SON DAKİKA

Atatürk ölürken Siyon bayram ediyordu

Bu haber 10 Kasım 2017 - 4:41 'de eklendi ve kez görüntülendi.

 Aziz Atatürk bu dünyaya garip geldi, bir garip olarak gitti. Ama o gönüllerin lideri, kalplerin başbuğu, tuğ açmış Türk ordularının başkomutanıydı. Tarihe ve kalplere böyle geçti…                                  

Başlıkta da yazdığım gibi, Aziz Atatürk ölmedi.

Ayniyle vakidir.

Ne kadar saklasalar da Mustafa Kemal Atatürk!..

Türk milletinin son hakanı, son başbuğu, beş bin yıllık Türk tarihinin şanlı komutanları ve devlet adamlarının genelini birleştiren eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk öldürülmüştür.

Şu ana kadar yazılmış ve iddia seviyesinde olan bu konuya ve tartışmalara noktayı koyacak bir çalışmayı yapıyorum. Gün ola elbet biter.

Aziz Atatürk bu dünyaya garip geldi, bir garip olarak gitti. Ama o gönüllerin lideri, kalplerin başbuğu, tuğ açmış Türk ordularının başkomutanıydı. Tarihe ve kalplere böyle geçti.

Böyle yaşamaya devam edecek. Nereden silerlerse silsinler, yaşatılacaktır.

Bugün kendilerine ATATÜRKÇÜ diyenlerin hepsini tek tek inceliyorum. Yazık diyorum. Türk milletinin sofrasından yemek yiyip, yatağında yatanlar sizlere yazıklar olsun. Yaptığınız ihanetler kabul edilebilir değil. Elbet bir gün tarih yazılacaktır. O tarih yazıldığında herkes kendisini aynada görmüş olacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, Türk töresine göre Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Tüm yapılanma, Göktürk devletinden alınıp 20. yüzyıla uyarlanmıştır.

Atatürk herhangi bir yerde Cumhuriyet’i yıkıp Demokrasiye geçin diye bir şey demiş mi, ben bilmiyorum.

Fakat 1947 yılında toplanan SİYONİST kongresi Siyon protokollerine eklemiş olduğu maddelerde artı 14. madde! Cumhuriyetle yönetilen devletler Büyük İsrail planı çerçevesinde Demokrasiye geçecek deniliyor. Yani’sini siz anlayın. Birileri Demokrasi tramvayı diye boşuna demiyor.

Atatürk artık fani alemde. Kendi deyimi ile “Naçiz bedeni toprak oldu .” Ama fikirleri hala yaşıyor. Sadece Türk milleti için değil tüm insanlık için yaşıyor.

 

BÜYÜK ORGANİZASYON

70 yıldır gizlenen büyük sır…

Yoksa organize bir cinayete, tıbbi yollarla hazırlanan bir yok etme planına mı kurban gitmişti?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, çevresini saran suikast planlarından habersiz, olabileceklere karşı tedbirsiz miydi?

Hayır tabi…

Kendince tedbirler almıştı. Son günlerde en güvendiği silah arkadaşlarının ihanetlerine şahit oldukça artık kahretmişti.

Öyle ki!

Yatağının altında full şarjör 19 mermi olan otomatik tabancası elinin ulaşacağı şekilde duruyordu.

Kimden şüphelenmişti ?

Büyük bir organizasyon vardı. Bunu biliyordu.

Fakat!

Hali kalmamıştı. Çok hastaydı. Hasta  edilmişti. Bunu nerden anlıyoruz sorusuna cevabımız ise “ Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” sözüdür.

ATATÜRK saraya hapsedilmişti. Koskocaman bir kahraman için herkes seferber olması gerekirken bugün hayatta olmayan derin bir çetenin varlığı söz konusudur. Devleti ele geçirmeye hazır ve yurt dışında kökleri bulunan bu çetenin tüm bağlantılarını bir gün, ömrüm yeterse, elbette açıklayacağım.

 

KRİSTAL GECE

Hayat bu ya; ben de onlarca tehditle karşılaşıyorum. Onlarca insanla konuşuyorum. Onlarca insan diyorum. Hepsini tanımam mümkün değil. Ama yaşayacağım . Bütün zorluklara ve baskılara inatla direnerek yaşayacağım.

9 Kasım gecesi olanlardan dikkat çekici olanı, nöbetçi doktorun anılarını yazmaya başladığı duyulduğunda kendisine bizzat en tepeden bunu yazmaması uyarısının yapılmasıdır. Ve ülkeyi terk etmesinin söylenmiş olduğu iddiasıdır.

Siyonizm Atatürk hayatını kaybetmeden sanki kaybettiğini biliyormuşçasına kutlamalar yaptığına göre Atatürk onlar için büyük tehlike arz ediyordu .

İlk bakışta saldırı gibi gerçekleşen hadiseler 2. Dünya savaşının kapısını açmıştı. Atatürk dünya için böyle bir dengeydi. 9 KASIM ya da 9 / 11 gecesi İsrail Devletinin kurulmasının başlangıcıdır. Olaylar bu şekilde temellendirilir.

İşte Kristal gece!

Ya da 9 / 11 diyebiliriz.

Kristal Gece 9 Kasım 1938 gecesi Alman nazilerce, Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yapılmış kanlı ve ölümcül saldırıların adıdır.

Bu saldırıların bahanesi Paris’teki bir suikasttı. 1938’de Almanya ülkede yaşayan 17 bin Polonyalı Yahudiyi sınırdışı etti. Polonya tarafından da ülkeye kabul edilmeyen bu kişiler iki ülke arasında sıkışıp kaldı, çoğu soğuk, açlık ve hastalıktan yaşamını yitirdi. Bu kaderi paylaşanların arasında kendi ailesinin de bulunduğunu öğrenen 17 yaşındaki Herschel Grynszpan, Paris’teki Alman Büyükelçiliği’ni basarak karşısına ilk çıkan kişi Konsolos yardımcısı Ernst vom Rath’ı vurdu. Hitler’in sağkolu Goebbels, bunun planlanarak düzenlenmiş bir Yahudi komplosu olduğunu öne sürerek Alman ırkının öcünü alması gerektiğini konuşmalarında halka empoze etti. Yahudilere karşı arada sırada yapılan saldırıları öven Goebbels, partisinin bu tür saldırı girişimlerinin olmayacağını, ancak bu tür olayların olması halinde asla müdahale edilmeyeceğini basın yoluyla duyurdu. Sivil ajanların da halkı kışkırtmasıyla Kasım’ın 9’unu 10’una bağlayan gece kanlı saldırılara göz yumuldu. Polis ve itfaiye olaylara kasıtlı olarak müdahale etmedi. Olaylar yer yer 13 Kasım’a kadar sürmüştür.

Geceye bu ad, saldırıdan sonra sokakları kaplayan cam kırıklarının ışıltılarından esinlenerek verilmiştir, ancak tartışmalıdır. Pogrom (katliam/kıyım) gecesi ya da Kasım pogromları olarak da anılır.

 

 

Yıllar geçsede bazı şeyler zamanla fark edilebiliyor. Atatürk öldükten sonra o gece araştırılmadı. Hatta 1933-1938 arası  özellikle kapatıldı. Açmak bizlere nasip olacak. Açacağız  ve tüm Türkiye`ye  gerçek bilgiyi ulaştıracağız.

Atatürk son kontrol yani gece yarısı kontrol öncesi öldürüldü diyorum. Hatta daha ileri giderek ortaya bir iddia atayım: Atatürk boğuldu!

Kim karşı çıkabilir buna. Hiç kimse tabi olarak. Her şey söylenebilir. Tabi olarak böyle oldu demiyorum. Çok detaylı ve ince bir çalışma olarak sizlere ve dünya üzerinde yaşayan tüm insanlığa sunulacaktır.

 

SUİKAST Mİ?

Resmî duyuruya itiraz ederken ortaya çıkan detaylar !

1) Bilindiği gibi, Atatürk’ün sağlığıyla ilgili resmî raporlar, günlük olarak hazırlanıp ilân ediliyordu. Bu ilânlar, başta Cumhuriyet olmak üzere diğer gazetelerde de günü gününe yayınlanıyordu.

2) 8 Kasım günkü tebliğde, Atatürk’ün ölümüne kadar devam edecek olan ağır koma hali hakkında yapılan duyuruda şu ifadeler yer alıyor: “Bugün saat 18.30’da, hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhî vaziyetleri yeniden ciddiyet kazanmıştır.”

3) 9 Kasım günkü 3. tebliğde ise “Umumi durumun vahâmete doğru seyrettiği” bildirilmiş olup, bunun mânâsı, aslında “ Atatürk  öldü” demektir. Aksi halde “vahâmet” tabiri kullanılamazdı. (TC Krnj, s. 629)

4) Nitekim, Cumhuriyet gazetesinin 9 Kasım gecesi yapılan yıldırım baskısında, Atatürk’ün öldüğü bilgisine yer veriliyordu.

5) Atatürk’ün 10 Kasım’da ölmediğini iddia edenlerden biri de, onun yıllarca şoförlüğünü yapan Seyfettin Yağız isimli şahıstır. Birkaç sene önce DB Tercüman gazetesi muhabiri Nide Eryılmaz’a konuşan yüz yaşındaki şoför, ayrıca şunları söylüyor: “Atatürk 10 Kasım’da ölmedi. Söylersem, tarihi şaşırtıyorsun diyorlar. Atatürk öldükten sonra beni Dolmabahçe’ye kapattılar. Dışarı çıkmamı istemediler.”

Daha ötesi Bozok`un intihar etmesi. Bu konuların hepsini inceledik. Atatürk ölmedi sonucuna vardık. Hastalık süreci dahil yapılan işlemler ve gerçekleşen bir çok olay Atatürk öldürüldü sonucuna bizi ulaştırıyor.

Buradan Aktrollere bir şey çıkmaz. Sahip oldukları düşünce ikliminin temsilcileri  bu organize çetenin içerisindeydi. O yüzden geçenlerde Metin Külünk tarafından yapılmış olan açıklama bir şeylerin üstünü örtme amaçlı olup benim nazarımda geçersizdir.

Atatürk`ün öldürüldüğüne dair bazı tıbbi işaretler bize suikast izlerini gösteriyor.

Siroz sadece alkolle olmaz, Atatürk alkolik değildi. Ölüm sebebinin gizli servis suikastlarının vazgeçilmezi arsenik zehri olabilir. Büyük İskender, Napolyon, Lenin, Arafat gibi çok sayıda liderin arsenikle saf dışı edildiğini biliyoruz. Başka bir şüphe ise florlama tekniği. O dönem dezenfektasyonda kullanılan florun aşırı verilmiş olabileceği gerçeği önümüzde duruyor.

Ben şahsım adına öldürüldüğü konusunda şüphem yok. Seksen milyonun ikna olabilmesi için detaylandırmak gerekiyor.

Kısa detaylar vermek zorundayım. Çünkü uzun detaylar sıkıcı olabilir. Anlaşılır işaretler bizleri sonuca götürüyor. Artık bu konuya son noktayı koyarak gerçekle yüzleşeceğiz. Belki çok yakında yüzleşeceğiz.

Devletimiz ve vatan topraklarımız Türk olmayanlar tarafından Atatürk fani aleme göç ettikten sonra kuşatılmıştır. Kuşatma tüm şiddetiyle devam etmektedir.

Bu topraklarda Mustafa Kemal’ler ölmez. Atatürk bunu şöyle açıklıyor.

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

Bu topraklarda Atatürk yaşayacak. Mustafa Kemal’ler olmaya devam edecek.

9 / 11  Atatürk öldürülürken aynı gece dünya Siyonizmi bayram yapıyordu. Artık İsrail Devleti için engel çıkartacak dünyaya bedel bir Türk yoktu.

11 / 9  11 Eylül ikiz kuleleler saldırıları ile dünya siyonizmi yine bayram yapıyordu. Çünkü BOP projesi ile Büyük İsrail Devleti için süreç başlamıştı.

Bugün Atatürk `ü hedef alan tüm yapılar Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyetini hedef almışlardır. Türk yok diyenlerle mücadelemiz sonuna kadar sürecektir. Şahsım adına yanımda on binlerle bu mücadeleyi vereceğimi biliyorum.

Aziz Atatürk bize öyle bir güç veriyor ki!

Hep beraber yaşayıp göreceğiz.

ATA TÜRKÇÜLER kazanacak.

Siyasi hayatında otuz dört defa BOP eşbaşkanı olduğunu söyleyenler bugün nedamet getirseler bile artık geç kalmışlardır. Her  şey önümüzde pürü pak olarak duruyor.

Biliyoruz ki!

Maskeli balo bitti.

10 Kasım ömrümün en acı günlerinden birisidir. İlla gün gelmiştir. 2019 yılına şurada ne kaldı Aziz  Atatürk`ün  fani aleme göç edişinin yıl dönümünde Türk milleti adına rahmet ve minnetle tekrar anarken Türk töresi yıllar geçse de işleyecektir.

Gün Türk milletine doğuyor .

Bu arada tekrar hatırlatalım.

Yarından itibaren!

10-11-12 Kasım tarihlerinde 36. Kitap fuarı Beylikdüzü – İstanbul adresinde Doğu Kitabevi standında kitaplarımı imzalayacağım.

İmzalayacak olduğum kitaplar:

*RABITA Uğur Mumcu`dan sonra

*Atatürk`ün Yasaklanan Kitabı

Her iki kitap 2017 yılı çıkışlı kitaplar. Aynı zamanda 10 Kasım günü 36. Tüyap kitap fuarında Marmara salonunda saat 16:30–17:30 arasında kitaplarım üzerine ve güncele dair bir konferansım olacak.

İmza etkinliği ve konferansa davetlisiniz.

Sevgiyle kalın!

Atatürk`te kalın!

Hakkı Kahveci

Parlamentohaber.com | Korku yok!