SON DAKİKA

Sağcı da olabilirsiniz, solcu da…

Bu haber 03 Aralık 2017 - 19:38 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bizlere, bizlerden başka dost yoktur!

Ortak akıl, içinde bulunduğumuz cendereden çıkma noktasında çözüm yollarını arıyor.

Bu örtülü vatan toprağı işgaline, bu aleni, açıktan ve göstere göstere ekonomik işgale bir çözüm arıyor.

Kendinizi bu arayışta istediğiniz tarafta gösterebilir, istediğiniz tarafta saf tutabilirsiniz.
Sağcı da olabilirsiniz, solcu da.
İstediğin yerde konumlanabilirsiniz.
Hatta, her şey güllük ve gülistanlık kardeşim de diyebilirsiniz.
Bu hepimizin bireysel hakkıdır.

İçinde bulunduğumuz geminin bir buz dağına çarptığını, bu çarpma ya da kasten çarptırılma neticesinde de hızlıca su aldığını ve eninde sonunda da gereken tedbirleri almazsak tarihin derinliklerine yol alacağımızı göremiyor, hesabını kitabını yapamıyorsak geçmiş olsun.

Kimse kusuruma bakmasın, suratınızın ortasına bir yumruk, her iki yanağınıza da birer tokat patlatmak istiyorum ki kendimize gelelim.
Sizlerden aynı hamleleri de hem bana hem de yanıbaşınızdakilere bekliyorum.

Yumruk acıyı hissetmemiz, tokat ise elbette o acı gerçekleri içselleştirmemiz içindir ki, elbette bir benzetme.

Başka bir örnekleme yapalım.
Bir bina düşünün.
Her artçı sarsıntıda o binanın kolonlarının kirişlerinin biraz daha zayıfladığını.
Kendiniz ve komşularınızın da bu binada oturmaya devam ettiğinizi, etmek zorunda olduğunuzu düşünün.

Sizin de dahil olduğunuz tüm bina sakinlerinin ortak aklı, bu konuda önlemler almaya, çözümler üretmeye çalışmaz, ugrasmaz mı?
Bina yönetimini, ne oluyor, ne yapacağız, bu sorunu nasıl çözecek, bu halden nasıl kurtulacağız diye sıkıştırmaz mı?
Yanıtını siz verin.

Soru sorabilmek, sorduğunuz soruların yanıtlarını arayabilmek, yine o soruların cevapları istemek ve bulmakla bugünlerden geçebilecegimizi düşünüyorum.

Dile kolay dediginizi duyar gibi oluyorum.
Kolay değil elbet.
Hiç kolay değil.
İmkansız gözüyle bakılan her olgu biraz zaman alır derler.Bu noktada da sorulacak soru :
Gercekten bu sarsıntılara, bu darbelere dayanacak zaman kaldı mı?

Dışarıdan ve içeriden bakıldığında hastalığı yeniden nüksetmis bir adama benziyor Türkiye.
Yaklaşık son elli yılının çizgisine, yol ve yöntemlerine, yönetim ve yönelimlerine bakınca bugünkü gelinen nokta sürpriz degildir düşünen akıllara.

Gün gecmemiş ki, siyasi,mali ve güvenlik konularında üzerimize kementler atılmamış, ayaklarımıza prangalar vurulmamış olsun.
O günlerde de tablonun ister sağ, isterse solunda yer tutmamız pek bir işe yaramamış olacaktır ki, olan ve bitenler, yaşadığımız bugünlerin ön hazırlıkları kapsamındaymış.

Bu içinde yaşadığımız haller ise, İstiklal Harbi vermiş, ulusal bir kurtuluş mücadelesine kan ve gözyaşı dökmüş bir neslin torunlarına yani sana ve bana bir şeyler düşünmeyi, ortak bir aklın ürününü yeniden hayata geçirmeyi, biraraya gelmeyi zorunlu kılmış.

Özü şudur ki, o gidenler geri geldi.
Sağ dedi geldi.
Sol dedi geldi.
Din dedi geldi.
Dinsiz dedi geldi.
Dil dedi geldi.
Ana dilin dedi geldi.
Üretme diyerek geldi.
Tüket diyerek geldi.
Süt tozuyla geldi.
Yardımıyla gedi.
Moskov geliyor, ister gelin, ister gelmeyin ile geldi.
Nato’su ile geldi.
AB kapılarının önlerine kadar yem döktüler mesela.
Halkların kendi kaderini tayin etme hakkıyla, Yerel yönetimlere özerklikler maddeleri ile geldi.

Bekleyenler de vardı elbet.
Bu sefer :
Ergenokon’la geldi.
Balyoz’la geldi.
Askeri casusluk, fuhuş ve şantajla geldi.
Yetmedi, başına da bir savcı verdi, savcısıyla geldi.
Hadi bakalım, el ele yürüyün bu yollarda diyerek Silivri zindanları ile geldi.

Gelenler ve getirenler, bırakınız yapsınlar, bırakınız gecsinler diyenler önce açılımlarla, sonra hendekler ve daha sonra da takke düştü HAÇ göründü diyerek sözde vatan savaşcıları olarak geldi.

O gidenler, ne yazıktır ki, içeride ve dışarıda her türlü yolu deneyerek en sonunda da Atatürk Orman Çiftliği’nin tam ortasına, Ankara’nın tam kalbine kaçak sarayları ile geldi.

Nihayetinde, bu çok başlı ejderhanın muhafazakar iki çocuğu 17/25 Aralık’ta dişlerini birbirine geçirdi.
Bu bir milli iradeye darbeydi.
Öyle denildi.
Hatta tarafgirlerini de hatim ettirildi.
Yalan, her yere serilen bir seccadeydi.
Kimi rüku etti, kimi zaten gözü kapalı secdedeydi.

Bu metastaz bizleri 15 Temmuz ihanetine, kanlı tezgahına, darbe içinde bir darbeye getirdi.
Dökülen yurttaş kanı, kaybedilmiş insan canı yerlerdeydi.

Geldikleri gibi gidenler, bu yaşanılanların ardından hepimizim bildigi, yaşadığı haliyle OHAL’ler ve KHK’lar ile geldi.

Yoluna artık tek başına yürüyen icin ne kalmıştı geriye?
Yurttaş egemenligi.
E o da basit bir işti, sandıkta halledilecekti.
16 Nisan günü YSK ” yetmez ama EVET” deyiverdi.

Bizler, sağında ve solunda saflar tutmuşken Cumhuriyetimizin, artık onlar da bu safların birer gizli ya da aleni destekçileriydi.

Ekonomik işgalin tam ortasında, fiili işgalin adımlarının da dört bir yanımızda kol gezdiği, siper kazdığı günlerden geçiyoruz.
Ne kötü bir yazgıdır ki, bu felaketin tam ortasında, bu felaketlerin tam merkezinde yine bir saray ve saltanat tahakkümü var.

Ortak akıl diye başlamıştık ya söze?
Bu ortak olmayan akıl ise, sağında, solunda artık hangi cehennemindeyse bu çöküş, bu ayrı gayrı hallerimizin, yazıyor, çiziyor, konuşuyor, anlatıyor ve haykırıyoruz ki, görünen köy kılavuz istemiyor bakınca hallerimize.

Gemi su alıyor.
Bina kolonları zayıflıyor.
Dibe doğru cekiyorlar, enkaz altında kalacağız bu gidiş ile.

Bu kötü günlerde, bizlere bizlerden başka dost yoktur, olmadı, olmayacaktır da, biraraya gelebilirsek Atatürk ve onun gösterdiği hedefte.

Atatürk ile kalın.
Selam ile…
Cem Ayaz

 

Parlamentohaber.com | Korku yok!

Cem Ayaz
Cem Ayazcemayaz@parlamentohaber.com