SON DAKİKA

MAKARİOS’UN BARIŞ HAREKATI İTİRAFLARI

Bu haber 20 Temmuz 2017 - 14:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.
(*) Makarios III Kıbrıs Yunan Ortodoks kilisesinin başpiskoposu ve Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk Başbakanı. Pazartesi 15 Temmuz 1974’de Yunan cuntasınca yapılan darbe sebebiyle adadan kaçmıştır. Darbeciler ENOSİS’e (yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a eklenmesine) ulaşmak için “Kıbrıs Helen Cumhuriyetini”  kurmuşlardır. Başpiskopos Cuma 19 Temmuz 1974’de BM Güvenlik Konseyine hitap etmiştir.

Kıbrıs Barış harekâtının 43.’üncü yıldönümünde, geleceği bilmek için dönüp geçmişe bakıyoruz.

“Bizim ne işimiz vardı Kıbrıs’ta zaten?” diye soranlara el cevâp o zaman ki Kıbrıs Başbakanı ve Başpiskoposu’ndan geliyor.

  • Resmi Yunan Hükümetinin Kıbrıs’ta bulunan EOKA B terör organizasyonuna adada insanları devşirmek suretiyle adam topladığını,
  • Bunları finanse edip silahlandırdığını,
  • Öte yandan yardıma çağırmış olduğu Resmi Yunan Hükümeti Ordusunun, adadaki mensuplarının mütemadiyen bu terör organizasyonunun lehine propaganda yaptıklarını,
  • Kendisinin bu husustaki muhalefetlerinin ciddiye alınmadığını,
  • İddialarına dair kendisinden deliller istenildiğini,
  • Şikayetlerinin hepsinin hiçbir suç işlenmemiş olması bahanesiyle savuşturulduğunu,
  • İddialarını destekleyen somut veriler sunduğu yahut suç işlendiği taktirde elbette müdahale edileceği söylenildiğini,
  • Öte yandan ise Kıbrıs Ordusuna desteğe gelmiş olan Yunan görevlilerin, üslerde her daim kendisine karşı, ENOSİS’i engellediği için, kamuoyu oluşturulduğunu bildiğini,

açıklıyor Başpiskopos.

Aslında kendisinin bir günah çıkartma mecrası olmasına karşın, cuntacılar ise kendilerini İsa’dan 1635 yıl sonra ortaya çıkmış olan “Helen” kavramıyla tarif ettiklerinden, cunta’cılarca alenen… pardon, “helenen” kandırılıyor.

Hem de üniforma giyinmiş teröristler tarafından…

Başpiskopos da vaziyetin ciddiyetini idrak etmiş olduğundan, bir şekilde kendi talebiyle çağırmış olduğu orduyu tekrar tasfiye ve Yunanistan’a dönüşlerini temin için bazı girişimlerde bulunuyor.

Lakin her seferinde aynı duvarla karşılaşıyor. Yunan askerinin çekilmesinin Kıbrıs’ı Türk işgaline açacağı ifade edilerek, askerin geri çekilmeyeceği açıklanıyor tekrâren Makarios’a.

Bu savı Başpiskopos değerlendirirken her daim Türk tehdidinin onların oluşturduklarına nispetle önemsiz olduğuna inandığını, 15 Temmuz günü itibariyle yaşadıkları karşısında da bu algısının doğrulandığını açıklıyor.

  • Bu muhalefetlerinin görüşüldüğü bir konferanstan iki gün sonra, Pazartesi 15 Temmuz 1974 sabahı, Başbakanlık makamında Kahire’den gelen genç Yunan Ortodoks üyelerini ağırlarken, silah ve çatışma seslerinin yükselmeye başladığını,
  • Kendisine durum muhafızları tarafından bildirilince, Kıbrıs Radyo İstasyonunu aramak için telefona sarıldığında, hatların kesik olduğunu fark ettiğini,
  • Hayatta olmasının bir mucize olduğunu,
  • Pafos’a kaçtığını,
  • Orda yerel bir radyodan halkına hayatta olduğunu, ve sonuna kadar Yunan Dikta Rejimi ile mücadele edeceğini duyurduğunu,
  • Darbenin ikinci günü Yunan Ordusunun Pafos’a ilerlediğini öğrendiğini,
  • Cuntacıların eline düşmektense adayı terk etmenin daha doğru olacağını düşündüğü için kaçtığını,
  • Britanya resmî makâmlarının kendisine helikopter göndermeleriyle kendisini Pafos’tan Malta’ya ve oradan da Londra’ya getirdiklerini,
  • Londra’ya vardığında, cuntacıların BM’ye yaptıkları açıklamaları dehşetle dinlediğini,
  • Dünya kamuoyunu yanıltmaya ve kandırmaya çalıştıklarını,
  • Adada yaşananların Kıbrıs adası sakinleri arasında yaşanan uyuşmazlıklardan kaynaklı olmadığını,
  • Yapılanın resmen bir işgal ve bağımsız Cumhuriyetin egemenliğinin ihlali olduğunu,
  • Bunun zaten neredeyse tüm katılımcıların EOKA B terör organizasyonu mensubu olduğundan ortada olduğunu,
  • Yunan hükümetinin uçaklarıyla, Kıbrıs’a gece gündüz personel ve sivil kıyafetler taşıyıp, adadaki yaralıları alarak Yunanistan’a geri götürüyor olmalarından anlaşıldığını,
  • Darbenin bir katliam olup çok sayıda can aldığını,
  • Kıbrıs vatandaşlarının ağır direnişiyle karşılaştığını,
  • Bunun bir ihtilal yahut devrim olarak nitelenmesine imkan olmadığını,
  • Şu anda Yunan Hükümeti’nin adayı aşamalı olarak, personeli adadan seçmek suretiyle, terk edeceği beyanının hiçbir inandırıcılığı olmadığını,
  • Şimdiden makamları değiştirecekleri insanların yine kendi adamları olacağından emin olduğunu,

detaylarıyla anlatıyor, Başpiskopos.

“Kıbrıs Hükümeti olarak, Yunan makamlarını Milli Ordumuzu desteklemesi için davet edip, kendilerine bu kadar güvenip itimat edemem, üzülerek söylüyorum, benim hatamdır. Bu itimat ve güveni suiistimal ettiler. Adanın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak ve kuvvetlendirmek yerine, kendileri mütecaviz oldu.

Yunanistan’ın askerî rejiminin Kıbrıs’a ve özellikle Yunan Kıbrıslılara karşı güttüğü siyaset samimiyetsizdi. Bir ikiyüzlülük politikası olduğunu vurgulamak isterim.”  der Makarios, o Cuma günü…

 

Başpiskopos Kıbrıs Barış harekatımızdan bir gün evvel yaptığı konuşmasını ise şu satırlarla tamamlar:

“Daha evvel de açıklamış olduğum üzere, Kıbrıs adasında vuku bulanlar katiyen Kıbrıs Yunanlılarının iç çatışması değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmekte. Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve bunun sonuçlarından Kıbrıs adasının tüm sakinleri, Türk’ü de Yunan’ı da mağdur oluyor. Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs’ta bir barış gücü teşkilatı mevcut. Bu barış gücü teşkilatının bu gibi bir darbenin altında görevini ifa etmesi mümkün değildir. Güvenlik Konseyinin; Yunan askerî rejiminin, Kıbrıs Ordusunda görev yapan adamlarını geri çağırıp, bu işgale son vermesini talep etmesi gerekmekte.

Sanırım ki önünüze sunduklarımla gerçek vaziyetin çerçevesini çizdim. Güvenlik Konseyinin uygun bir kararının bu işgale son verip ihlal edilmiş olan Kıbrıs bağımsızlığı ile Kıbrıs halkının demokratik haklarının iade edileceğinden eminim.”

 

Tüm kavramlar tanıdık sanki…

Değil mi?

15 Temmuz

Darbe

Yardıma çağırılan terör organizasyonunun insan devşirmesi

Ortada suç olmadığı beyanları

Kananlar

Kanmayanlar

Kandırılanlar

Özür dileyenler

Pişman olanlar

Başkalarından medet umanlar

Kaçanlar

Direnenler

Mağdurlar

Ölenler

Yaralananlar

Önünü göremeyenler

Demokrasi feryatları

 

İşte bu ahval içinde bir koalisyon hükümeti daha fazla kan akmasını durdurmak;

tüm halkların sükun içinde yaşamasını temin için;

tereddüt etmeksizin

ve korkuya göğüs gererek;

sözde birleşen çok yıldızlı Milletlerin, orda üsleri olduğu halde yapmadıklarını…

yaptı!

Bu hükümet bir Türk hükümetiydi!

Ordusu Mehmetçiğiydi!

İlk hedef Akdeniz’di!

Yunan yine iş başında,

Hem de son derece küstahça.

Hemen arkasında da kim varmış?

Aaaaahaaaaah Almanya 🙂

İngiltereyse yine helikopterden seyirde…

Bu saatten sonra nota gerçekten müzikal bir kavramdan ibarettir.

Duruma BUGÜN sessiz kalan, yarın New York’ta dert yanar ancak.

Yanar yanmasına ama Türk olduğu için kimse dinlemez.

19 ayetini HAK yolunda okuyan selim beyinlerin,

kendi göbek bağımızı kendimiz kesmek durumunda olduğumuz mecburiyetini idrak ettiği günlerin

acı hasretiyle.

Türk Ordusu, 43 yıl önce Kıbrıs’a böyle çıkıyordu:

Çeviri ve şiir: Sibel Özyürük

 

Benil Sibel ÖZYÜRÜK
Benil Sibel ÖZYÜRÜKbenilsibelozyuruk@parlamentohaber.com