü de Mustafa Kemal’in başlattığı eğitim seferberliğinin devam edeceğini ve köylerde eğitimin aksatılmayacağını çeşitli konuşmalarında dile getirir.

İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden 1,5 ay sonra, Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın sağlık nedenleriyle bakanlıktan ayrılması üzerine, yerine 28 Aralık 1938’de Hasan Âli Yücel atanır. Hasan Âli Yücel de İsmail Hakkı Tonguç’a gerekli desteği sağlar. Bakan Yücel ile Genel Müdür Tonguç, Cumhurbaşkanı İnönü’nün de desteğini alarak başlatılan çalışmaları birlikte yürütür. 17-29 Temmuz 1939 Birinci Maarif Şûrası’nda bu konu ele alınır ve her yönüyle tartışılır. Şûrada, köylünün eğitiminde yalnızca köylüye okuma-yazma öğreten bir öğretmenin yeterli olmayacağı, köy öğretmeni yetiştirecek kurumların çok yönlü eleman yetiştirmesi gerektiğine karar verilerek, yeni açılacak kurumlara “Köy Enstitüsü” adının verilmesi uygun bulunur.

17 Nisan 1940 günü 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilir ve Köy Öğretmen Okulları, Köy Enstitüleri’ne dönüştürülür. 1940-41 öğretim yılında on enstitü daha açılır. Bu sayı 1945-46 eğitim yılına kadar 20’ye ve 1948-49 eğitim yılında da 21’e çıkar.

1943 yılında çıkarılan 4459 sayılı yasa ile bazı Köy Enstitüleri’nde Sağlık Kolu da açılır. Bu kol, köy ebesi ve köy sağlık memuru yetiştirmektedir. Bunlardan başka “Köye yararlı diğer meslek erbabını yetiştirecek” başka kollar açılamaz.

Yasanın birinci maddesinde “Köy Öğretmeni ve diğer köy meslekleri erbabını yetiştirmek üzere Maarif Vekilliğince Köy Enstitüleri açılacağı” hükme bağlanmaktadır. Yasaya göre, beş sınıflı köy okulunu bitiren sağlıklı ve yetenekli çocuklar seçilecek ve okullara kabul edileceklerdir. Bu okulları bitirip göreve atananların mecburi hizmet yılları yirmi yıldır. Mezunlar altı yıl sürecince 20 TL maaş alacaklar ve bu maaş altıncı yıl sonunda 30 TL ve on beşinci yıl sonunda da 40 TL’ye yükseltilecektir. Öğretmenlere, göreve başladıklarında bir kereye mahsus olmak üzere 60 TL sermaye, tarım araç ve gereçleri ile ailesiyle geçimine yetecek arazinin devletçe verilmesi öngörülmektedir. Bu yasadan da görüleceği üzere, enstitüler adeta birer tarım işletmesi biçiminde donatılmıştır.

Yasa tasarısının TBMM’de görüşülmesi sırasında Kâzım Karabekir, enstitülere yalnızca köy çocuklarının alınmasının ülkede kentli-köylü ayırımını doğuracağını öne sürerek, tasarıyı şiddetle eleştirir.

19 Haziran 1942 gün ve 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu çıkarılarak, İlköğretim ve Köy Eğitimi Sistemi ayrıntılı olarak düzenlenir. Bu yasa için, İsmail Hakkı Tonguç’un hazırladığı, 30.11.1943 günü ilgililere duyurulan Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu İzahnamesi ile Köy Enstitüsü sisteminin amacı, felsefesi, örgütlenişi, görevlerinin nitelikleri ve sorumlulukları ayrıntılarıyla belirlenir. Bu İzahname Talim ve Terbiye Kurulu’nun onayına sunulmadan Hasan Âli Yücel’in onayı ile yayımlanmıştır. Çünkü Talim Terbiye Kurulu’nun üyeleri tutucudur ve İzahname’ye onay vermeyecekleri açıkça bilinmektedir.

1942 yılında Ankara-Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde, Köy Enstitüleri’ne öğretmen, yönetici, denetmen ve ülkeye köy araştırmacısı yetiştirmek üzere, Köy Enstitüleri’nin en yetkin öğrencilerini alıp yetiştiren üç yıl süreli Yüksek Köy Enstitüsü açılır.

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kendine özgü konumu, “iş içinde, iş aracılığıyla, iş için” öğrenme yöntemi; demokratik laik, özgürlükçü, halkçı tutumu; çağdaş, gerçekçi ve ilerici düşünce yaşamıyla geleceğin “Köy Üniversitesi”nin çekirdeğini oluşturuyordu (Özkucur, arka kapak yazısı).

Köy Enstitüleri Eğitim Programı 6 yıllık bir denemeden sonra, 1943 yılında yürürlüğe konulur. 1945 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile 1954 yılına kadar sürecek bir plan yapılarak, 10 yıllık bir İlköğretim Seferberliği ilan edilir.

TOPRAK AĞALARI AĞLARINI ÖRÜYOR

Cumhuriyetin ilk yıllarında yeterince etkili olamayan ve bir süre yeraltına çekilen toprak ağaları ile gericiler Köy Enstitüleri’nin kuruluş ve uygulama yıllarında bazen açıkça bazen de alttan alta muhalefetlerini sürdürürler. Ayak bağı olurlar, yalan söyler ve iftira atarlar.

Köy Enstitüleri’nin aleyhine yönelik propaganda ve eleştiriler 1943’te toplanan İkinci Eğitim Şûrası’nda açıkça ortaya çıkar. Kazanılan bütün başarılara karşın, enstitülerdeki eğitim, öğretim ve köy okullarının yaptırılmasında uygulanan devrimci yöntemler gericilerin ve toprak ağalarının eleştirilere yol açar ve bu eleştiriler giderek suçlamalara dönüşür.

Bu eleştiri ve suçlamaları şöyle özetlemek mümkündür:

1. Enstitülere yalnızca köy çocuklarının alınması ve mezunlarının da yine köylerde görevlendirilmesi, toplumda bir köylü-kentli ayrımı, yani sınıf farklılığı doğurmaktadır. Bu bölünme Anayasa’ya da girmiş olan halkçılık ilkesine ve anlayışına da ters düşmektedir.

2. Enstitülerde aşırı solcu, hatta komünist ideolojiyi yansıtan bir eğitim ve öğretim

yapılmaktadır.

3. Öğrencilerin okul yapımlarında, tarım ve teknik uygulamalarında, temizlik ve bakım işlerinde çalıştırılmaları Sovyetler Birliği’ni ve komünist rejimleri andırmaktadır. Bu tür eğitim milliyetçilik ilkesiyle çelişmektedir.

4. Enstitülerin yönetim kadrosu genelde solcu ve Marksist olarak tanınan kişilerce doldurulmuştur.

5. Yatılı olan enstitülerde uygulanan karma öğretim, yani kız-erkek beraberlikleri, Türk aile ve ahlak anlayışına uymamaktadır.

6. Okul, işlik, öğretmen evi yapımında ve çocuklarını okula göndermede köylülere getirilen yükümlülükler, son derece ağır olup özellikle yurdun ulaşımı güç bölgelerinde tek tip okul binası projesinin uygulanması yapım giderlerini daha da artırmaktadır. Bu yükümlülükler Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırıdır.

MİLLİ ŞEF İSMET İNÖNÜ’NÜN TUTUMU 

İsmet İnönü cumhurbaşkanlığının ilk yıllarında Hasan Âli Yücel’e ve İsmail Hakkı Tonguç’a

ikirciksiz destek verir ve onlara yöneltilen eleştirileri göğüsler.

Gericiler ve toprak ağaları da Milli Şef ile açıktan ters düşmemeye özen göstermişlerdir. Köy Enstitüleri’nin 17 Nisan 1940 günü yapılan son oylamada 426 milletvekilinden 148’i oylamaya katılmamış ve tasarı 275 evet, 3 boş oyla kabul edilerek yasalaşmıştır. Oylamaya katılmayan bu 148 kişi yasaya muhaliftir; ama Milli Şef ile açıktan ters düşmemek için oylamaya katılmamıştır. Tasarıya oy vermeyen milletvekilleri arasında Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü de vardır.

İsmet İnönü, Köy Enstitüleri’ni Cumhuriyet’in eserleri içinde “en kıymetlisi” olarak tanımlamış ve Köy Enstitüleri’ne sadakat sözü vermiştir. 1946 yılından sonra bu sözünü unutmuş, eleştirilere karşı utangaç bir savunmayı tercih etmiş, çoğu kez “düzelteceğiz” demekle yetinmiş ve “düzeltmiştir”.

Örneğin, Köy Enstitüleri’ne yöneltilen eleştirilerden birisi de uygulanan karma eğitimdi. Oysa enstitüler köy kızları için açılmış biricik kapıydı. Yapılan eleştiriler sonucu kız öğrenciler bir-iki enstitüde toplanmış ve karalama yoluyla beklenen sonuç sağlanmıştır.

1945-46 eğitim yılında 1.747 olan kız öğrenci sayısı bu uygulamanın sonucunda 706’lara kadar düşmüştür.

Köy Enstitüleri dergisi, kitaplıklarda bulunan yabancı dillerden çevrilmiş klasikler ve öğretmenlerin konuşmalarına dayanarak ortaya atılan komünizm propagandası da etkili olmuş sık sık öğrencilerin dolapları aranmaya başlanmıştır.

1945’te çok partili siyasal hayata geçişle birlikte birçok siyasi partinin kurulması, enstitülere yöneltilen suçlamaları da arttırmıştır. Karşıt partiler içinden en çok Demokrat Parti, CHP yönetimini yıpratmak için Köy Enstitüleri’ni manivela olarak kullanmıştır. İşin ilginç yanı, suçlamaların CHP içinden de taraftar bulmasıdır.

1946 genel seçimlerinden sonra partideki sağ kesim hem parti içinde kalır hem de partiye ve çevreye karşı yeni bir tavır içine girer. Sağ kesim, DP’ye karşı olmak gerekçesiyle partiyi sağa kaydırmada birleşmişlerdir.

YIKIM VE SON

1945’ten sonra iktidarı kaybetme korkusuna kapılan CHP, Cumhuriyet devrimlerinden büyük tavizler verdi. Ürken fil züccaciye dükkânına girmişti bir kez. Kırıp dökecekti. Din derslerini müfredata yeniden koyacak, İmam Hatip Kursları’nı başlatacak, İlahiyat Fakültesi’ni yeniden açacaktı. İnönü liderliğindeki CHP, 1946’da Hasan Âli Yücel’i kabine dışında bırakacak, onun yerine başlangıçtan beri enstitülere muhalif olan Reşat Şemsettin Sirer’i getirecekti. Sirer, Tonguç ve onun kadrosunu tasfiye edecek ve kendisinin “ıslahat” dediği geri sayımı başlatacaktı. Bundan sonra o büyük yıkım şöyle gerçekleştirilecekti:

* 1947 yılında Köy Enstitüleri’nin program ve yönetmelikleri değiştirilerek önemli ölçüde eski “İlköğretmen Okulu” geleneğine dönülecekti.

* Enstitülerde eğitim anlayışı yönünden gericilik ve milliyetçilik egemen olacaktı.

* Tarım ve teknik alanda verilen ek branşlar kaldırılacak, daha önce bu amaçla köy öğretmenlerine verilen tarla ve üretim araçları geri alınacaktı.

* Eğitim sürecinde öğrencilerin de katıldığı demokratik yönetim yerine geleneksel emir-kumanda anlayışına dönülecekti.

* Hafta sonunda yapılan eleştirili toplantıları ve serbest okuma etkinlikleri sıkı denetime alınacak, giderek kaldırılacaktı.

* Yükseköğrenimleri sırasında milliyetçi eylemlere karışmış kişiler enstitülere yönetici ve öğretmen olarak atanacaklar ve çok sayıda öğrenci solcu oldukları için enstitülerden kovulacaktı.

* Bu kurumlarda dayak ve baskı bir eğitim yöntemi olarak benimsenecekti.

* Sudan gerekçelerle yapılan soruşturmalar sonucunda enstitülere yönelik karalamalar sürdürülecekti.

* Bu okullarda “komünistlik eğitimi” yapıldığı, karma eğitim nedeniyle öğrencilerin ahlaka aykırı ilişkiler içinde olduğu, milli duyguları köreltici eğitim uygulandığı, yolsuzluk yapıldığı gibi iftiralar ve karalamalar yapılacaktı.

* Sirer’in Yüksek Öğretim Genel Müdürü olduğu zamanlarda gerekli öğretmen atamaları yapılmayarak kolu kanadı kırılmış olan Yüksek Köy Enstitüsü, 27 Kasım 1947 tarihli müdürler encümeni kararıyla kapatılacak, üçüncü sınıfa başlayanlar dahil, tüm öğrencileri öğretmen yetiştiren diğer okulların birinci ya da hazırlık sınıflarına dağıtılacaktı.

* 1946-47 eğitim yılında Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlılar özel bir emirle askere sevkedilerek 45’inin yedeksubaylık hakları ellerinden alınarak “çavuş” çıkarılacaktı.

* Bazı Yüksek Köy Enstitüsü mezunlarının; köy enstitüsü öğretmenliği, denetmenlik, gezici başöğretmenlik hakları ellerinden alınacak ve bunlar ilkokul öğretmeni olarak atanacaklardı.

* 1945 yılında hükümetçe yürürlüğe konulan ve 1946-56 arasını kapsayan On Yıllık İlköğretim Planı, 1947’den itibaren durdurularak köylerde okul yapımı yavaşlatılacaktı.

* 1948’de Eğitmen Kursları’na ve birçok eğitmenin görevine son verilecek, eğitmenli köy okullarının birçoğunun kapanmasına ve binalarının harap olmasına göz yumulacaktı.

* 1947’den itibaren Köy Enstitülerinde öğrenci azaltılması yoluna gidilecekti. Özellikle kız öğrenci sayısında trajik düşüşler olacaktı.

* Bunların hepsi Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında ve İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı sırasında yapılacaktı.

* Yıkım bununla sınırlı kalmayacak ve 1950’den sonra Demokrat Parti iktidarında Köy Enstitülerine son darbe vurulacaktı.

* 1950’den sonra devlet bütçesinden umudu kesen köylüler, yıkılan okullarını yeniden yapmak zorunda kalacaklar ve eski eğitmenlerini bulamayınca vekil öğretmen istemeye başlayacaklardı.

* 1950’den sonra tasfiye süreci daha da hızlanacaktı. Örneğin, 1950 yılında tüm enstitülerdeki kız öğrenciler ayrılarak “Kız Köy Enstitüsü”ne dönüştürülen Kızılçullu’da toplanacaktı. Ertesi yıl bu enstitünün yeri NATO’ya verildiğinden, Kız Köy Enstitüsü Bolu kent merkezine nakledilecekti.

* 1943’ten başlanarak yedi enstitüde açılan “Sağlık Kolu” önce Hasanoğlan ve Kızılçullu’da toplanacak ve 1951’de de kapatılacaktı.

* 1953’te Köy Enstitüsü Programı, ilköğretmen okullarındaki program ile birleştirilerek sistem tümden çökertilecekti.

* 27 Ocak 1954 tarihinde çıkarılan 6234 sayılı kanunla Köy Enstitüleri, “İlköğretmen Okulları”na dönüştürülecekti.

KÖY ENSTİTÜLERİ DENEYİMİNİN SONUÇLARI

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü (3 Mart 1924), Yeni Türk Alfabesi’nin kabulü (1 Kasım 1928), Millet Mektepleri’nin açılışı (1 Ocak 1929), Halk Evleri’nin açılışı (19 Şubat 1932) ve Köy Enstitüleri’nin açılışı (17 Nisan 1940) Anadolu rönesansının önemli kilometre taşlarıdır.

Köy Enstitüleri aydınlanma devrimini köylere ulaştırmanın biricik aracıdır. Enstitülerden yaklaşık 15.000 civarında öğretmen yetişmiş ve o gençler çorak topraklara yağmur olmuştur. Köy Enstitüleri’nden bilim insanı, yazar, ozan, ressam olarak yetişen 180 kişinin adı bulunmaktadır.

Bu kişilerin yanında enstitülerin topluma kazandırdığı birtakım altyapı imkânları da bulunmaktadır. Çetin Yetkin’in raporlarına göre, 1940-1946 arası dönemde Köy Enstitüleri tarafından 15.000 tarla tarıma elverişli hale getirildi, 750.000 yeni fidan dikildi. Ayrıca 36 ambar, 48 ahır, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane ve 100 km. yol halka kazandırıldı.

Köy Enstitüleri köyü aydınıyla buluşturmuş ve köylünün yaşam kalitesini artırmıştır. Köy incelemeleriyle köyün sosyolojik yapısının fotoğrafını çekmişler; masallarımızı, manilerimizi, ağıtlarımızı, türkülerimizi, horonlarımızı, zeybeklerimizi, oyun havalarımızı derlemişlerdir.

Bunların hepsinden önemlisi; okuyan, soran, sorgulayan, düşünen ve tartışan bu gençler, kahrolası sömürü düzeninin farkına varmış ve sistemi sorgulamaya başlamıştır. Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Behzat Ay, Yusuf Ziya Bahadınlı, Ümit Kaftancıoğlu, Hasan Kıyafet, Ali Yüce, Abdullah Özkucur, Haydar Işık gibi yazarlarıyla seslerini köylerinin dışına ulaştırmışlardır.

İsmail Hakkı Tonguç ve onun öğrencileri yeni bir aydın tanımı yapmıştır. 68 ve 71 kuşaklarının ilk öğretmenidir o aydınlar. Bu toprakların sol ve sosyalizmle buluşmasında onların emeğini yadsıyamayız.

SONUÇ

Bozkırda yitip giden bir ince suyun hüzünlü hikâyesidir bu. Önce o güzelim okullarını kaybetti Cumhuriyet ve aydınlarının canını yaktı. Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı kendini savunamadı. İki önemli kırılma noktası vardı bu yolculuğun; birincisi, daha yola çıkmadan seçilen yol haritası (İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat-4 Mart 1923) ve ikincisi, 1946 yılındaki sapma.

O güzel insanlar ömürlerini soruşturmalar, sürgünler, bakanlık emrine alınmalar, yargılamalar ve hapislerle tamamladılar. İçimizden şanslı olanlar o öğretmenlerin öğrencileri oldular ve onların ışığıyla aydınlandılar. Onlardan aldığı ışığı çocuklarına ve öğrencilerine aktardılar.

Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri, insanımızdaki yaratıcı gücü ve problem çözebilme becerisini kanıtlıyor. Yaptık, şimdi daha iyisini yapacağız. Özgür ve eşit yurttaşların yaşadığı Sosyalist Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında gereksinmelerimizi karşılayacak okulları kurarken, Köy Enstitüleri deneyiminden dersler çıkaracağız.

Başta İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere, o güzel insanların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Kaynakça

1. Altunya, Niyazi, “Köy Enstitüsü Sisteminin Düşünsel Temelleri”, Ankara, Eğitim-İş, 2013.

2. Aysal, Necdet, “Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Sayı: 35-36, Mayıs-Kasım 2005, s. 267-282.

3. Dündar, Ali, “Şeriata Karşı Laik Eğitim ve Özgür Toplum”, Ankara, Ardıç Yayınları, 1995.

4. Özkucur, Abdullah, “Hasanoğlan Tüksek Köy Enstitüsü”, Ankara, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları, 2013.

5. Yetkin, Çetin, “Karşı Devrim 1945-1950”, İstanbul, Otopsi Yayınları, 2002.

6. Kuruluşunun 36. Yılında Köy Enstitüleri Özel Sayısı, Yeni Toplum, TÖB-DER Aylık

Eğitim Bilim ve Sanat Dergisi, 1976.

7. Kuruluşunun 70. Yılında Bir Toplumsal Değişim Projesi Olarak Köy Enstitüleri Sempozyumu, İstanbul, 2010.

Ekler

I.

Eğitmenin El Kitabı’ndan,

(Öğrencilere azlık-çokluk kavramını, doğal sayılarda büyüklük-küçüklük kavramını kazandırmak ve çıkarma işlemini pekiştirmek amacıyla eğitmene önerilen etkinlikler)

ÜÇÜNCÜ DERS

1.Çocukları köydeki bir sürünün olduğu yere götür.

2.Sürüdeki koyun veya keçilerin sayısını her çocuğa göz kararı ile tahmin ettir.

3.Sonra bütün çocuklara sürüyü saydır (Sayma usulünü bilmezlerse çoban onlara öğretsin).

4.Koyunları ayrı kuzuları ayrı (veyahut keçileri ayrı oğlakları ayrı) saydır.

5.Koyunlar mı çok, kuzular mı (veyahut keçiler mi çok oğlaklar mı?) saydır. Ne kadar fazla? Sor ve söylet.

(Kaynak: Kuruluşunun 70. Yılında Bir Toplumsal Değişim Projesi Olarak Köy Enstitüleri Sempozyumu, s.1005).

II.

soL Kültür’den Aydınlanma dosyası İlgili HaberParlamentohaber.com | Korku yok!